• 12.05.2020 00:00
  • (889)

 Sistem analizlerinde denge kavramı vardır.

Denge kavramı ise en kaba hatları ile ikiye ayrılır.

1-Kararlı dengeler

2-Kararsız dengeler

Kararlı dengelerde bir nedenden bir dengesizlik oluşursa sistemin iç mekanizmaları tekrar denge pozisyonuna dönerler.

Kararsız dengelerde ise dengesizlik oluştuğu anda sistemin kendi iç mekanizmaları ile dengeye tekrar dönüşü çok zordur.

Siyasi ve ekonomik yapılarında kararlı dengeler üretebilmiş ülkeler başarılı ülkelerdir.

İç yapıları kararlı dengeler üretemeyen ülkeler ise çok sıkıntılı ülkelerdir.

Türkiye maalesef kararsız dengeli ülkeler arasındadır, denge bozulduğu anda eğik zeminde dibe doğru kayma kaçınılmaz olabilir.

Türkiye’de bugün çok kararsız bir denge mevcuttur.

Denge derken neyi amaçladığımı açmaya gayret edeceğim.

Bir tarafta, geçen günlerde açıklanan bir raporda belirtildiği gibi, Türkiye’deki rejimin adı artık “de facto diktatörlüktür”; “de facto diktatörlük” diktatörlük yasal alt yapısı olmaksızın uygulamada diktatörlük demektir.

Tabi, bizim ülkemizde diktatörlüğün yasal alt yapısının hiç olmadığını iddia etmek de kolay değildir. 

Türkiye’de çok tartışmalı, şaibeli dememek için bu ifadeyi kullanıyorum, bir referandumla (atı alanın Üsküdar’ı geçtiği referandum) Cumhurbaşkanlığı Hükümeti sistemine (!) geçen ülkemizde kuvvetler ayrılığı ilkesi adeta tamamen rafa kalkmıştır, bir hukuk devleti yargısı kalmamıştır, sistemin Kâbe’si olması gereken TBMM işlevsizleşmiştir.

Bir taraftaki manzara-ı umumiye budur; öbür tarafta ise:

1-Tüm sıkıntılara rağmen yeni rejime muhalefet edebilen küçük bir basın yaşama mücadelesi verebilmektedir; bir-iki gazete, bir-iki televizyon kanalı çıkabilmekte, yayın yapabilmektedirler.

2-Türk Lirası hâlâ konvertibl bir paradır, 1989 tarihli 32 sayılı karar yürürlüktedir, sermaye hareketleri tüm engelleme çabalarına rağmen gerçekleşebilmektedir.

3-Anayasa Mahkemesinden ve Yargıtay’dan çok ender de olsa rejimi sinirlendirebilen kararlar çıkabilmektedir.

4-İnsanlar hâlâ bazı konuları protesto etmek için, dayak yemek, gözaltına alınmak, gazlanmak pahasına kısa süreler için gösteri yapabilmektedirler.

5-2019 yerel seçimlerde olduğu gibi hâlâ rejimin kaybettiği ve çok canını yakan seçimler yapılabilmektedir. 

6-HDP’li bir milletvekili işlevselliğini büyük ölçüde yitirmiş TBMM’de oturum yönetebilmektedir.

7-Anayasada hâlâ devletin temel nitelikleri arasında laiklik bulunmaktadır.
        
                                                                                XXX

Yazımın başlığında belirttiğim “Büyük uyumsuzluk” işte tam da budur, bir yanda “de facto diktatörlük” öbür tarafta ise hemen yukarıda saydığım yedi maddenin artık beraberce varoluşları (koegzistans) mümkün görünmemektedir.

Bu kararsız denge muhtemelen hâlâ ayakta durmaya gayret eden demokrasi ve hukuk kırıntılarını da yok etmeye adaydır.

1-Muhtemelen “medya virüsleri” temizlenecektir.

2-Ekonomide komuta ekonomisine geçişin eşiğinde olabiliriz.

3-Yüksek yargı kararlarının “hizaya sokulması” muhtemeldir.

4-Gösteri özgürlüğü konusunda tüm Türkiye’nin “Taksim’leşmesine” şaşmamak gerekebilir.

5-Yüzde yirminin üzerine çıkma ihtimali olan resmi işsizlik oranları ile yeni bir genel seçim de olmayabilir.

6-Muhalefet virüsleri de temizlenebilir.

7-İç siyasi ve hukuki dengelerde Diyanet ideolojisi çok daha ön plana çıkabilir.

Ve böylece, “de facto diktatörlük”, “de jure diktatörlüğe” dönüşür ve kurumsal anlamda daha tutarlı bir ülke haline geliriz.