• 22.12.2020 00:00
  • (431)

  “Çözüm süreci”nin bitirilip barış masasının devrilmesinden sonra iktidar ortaklarının en çok kullandıkları cümle oldu:

“HDP, terörle arasına mesafe koysun!”

Akla, hayale gelmedik yalanlarla HDP’yi kriminalize etmeye çalıştı AKP-MHP iktidarı; bu çabasını da giderek artan bir tempoyla sürdürüyor.

Diğer partilere olduğu gibi HDP’ye de yapılan hazine yardımının teröre finansman kaynağı olduğu iftirasını bile atıyorlar; hem de ellerinde tek bir kanıt olmadan.

Özellikle MHP lideri Devlet Bahçeli’nin nefret saçan zehirli dili; toplumun bir bölümünü kışkırtarak bütün HDP yöneticilerini, milletvekillerini, üyelerini hatta seçmenlerini bile kör kurşunların hedefi haline getiriyor.

“HDP, milletin vergilerinden oluşan hazine yardımlarının üzerine yatarak millete ihanet etmektedir. Üstelik aldığı paralar ihanet, mermi, şahadet olarak maalesef fatura edilmektedir… Yetim hakkı, gariban nafakası, yoksul parası, milletimizin alın teri teröristlerin kursağına gitmektedir. Bölücülere verilen bir liranın millete dönüşü gözyaşıdır, feryattır, acıdır, al bayrağa sarılı şehit tabutudur.”

Bahçeli’nin bu aklına uyan da sanacak ki; HDP devletin yaptığı hazine yardımıyla silah alıyor, mermi alıyor, askerleri, polisleri öldürüyor.

Bunun koskocaman bir yalan olduğunu Bahçeli de İçişleri Bakanı Soylu da adı gibi biliyor.

Gerçek olup olmaması önemli değil, bu iktidarda Hitler’in Propaganda Bakanı Goebbels’in damarı var; çamur at izi kalsın…

HDP’nin kazandığı belediyelere de “dağa para gönderiyor” diye iftira attılar.

Daha geçen gün TBMM’deki bütçe görüşmelerinde “oohhh, ooooh”lu konuşan İçişleri Bakanı Soylu da yıllardır söyleyip bir türlü kanıtlayamadığı aynı yalana sarılmıştı:

“Ohhh! Paralar PKK’ya gitmiyor, millete gidiyor.”

Gerçi her gün atadığı kayyımların yolsuzlukları, kayırmacıkları, hırsızlıkları, har vurup harman savurmaları ortaya çıktıkça Soylu’nun “millet”ten ne anladığı da ayan beyan çıkıyor ortaya.

Sırf bu ispatlayamadıkları iftira ile 2016’dan bu yana iki kez “kayyım dalgası” yaşattılar bu ülkeye. Demokrasinin temeli olan seçme ve seçilme hakkının dibini dinamitlediler.

2016’dan sonra HDP/DBP’nin kazandığı 102 belediyeden 92’sini görevden aldılar.

31 Mart 2019 seçimlerinde HDP bu belediyelerden büyük bölümünü geri aldı.

Bu kez ikinci “kayyım dalgası”nı yaşattılar; HDP’nin kazandığı 65 belediye başkanlığından neredeyse hemen hepsine kayyım atadılar.

Bu süreçte HDP’li eş başkanlar, meclis üyeleri gözaltına alındı, kimi tutuklandı, kimi de mahkûm oldu.

70’ten fazla HDP’li belediye eş başkanına 700 yıldan fazla hapis cezası verdiler.

Ancak hiçbir davada, hiçbir mahkûmiyet kararında “PKK’ye para gönderiyordu” iddiası ya yer almadı ya da kanıtlanamadı.

Ancak iktidar sözcüleri aynı yalanları hem de Meclis kürsüsünden söylemeyi sürdürüyorlar.

İşte bu yalanlara dayanarak Saray’ın küçük ortağı MHP’nin lideri Bahçeli, “HDP bir daha açılmamak üzere kapatılmalıdır” talebini yeniden ısıtıp siyaset sahnesine sürdü.

MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın bir adım daha ileri gidip Ruanda katliamının simgesini kullanarak saldırdı HDP’ye:

“Terör örgütü HDP/PKK kâmilen itlafı gereken bir siyasi haşere sürüsüdür.”

Yani MHP’li Yalçın, HDP’lileri “topluca katledilecek böcek sürüsü” olarak görüyor.

Bu sözler üzerine HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, MHP’li Yalçın’ın HDP için kullandığı “itlaf edilecek haşere sürüsü” ifadesinin uluslararası hukukta insanlığa karşı suç tipi dahilinde değerlendirilen bir tanımlama olduğunu anımsatmıştı:

“Yakın tarihte en ağır, en vahşi soykırım Ruanda’da yaşandı. Bu soykırım Nisan 1994’te başladı, tam 100 gün sürdü, 100 günde 800 bin insan katledildi. Bu soykırıma giden yolun taşları nasıl döşendi, biliyor musunuz? Hutu milislerinin başlattığı katliamların propagandasını yapmak üzere RTLM adında bir radyo kurulmuştu. Soykırım boyunca Tutsilere, ılımlı Hutulara ve muhaliflere karşı nefret söyleminde bulunarak saldırı zemini hazırlıyorlar ve tam anlamıyla bir soykırım propagandası yapıyorlar. Radyo yayını sırasında Tutsileri ‘hamam böcekleri’ olarak nitelendirerek, ezilmeleri, öldürülmeleri, yok edilmeleri çağrısında bulunuyorlar.”

Bu konuda Türkiye’nin önemli uzmanlarından biri olan Sancar, Ruanda için uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kurulduğunu ve bu radyo yöneticilerinin; soykırım, soykırıma teşvik, yardım ve yataklık gibi suçlardan yargılandığını, en az 30’ar yıl ağır cezalara çarptırıldıklarını da eklemeyi ihmal etmiyor.

Bu açıklama bile Bahçeli’yi durdurmaya yetmiyor, yardımcısının “haşereli”, “itlaflı” sözlerine bir kez daha destek veriyor:

“Zehirli haşeratla mücadele milli haysiyete muhteşem hizmettir.”

Belli ki Cumhur İttifakı oy kaybettikçe, Erdoğan’ın yeniden Cumhurbaşkanı seçilme şansı azaldıkça MHP’nin genetik hafızası hortlamış.

Beyazıt’tan Bahçelievler’e, Çorum’dan Maraş’a, Türkiye’yi 12 Eylül faşist askeri darbesine götüren kanlı yolun taşlarını döşeyen vahşi katliamlarda MHP’nin, legal ya da illegal yan kuruluşlarının parmak izi vardır.

O yıllarda MHP’nin başında “Başbuğ Türkeş” vardı.

İşin talihsiz yanı şu ki; ülke tarihinin en kanlı katliamlarından biri olan Maraş’ın 42. yıldönümünde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, hatırı sayılır bir heyetle Başbuğ’un eşi Seval Türkeş’i ziyaret etti.

Kılıçdaroğlu’nun, Maraş katliamının yıldönümüne denk gelen, küçük siyasi hesaplar üzerine kurulu bu ziyareti, başta Aleviler olmak üzere toplumun ilerici, demokrat kesiminin haklı tepkisini çekti.

Gelinen nokta itibariyle HDP’ye “terörle arana mesafe” koy çağrısı ne kadar anlamsızsa, geçmişteki Maraş katliamının yıldönümünde, günümüzde Ruanda katliamını anımsatan çağrıları nedeniyle MHP’ye bir uyarı yapmak o kadar yerinde olur:

MHP, katliamlarla arasına mesafe koysun!