• 4.02.2020 00:00
  • (467)

  Ak-troller ürettikleri yalanları photoshoplu görüntülerle sosyal medyaya sürüyor…

“Saray beslemesi” medya bu yalanları haber yapıp ikinci kez dolaşıma sokuyor…

Cumhurbaşkanı Erdoğan da Ak-trollerden başlayıp besleme medyaya uzanan yalanlar dizisi üzerinden siyaset üretip muhalefete saldırıyor.

Bir süredir Erdoğan’ın muhalefete açtığı savaşta tek cephanesi Ak-trollerin ve “Saray beslemesi” medyanın ürettiği yalanlar.

Saray iktidarı Türkiye’yi öyle beter bir hale getirdi ki Erdoğan’ın gerçekler üzerinden siyaset yapma şansı kalmadı.

O yüzden yalanlar üzerinden sahte bir gündem yaratma, bu yalanlarla muhalefetin siyaset alanını tümüyle kapatma çabasında.

Pandemi patladı… Saray iktidarının bir başarı hikayesi çıkarmaya çalıştığı Covit-19 salgınını değil “iyi yönetmek”, tam aksine yüzüne gözüne bulaştırdığı, salgının ülkeyi nasıl kanserli bir hücre gibi sardığı artık sayısal verileriyle ortalığa saçılmaya başladı.

Enflasyon patladı… TUİK’in makyajlı verileri bile hayat pahalılığından insanların ceplerinin nasıl yandığını gizlemeye yetmiyor.

İşsizlik de patladı… Zaten yüksek olan işsizlik verilerine salgın koşullarında binlerce, milyonlarca yeni işsizler ordusu eklendi.

Saray iktidarı ekonomiden sağlığa kadar her alanda salgına karşı yurttaşlarını “Allah’a emanet” edip kenara çekildi.

Çünkü har vurulup harman savrulan kaynaklar tükendi. Yurtdışından yatırımcı gelmesi bir yana, Katar dışında olanlar da kaçıyor. Ankara, yurtdışından tefeci faiziyle bile borç bulmakta zorlanıyor.

İşte bu tablo, Saray iktidarının kendi eliyle yarattığı çöküntünün acı gerçeklerine arkasını dönüp yalanları tercih etmesine yol açıyor.

AKP-MHP iktidarının gerçeklerden kaçarak yalanlar üzerinden siyaset üretmesinin çarpıcı bir örneği dün de yaşandı.

Ak-troller photoshoplanmış üç fotoğrafla üç yalanı piyasaya sürdü…

İlk fotoğrafta CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu “terörist cenazesine katılmış” gösteriliyor.

İkinci fotoğrafta ise Tanrıkulu “terörist mezarına çiçek koyuyor”.

Üçüncü fotoğrafta ise Tanrıkulu ve CHP Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin “ DHKP-C’li teröristin cenazesine katıldığı” iddia ediliyor.

Üçü de yalan.

İlk fotoğraf katledilen Tahir Elçi’nin cenaze töreninden. Photoshopla tabutun üzerine bir PKK bayrağı monte edilmiş.

İkinci fotoğraf ise TSK’nın katlettiği Roboski köylülerinin mezarından.

Üçüncü fotoğraf ise mayına basan bir yurttaşın cenaze töreninden. Ancak tabuta bir DHKP-C bayrağı kondurulmuş.

Tanrıkulu, TBMM’deki konuşmasında bu yalanları deşifre ediyor. CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel Genel Kurul salonunda bu yalanları AKP’lilerin yüzüne vuruyor.

Ancak yine de Erdoğan bu yalanlarla üretilmiş malzemeyi kullanmaktan kaçınmıyor.

Dün, Ak-trollerin uydurduğu, “Saray beslemesi” medyanın yeniden ürettiği bu yalanlara sarıldı yine Erdoğan. CHP’yi eleştirirken Tanrıkulu ile ilgili yalanı üçüncü kez dolaşıma soktu:

“Biz teröristlerle savaşırken, bunların milletvekilleri onların tabutlarına omuz vermek suretiyle ortaya çıktılar.”

Saray iktidarı kendi yarattığı çöküntünün gerçeklerine sırtını döndükçe, daha çok yalana, daha çok kaosa ihtiyaç duyuyor.

Korkulan şu ki, Türkiye 7 Haziran 2015 seçimleri ile 1 Kasım 2015 erken seçimi arasında sokulan kanlı, kaotik ve karanlık sürece yeniden itiliyor.

MHP’nin önerisi Saray’ın oluru ile affa uğratılan organize suç örgütünün lideri bir mafya bozuntusu ana muhalefet partisi lideri Kılıçdaroğlu’nu peşpeşe yazdığı üç mektupla tehdit ediyor; “fasulye sırığı” ve “bakla kazığı” ile tanıştırmaktan söz ediyor.

Bu kadar açık tehdide rağmen mafya bozuntusunun ifadesi bile alınmıyor.

Bu arada tehditleri nedeniyle mafya bozuntusunu sosyal medya hesabı üzerinden eleştiren bir yurttaşın gece yarısı evi basılıyor, gözaltına alınıyor, hatta tutuklanıyor.

Belli ki bu mafya bozuntusu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin protokol listesinin dokunulmazlık bölgesinde yer alıyor.

Saray beslemesi bir kalemşor, köşesinde “Çakıcı’yı kendisini tehdit etmesi için kışkırtan Kılıçdaroğlu’na bir suikast yapılacağını” ve bunun mafya bozuntusunun, dolayısıyla Saray’ın üzerine atılacağını iddia ediyor.

Hatta, Kılıçdaroğlu’na neredeyse öldürülmüş gözüyle bakarak ABD’de idam için elektrikli sandalyeye doğru giden kişiler için kullanılan “ölü adam yürüyüşü” benzetmesi yapıyor. Ardından da muhalefeti siyaset dışına iterek bir savaşın tarafı olarak gördüğünü açıklıyor:

“Hazırlıklı ve uyanık olmalı. Karşımızdaki Küresel Çete ve Türkiye’deki maaşlı elemanları demokratik bir rakip değil, artık düşman konumundadır ve ona göre muamele görmelidir.”

Evet aynen Saray’ın kafası da bu; muhalefet düşman, tutuklanan HDP’liler de savaş esiri!

CHP lideri Kılıçdaroğlu’nu linç etmek isteyenlerin iktidar tarafından neredeyse sırtları sıvazlanıyor, 1,5 yıl gecikmeyle çıktıkları mahkemede “isteseydik öldürürdük” deme cesaretini buluyorlar kendilerinde.

Kılıçdaroğlu’na mafya bozuntusunun iktidar lehine yaptığı hakaret ve tehditler sürerken İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na IŞİD tarafından yapılacak olası bir suikastın bilgileri saçılıyor ortaya.

Unutmamak gerekiyor ki Suruç’tan Ankara Gar katliamına kadar 7 Haziran-1 Kasım arasındaki kanlı, kaotik ve karanlık sürecin baş aktörü Türkiye tarihindeki en büyük katliamları gerçekleştiren IŞİD’di.

Türkiye’nin nasıl kaotik ve karanlık bir tünele adım adım sokulup kanlı bir sürece doğru itildiğini görmek için İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki sunumunda yer alan verilere bakmak yeterli.

Soylu’nun aktardığı verilere göre, 31 Mart yerel seçimlerinin ardından toplam 49 belediye başkanı görevden alınarak yerlerine kayyım atanmış.

93 belediye meclis üyesi ile 22 il genel meclis üyesi ve 85 köy muhtarı görevden alınmış.

11 Eylül 2016’dan bu yana hakkında işlem yapılan belediye başkanı sayısı 151’i bulmuş.

İki dönemde 73 belediye başkanına ilk derece mahkemeler tarafından 694 yıl 998 ay 338 gün hapis cezası verilmiş.

Malumunuz olduğu üzere bütün bu verilerde yer alanların hemen hepsinin HDP’li olduğunu söylemeye gerek bile yok.

11 Kasım’da AKP Grup Toplantısı’nda yaptığı toplantıda Erdoğan ekonomide, hukukta ve demokraside reform yapılacağını müjdelemişti!

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül de Erdoğan’ın reform müjdesinden feyz alarak hemen ertesi gün aşka gelmişti:

“Bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun.”

Bu ülkede kıyamet kopacağından ama bu Saray iktidarında adaletin asla yerini bulmayacağından emindik.

Bu nedenle 17 Kasım’da Artı Gerçek’te yayınlanan yazının başlığını “Sermayeye hukuki güvence, ahaliye acı reçete” başlığını atmıştık.

24 Kasım’da aynı konuda Artı Gerçek’te yayınlanan yazımız da “ Saray göstermelik bir reform bile yapamaz” başlığını taşıyordu.

Neyse ki Saray iktidarı bu öngörülerimizi açığa düşürmedi.

Hukuk ve demokrasi reformlarına TÜSİAD, TOBB VE MÜSİAD ile yani iş dünyasıyla görüşerek başladılar. Daha da öteye gidemediler. Gidemeyecekler de…

Saray’ın yapacağı hukuk ve demokrasi reformunun kırmızı çizgilerini, kendilerine kayyım olarak atanan MHP lideri Bahçeli belirleyecek.

Bahçeli ne kadar demokratsa, Saray’ın yapacağı hukuk ve demokrasi reformu da o kadar olacak.

Zaten Adalet Bakanı Gül’ün hukuk ve demokrasi nutukları attığı 12 Kasım’dan bu yana geçen 20 gün içersinde yaşananlara bakmak, reformların ne kadar göstermelik olduğunu gözler önüne sermeye yeter.

Başta İstanbul, İzmir, Ankara, Bursa, Diyarbakır, Şırnak, Van, Batman, Adana, Mersin, Antalya ve Mardin olmak üzere Türkiye’nin çeşitli kentlerinde yapılan operasyonlarda binden fazla HDP üye ve yöneticileri, gazeteciler, STK temsilcileri ve avukatlar gözaltına alındı.

Yani Saray iktidarı “reform” dediğinden bu yana günde ortalama 50 muhalif, gazeteci ve hukukçu gözaltına alınmış.

Saray iktidarı muhalefete karşı kolluk güçlerini, yargıyı da sopası olarak kullanarak muhaliflere, gazetecilere, hukukçulara saldırılarını giderek arttırıyor; siyasetin dilini ve biçimini her geçen gün sertleştiriyor.

Türkiye’yi yönetemez hale gelen, oyları her geçen gün düşen Saray iktidarı içine düştüğü çukurdan siyaseten çıkamayacağını iyi biliyor. Bu yüzden zorbalığa başvurarak muhalefeti siyasetin dışına atma yolunu deniyor.

Böylece “reform” diye diye Türkiye’ye daha büyük bir hukuksuzluk, sınırları daha da daraltılmış bir demokrasi koşulu dayatıyor.

Görünen o ki Saray rejimi iktidarını sürdürebilmek için 7 Haziran-1 Kasım seçimleri arasında Türkiye’yi soktuğu kaotik, kanlı ve karanlık bir süreçten daha da beterine sürüklemeyi hedefleyecek.

Bu arada Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen ucube rejim 2,5 yılını dolduruyor. Yeni rejimin hala bir protokol listesi yok.

Konuyla ilgili bir soru önergesi veren İYİ Parti Samsun Milletvekili Erhan Usta’ya “Sayın Cumhurbaşkanının önünde imzada, hala çıkmadı” karşılığı verilmiş.

Doğal olarak İYİ Parti’li Usta “Protokol listesinin olmadığı bir devlet olabilir mi” diye soruyor.

Bu Saray iktidarı özellikle uluslararası ilişkilerde başı sıkıştıkça “Burası Muz cumhuriyeti değil”, “Burası çadır devleti değil” demeyi pek sever.

El hak doğru; “Çadır devleti” desek ortada çadır bile yok. “Muz cumhuriyeti” desek ortada muz da yok!