• 6.01.2021 00:00
  • (340)

  Anket sonuçlarına göre her geçen gün oy yitiren Saray iktidarının çaresizlikten başvurduğu yöntemler giderek trajikomik bir hal alıyor.

Bir yandan gerçekleri halktan saklamaya çalışıyorlar, diğer yandan da kendi çıkardıkları yasalarla geçmişlerini temizlemeye uğraşıyorlar.

Buyurun size EngelliWeb’in duyurduğu son haber.

Bilal Erdoğan’ın Kartal İmam Hatip Lisesi’nden arkadaşı Aykut Emrah Polat Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) pazarlık usulüyle yaptığı inşaat ihalesini 280 milyon TL’ye kazanmıştı.

11 Ağustos’ta İstanbul Anadolu 7. Sulh Ceza Hâkimliği bu haber hakkında “erişim engeli” kararı veriyor.

Aynı mahkeme 2 Eylül’de bu habere “erişim engeli” getirdiğine ilişkin haberlere de “erişim engeli” getiriyor.

Yine aynı mahkeme şimdi de “erişim engeli” getirdiğine dair haberlere “erişim engeli” getirdiğine dair haberlere de “erişim engeli” getiriyor.

Bu kadar “erişim engeli kararına erişim engelinin engeli” kafaları karıştırabilir; biraz açalım.

Aslında aynı haberle ilgili üç “erişim engeli” kararı var.

Birincisi; Bilal Erdoğan’ın okul arkadaşının ihale almasına ilişkin haberlere “erişim engeli” getiriliyor.

İkincisi; bu habere ilişkin “erişim engeli” getirildiğine ilişkin haberlere “erişim engeli” getiriliyor.

Üçüncüsü de; bu habere gelen ikinci “erişim engeli”ne ilişkin haberlere gelen “erişim engeli” oluyor.

Artık bu “erişim engeli” komedisi öyle bir hale geldi ki, bir mahkeme, diğer mahkemenin kararına “erişim engeli” getiriyor.

Bu Saray iktidarının yarattığı sansür düzeninin bir parçası. Gelelim bu sansür düzeninin artık gözle görünür hale gelen diğer parçasına.

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM’de görüşülmekte olan 2021 Bütçe Kanunu’na ilişkin teklif üzerine “geniş” bir çevrede büyük ilgi gören bir konuşma yapmıştı.

Aslında fazla yeni bir şey yoktu Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında. Sadece meramını daha net cümlelerle anlatmış, daha kolay anlaşabilecek bir sistemle, daha kararlı ve daha inandırıcı konuşmuştu.

2021’in ilk günlerinde Metropoll Araştırma Şirketi 2020 Aralık’ına ilişkin “Türkiye’nin Nabzı” başlıklı araştırmasının sonuçlarını açıkladı.

Metropoll’ün araştırmasında bu konuşmaya ilişkin bir soru da yer almış.

İlk bakışta basit görünen ama sonuçları çok değerli olan bir çalışma yapmış Metropoll; “Kılıçdaroğlu’nun bu konuşmasından haberdar mısınız” diye sormuş.

“Evet, haberdarım” diyenlerin oranı yüzde 34, “Hayır, haberdar değilim” yanıtı verenlerin oranı ise yüzde 59.2.”

Kılıçdaroğlu’nun bu konuşmasından AKP’lilerin yüzde 18.7’si, CHP’lilerin ise yüzde 58.5’i haberdar olabilmiş.

İşte bu da Saray iktidarının yarattığı konvansiyonel medya düzeninin çarpıcı sonucudur.

Saray; kapısına bağladığı gazetelerle, televizyonlarla; kapattığı ya da kontrolüne aldığı sosyal medya platformlarıyla ülke insanlarını Türkiye’den ve dünyadan habersiz bırakarak, yalanlarla uyutarak iktidarını sürdürmek istiyor.

Erken ya da zamanında, iki yıl içerisinde başka bir kaza-bela olmazsa Türkiye’nin önünde bir seçim var.

Saray iktidarı için gelen anket sonuçları hiç de parlak değil; hemen hemen bütün araştırma şirketlerine göre AKP oyları erimekte, Erdoğan’ın bugünkü koşullar içerisinde yeniden başkan seçilmesi imkânsız görülüyor.

2021’in ilk anket sonuçlarını, yukarıda da sözünü ettiğimiz Metropoll Araştırma Şirketi açıkladı önceki gün.

Özer Sencar gibi güvenilir bir araştırmacının başında olduğu Metropoll’ün açıkladığı sonuçlar, gerçekten de Saray’ı ürkütecek nitelikte.

Ankete katılanların yüzde 57’si parlamenter sisteme geçişi isterken, yüzde 34.5’i bu ucube sistemde kalınmasını savunuyor.

Bugün cumhurbaşkanlığı seçimi olsa yüzde 43.3’ü Erdoğan’a oy vereceğini, yüzde 50.7’si vermeyeceğini belirtiyor.

Söz konusu araştırmaya göre Pazar günü seçim olsa halkın oy tercihleri yüzde olarak şöyle şekillenecek:

AKP: 30.6, CHP: 20, İYİ Parti: 8.9, HDP: 8.7, MHP: 6, DEVA: 1.7, Gelecek: 1.3.

Seçmenlerin yüzde 21.3’ü de kararsız ve protestocu görülüyor araştırmada.

Genelde yapıldığı gibi bu çalışmada da kararsızların partilere eşit olarak dağıtılması durumunda Cumhur İttifakı yüzde 46.5 gibi görünüyor. Muhalefetin oyları ise yüzde 50’yi aşıyor.

Ancak Saray iktidarının durumu görünenden daha kötü. Çünkü birçok araştırmaya göre AKP’nin kararsızlardan alacağı oy eşit ağırlıktan çok daha az olacak.

Bu koşullarda AKP’nin erken ya da zamanında seçime gidebilmesi için iki “güvencesi” olması gerekiyor.

Birincisi, medyadaki son bağımsız ve muhalif gazetelerle televizyonları tümüyle susturmak, sosyal medyayı ya kontrol altına almak ya da kapatmak.

İkincisi de sandığa giren oylar ne olursa olsun, sandıktan kendi istediği sonucu çıkartabileceğine inanması.

Bağımsız ve muhalif medya, gücünün sonuna kadar iktidarın baskısına direniyor.

Ancak Saray iktidarı da devlet olmanın bütün enstrümanlarını kullanarak tümüyle kontrol edemediği bütün medya mecralarını tamamen etkisiz hale getirmeye çalışıyor.

Son yaşanan Olay TV deneyimi de bu anlayışın çarpıcı bir örneği.

Bu alanda güçleri birbirine hiç de denk olmayan iki yapı bilek güreşini sürdürüyor. Bağımsız ve muhalif medya iktidarın, yargının bütün tehditlerini göze alarak direnişini sürdürüyor.

Ama bunun yeterli olacağını düşünmek elbette isabetli olmaz.

Muhalefet partileri erken ya da zamanında yapılacak seçimlerde bütün bağımsız medyanın susturulabileceğini göz önüne alarak halka ulaşacak yeni iletişim yöntemleri geliştirmek zorunda.

Yoksa alanlara çıkamadığı, seçmen kitlelerine ulaşamadığı bir seçim ortamıyla karşı karşıya kalabilir.

Gelelim ikinci konuya; o da seçim güvenliği.

Geçmiş seçim pratikleri de gösteriyor ki, seçmen kayıtları, oyların kullanımı ve sayımı konusunda iktidar her seçim daha da kendi lehine olacak bir ortam yaratıyor.

Artık seçim sonuçlarıyla daha büyük oranda oynayabilecek bir güç ve organizasyon var muhalefetin karşısında.

Herhalde yapılması olası seçim hilelerini ortadan kaldırmak için kimsenin başvurabileceği bir Yüksek Seçim Kurulu (YSK) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) olduğunu düşündüğünü sanmıyorum.

Bu koşullarda muhalefetin üstüne önemli sorumluluklar düşmektedir, hiç değilse eşit ve adil bir seçim için.

Birincisi, seçim yaklaştıkça iktidar, bütün muhalefetin propaganda faaliyetlerini engelleyecek, seçmenle iletişim kurma koşullarını ortadan kaldırabilecek girişimde bulunabilir.

Hemen şimdiden bir güç birliği yapılarak muhalefetin alternatif iletişim kanallarını oluşturması gerekmektedir.

İkincisi de bütün muhalefet bir araya gelerek, değil erken, baskın seçim koşullarına göre bütün sandıkları kontrol altına alabilecek bir organizasyon sağlamalıdır.

Geçen seçimlerde bu girişimin başarılı örnekleri görüldü.

Şimdi muhalefete düşen yapacağı güç birliğiyle seçmenin önüne konulan 185 bine yakın sandığa hâkim olabilecek eğitilmiş gönüllü ordusu kurmaktır.

Elbette muhaliflerin aynı zamanda özellikle Saray iktidarına karşı olan seçmeni sandıktan uzaklaştıracak söylemlerden, girişimlerden uzak durması da gerekmektedir.

“Bunlar seçimle gitmez” diyenlere de küçük bir not:

Eğer muhalefet bu birlikteliği ve örgütlenmeyi gerçekleştirirse, kaybettiğini kabul etmeyerek iktidarda kalmayı direnenleri de silip süpürür.

İşte bu yüzden mesele anket sonuçlarında değil, seçim sürecinde kitlelere ulaşabilmekte, seçim hilelerini önleyebilmekte ve sonuçlarına direnenleri demokratik yollarla hak ettiği yere yollamaktır.