• 27.11.2020 00:00
  • (436)

 Gazeteciler, yazarlar, muhalifler hakkında yaptıkları suç duyurularına, verilen mahkeme kararlarına kadar sirayet etmişti aylardır söyledikleri yalan.

Pandeminin ilk gününden bu yana Saray iktidarının “coronovirüsle mücadelede dünyanın en başarılı ülkesiyiz” diye gerine gerine ortalıkta dolaşmaları yalancı pehlivanlıklarındanmış meğer.

“Salgın kontrol altında” diye neredeyse sekiz aydır bu ülkede yaşayan 83 milyon insanı kandırmışlar.

Basit bir yalan değildi bu; insanların daha gevşek davranmalarına, vahim duruma gelmiş salgını yeteri kadar önemsememelerine böylece yüz binlerce insanın hastalanmasına, binlerce insanın ölmesine yol açacak bir yalandı bu. Nitekim öyle de oldu.

Sadece bu ülkedeki milyonlarca insanın yaşamını tehlike altına atmadılar, ayrıca tüm dünyadaki insanların hayatlarıyla oynamaya kalktılar.

Gerçek verileri saklayarak milyonlarca turist çağırdılar ülkeye.

Neyse ki Saray’ın yalanlarına Türkiye’de yaşayanlar kadar inanmadılar da bu yüzden çok azı geldi tatile.

Yani sadece bir ülke halkının değil, ülkeye gelme ihtimali olan milyonlarca turistin de sağlığını, yaşamını tehdit ettiler.

Elbette dünyanın en gelişmiş ülkelerinde de pandemi çok yaygın ve yüksek ölüm oranları var.

Ancak gelişmiş batı demokrasilerinde gerek hasta gerekse de ölüm verileri saklanmıyor, neredeyse fazlasıyla açıklanıyor.

Durumun fecaatine göre, salgının önüne geçmek için daha gerçekçi önlemler alınıyor.

Gelişmiş batı ülkelerinde kapatılan işyerlerine nakit yardım yapılıyor, sabit giderleri ödeniyor, çalışanlarının neredeyse yüzde 60-70 gibi maaşlarının önemli bir bölümü ödeniyor.

Türkiye’de ise halka pazarlanan “başarılıyız” yalanına karşılık kapatılan işyerlerine en küçük bir yardım yapılmadı.

En fazla kredi vererek borçlandırdılar. Ancak pandemi fırtınası değil bitmek, daha da arttığı için şimdi vadesi gelen kredi ödemelerini de yapamaz durumdalar.

İşyerleri kapanan, ücretsiz izne çıkartılan kayıtlı çalışanlara ise asgari ücretin yarısını bile ödeyemiyor Saray iktidarı.

Ama kendilerine yalandan bir dünya kurmuşlardı “pandemiye karşı başarılı bir mücadele yürütüyoruz” diye.

Dünyanın hiçbir ülkesinde “hasta” ve “vaka” ayırımı yapılmıyordu. Ama Türkiye böyle bir ayırım uydurmuştu; “Biz hasta sayılarını açıklıyoruz, vaka sayılarını açıklamıyoruz” diye.

Sağlık Bakanı Koca’nın üniversite hocaları bile kendi öğrencilerinin gerçekleri saklamak adına yaptığı bu bilim dışı ayrımı kınıyorlardı:

“Biz ona hasta ile vakanın ayrı şeyler olduğunu öğretmedik. Biz derslerde ‘hasta eşittir vaka’ diye anlattık hep.”

Türk Tabipler Birliği de “vatan haini”, “terörist” yaftalamalarını göze alarak gerçek verilerin açıklanması istiyor, ulaştığı gerçek verileri sık sık kamuoyuna aktarıyordu.

Ortaya çıkan veriler, halka çok büyük yalan söylendiğini ortaya çıkartıyordu.

Hasta sayılarını bakanlık birkaç binlerle açıklarken, TTB’nin ortaya çıkardığı veriler 30 binleri, 20 binleri gösteriyordu.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu da iktidarın açıkladığı ölüm sayılarının ne kadar gerçekten uzak olduğunu yüzlerine bir şamar gibi vuruyordu.

Bakanlığın Türkiye genelinde açıkladığı 100’ün üzerindeki ölü sayısının birkaç katının sadece İstanbul’da “salgın hastalık” nedeniyle o gün toprağa verildiğini söylüyordu.

Son birkaç gündür bakanlık açıkladığı resmi hasta sayısını hızla iki binlerden altı binlere doğru çıkardı ve sonunda vaka sayılarıyla birlikte açıkladı.

İktidarın küçük ortağı Bahçeli, büyük yalanın ortaya çıkmasından bir gün önce bile bakanlığın yalanlarını ortaya çıkartan İmamoğlu’na saldırıyordu:

“Özellikle vaka ve vefat sayılarıyla ilgili korku uyandıranların bize göre niyeti kötüdür. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın Sağlık Bakanlığı’nın verilerini tekzip eden laçka açıklamalarının itibar edilecek hiçbir yanı yoktur.”

Daha bir gün geçmeden anlaşıldı ki aslında itibar edilmemesi gereken, yalan söyleyen Saray iktidarıymış.

Bakanlığın açıklamak zorunda kaldığı günlük resmi vaka sayısı 30 bine yakındı.

Ancak bu bile inandırıcı değildi. Çünkü TTB’nin elindeki verilere göre aynı gün sadece Ankara’daki vaka sayısı 15 bine yakındı.

Sekiz aydır açıkladığı verilerle koskoca bir ülkenin insanını kandıranlar kendi yalanlarını yaptıkları suç duyurularına, verilen mahkeme kararlarına da malzeme yaptılar.

Geçtiğimiz Mayıs ayında Artı Gerçek yazarı Ragıp Zarakolu’nun “Makus kader” başlıklı yazısının Erdoğan ve Menderes görselleriyle birlikte kullanılmasından bir “darbe çağrısı” çıkarmışlardı.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, bu yazıyla ilgili suç duyurusuna coronovirüsle başarı hikayesini de sıkıştırmıştı:

“Bu yayın ve tehditler aynı zamanda içinden geçmekte olduğumuz küresel salgın sürecinde ülkemizin devleti ve milletiyle birlikte yürüttüğümüz mücadeleyi de hedef alarak başta yürütülen başarılı mücadeleye önderlik eden Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere tüm milletimizin moral ve motivasyonunu düşürmeyi, halk arasında korku ve tartışma yaratarak kamu barışını bozmayı amaçlamaktadır.”

Gerçekten de kendi söyledikleri yalana kendileri de inanmışlardı ya da seri halde yalancıydılar.

Ertesi gün aynı yazıyla ilgili suç duyurusunda bulunan Erdoğan da kendi söylediği yalanın arkasına saklanıyordu:

“Bu yayın ve tehditler aynı zamanda içinden geçmekte olduğumuz küresel salgın sürecinde ülkemizin devleti ve milletiyle birlikte yürüttüğü mücadeleyi de hedef alarak başta yürütülen en başarılı mücadeleye önderlik eden Sayın cumhurbaşkanımız olmak üzere tüm milletimizin moral ve motivasyonunu düşürmeyi, halk arasında korku ve tartışma yaratarak kamu barışını bozmayı amaçlamaktadırlar.”

Kendi yalanlarına inanmakta ya da seri yalan söylemede hiç yaratıcılıkları yok; görüldüğü gibi kendi yalanlarını aynı cümlelerle tekrarlamışlar.

Hatırlayacaksınız, İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un Boğaziçi Öngörünüm Bölgesi’nde yaptığı imar yolsuzluğunu Cumhuriyet gazetesi ortaya çıkartmıştı.

Altun’un başvurusu üzerine İstanbul Anadolu 8. Sulh Ceza Hakimliği “erişim engeli” getirmişti bu habere.

İşte Sulh Ceza Mahkemesi de bu usulsüzlük haberine erişim engeli getirirken “coronavirüsle başarılı mücadele” yalanına sığınmıştı:

“Tüm dünyanın içinde bulunduğu salgın bir hastalık olan koronavirüsle mücadelede birçok Avrupa ülkesinin başarısız olmasına rağmen ülkemizin mücadeledeki başarısını sekteye uğratmak ya da gizlemek için sıradan bir olayı sırf milletimizin ve devletimizin mücadeledeki başarısını göstermemek için dikkatleri başka yönlere çekerek itibarsızlaştırmaya çalışıldığı…”

Ancak Sağlık Bakanlığı önceki gün kısmen de olsa gerçekleri açıklamak zorunda kalınca ortaya çıktı ki, yazılan başarı öyküleri koskocaman bir yalanmış.

Resmi verilere göre bile pozitif vaka sayılarında Türkiye Avrupa birincisi çıktı.

Dünya sıralamasında ise pozitif vaka sayıları açısından ABD ve Hindistan’dan sonra en kötü durumdaki ülke Türkiye çıktı.

Aylardır uydurma başarı öyküleri yazılıp gerçekler halktan gizlenmiş.

Ancak utanma duygusunu yitirmiş, ar damarını çatlatmış bir iktidar olma anlayışının bu saatten sonra kimseden çıkıp özür dilemesini ya da sorumluların istifasını beklemek ham hayal olur.

Yalanlarla milyonlarca insanın sağlığını tehlikeye atanların, daha fazla ölümlere neden olanların hesabını elbette halk eninde sonunda soracaktır.

Saray iktidarının yalanları artık hayatın her alanında ortaya fışkırıyor, gerçekler gizlenemez oluyor.

Çünkü gerçeklerin eninde sonunda ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır.

İktidarlarını yalanlar üzerine kuranlar, yalan denizinde yüzenler eninde sonunda gerçeğin kayalıklarına çarpacaklardır; çarpıyorlar da.