• 12.01.2021 00:00
  • (412)

  İddianameye bakılırsa suçları çok büyük!

Savcı her bir sanık için teker teker sıralamış suçlamalarını.

Bir kez devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma…

37 kişiyi öldürme, 31 kişiyi öldürmeye teşebbüs…

24 kez yağma, 38 kez alıkoyma, bin 750 kez alıkoymaya teşebbüs, 397 kez yakarak mala zarar verme, bin 60 kez kamu malına zarar verme, 503 kez yakarak kamu malına zarar verme…

53 kez işyeri dokunulmazlığını ihlal, 294 kez geceleyin işyeri dokunulmazlığını ihlal, 26 kez geceleyin açıktan hırsızlık, 20 kez açıktan hırsızlık, 114 kez hırsızlık, 272 kez geceleyin hırsızlık, beşer kez basit yaralama, 43 kez silahla basit yaralama…

264 kez ibadethanelere zarar verme, bir kez düşük yapmaya neden olma, 24 kez bayrak yakma, 25 kez 5816 sayılı Atatürk’ü Koruma Kanunu’na muhalefet ve suç işlemeye tahrik…

Savcı 27’si tutuklu, altısı adli kontrollü, 75’i yakalamalı olmak üzere toplam 108 şüphelinin her biri için ayrı ayrı rekor ceza istiyor; 29 ayrı suçtan 38’er kez ağırlaştırılmış müebbet ve 19 bin 680’er yıl hapis…

Belli ki bu iddianame konjonktüre uygun olarak HDP’yi kuşatma, baskılama, aşağılama, belki de kapatmak için altyapı oluşturma, kriminalize ederek muhalefette oluşacak bir cepheyi şimdiden dağıtma amacını güdüyor.

Kesin olarak bu girişimin birinci amacı bu ama diğer yandan da AİHM’in Demirtaş hakkında kesin olarak verdiği “derhal serbest bırakılmalı” kararını boşa düşürmek gibi beyhude bir amaç taşıyor.

Yani koskocaman bir torba atarak PKK/KCK’den HDP’ye oluşan bir hatta bütün yapıları birbirine bağlayarak hepsine “terörist” muamelesi yapmak amaçları.

Hem etinden, hem sütünden, hem derisinden, hem dişinden, hem tırnağından, hem kemiklerinden yararlanmayı hedefleyen çok amaçlı bir iddianame bu.

İddianamede suçlanan kişiler hakkında bazı itirafçı ifadeleri, bazı demeçleri ve bolca da internet haberlerinden derlenmiş ekran görüntüleri var.

En çok alıntı da ANF’den yani Fırat Haber Ajansı’ndan yapılmış.

Ama bu ajansın sitesinden alınan her ekran görüntüsünün altına “PKK/KCK silahlı terör örgütü ile iltisaklı ANF isimli internet sitesinde…”, “… başlıklı sözde haberin paylaşıldığı…” diye notlar düşmeyi de ihmal etmemişler.

Yani iddianamenin diliyle söylersek “PKK/KCK ile iltisaklı ANF’nin sözde haberleri”ni şüpheliler hakkında delil olarak kabul etmişler.

İddianameyi okumadan önce savcıların ve hâkimlerin “PKK/KCK ile ilintili bir ajansın sözde haberlerine” bu kadar itibar edeceklerini tahmin etmek mümkün değildi.

Şöyle bir göz atınca insan “ANF olmasa bu iddianameyi yazamayacaklardı herhalde” demekten kendini alamıyor.

Bu iddianamenin ne kadar boş, ne kadar altyapısız, ne kadar ölçüsüz olduğunu anlamak için en ağır biçimde suçlanan 108 kişiden sadece birisine bakmak bile yeterli derecede aydınlatıcı olacaktır.

İddianamenin mantığına göre 6-8 Ekim 2014’te, yani üç gün içersinde 35 il, 96 ilçe ve 131 yerleşim yeri dolaşıp 37 kişiyi öldürme, 31 kez öldürmeye teşebbüs etme, yağma, yakma ve benzeri 29 ayrı suç işleyenlerden biri de Suriye’de kurulu PYD’nin (Demokratik Birlik Partisi) eski Eş Genel Başkanı Salih Müslim.

Peki, Salih Müslim hangi ara Türkiye’ye gelip bütün bu suçları nasıl işlemeyi başarmış?

İşte iddianamede bunu görmek pek mümkün değil.

Müslim’in adı 3 bin 500 sayfayı aşan iddianamenin yedi yerinde var; bunlardan üçü basında çıkan haberlerin kupürlerinde, ikisi Ayhan Bilgen’in cep telefonundaki fotoğraflarda ve ikisi de örgütle olaylar arasında ilişkinin değerlendirildiği bölümlerde.

Örneğin Kobane için KESK öncülüğünde yapılan bir eylemle ilgili haber var iddianamede.

Bu habere göre Sebahat Tuncel iktidara “Eğer samimiysen PYD Eş Başkanı Salih Müslim ile yaptığın görüşmelerde verdiğin sözleri tut” çağrısı yapıyor eylemde.

Başka bir örnek… İddianamede yer alan bir habere göre dönemin BDP Milletvekili Hasip Kaplan bir konuşmasında Güney Kürdistan’da PYD Eş Başkanı Salih Müslim ile görüştüğünü söyleyerek “Bana ‘Cizre halkına en sıcak selamlarımı götür, bizim yanımızda olduklarını biliyoruz’ dedi” diye bir aktarım yapıyor.

Bir de iddianamede Ayhan Bilgen’in cep telefonu taramasında Salih Müslim’in iki fotoğrafının bulunduğuna ilişkin not var:

“PKK/KCK silahlı terör örgütünün Suriye uzantısı olan PYD (Demokratik Birlik Partisi) sözde lideri Salih Müslim Muhammed isimli terör örgütü mensubunun fotoğrafının olduğu…”

İddianamede bir de “araştırma tutanağı” var.

“Soruşturma kapsamında isimleri tespit edilen şüphelilere ilişkin daha önceden ve halen özellikle PKK silahlı terör örgütünün propagandasını yapmak ve örgüt ile bağlantılarını gösteren eylemlere ilişkin sabıka araştırma kayıtları” bölümünde Müslim için tek bir not düşülmüş:

“20- Salih Müslim Muhammed (Müslim-Ayşe oğlu, 03.03.1951 doğumlu Ayn El Arab doğumlu Suriye uyruklu) isimli şahıs hakkında yapılan çalışmada; kırmızı bülten ile arandığı tespit edilmiştir.”

O kırmızı bülten de ayrı bir hikâye, o kadarına girmeyelim ama sadece Interpol tarafından kabul görmediğini söylemekle yetinelim.

Görüldüğü gibi iddianamede Müslim’in hangi ara Türkiye’ye gelip 6-8 Ekim 2014’te iddianamede yer alan hakkındaki 29 ayrı suçu nasıl işlediği belli değil.

Ama iddianamede anılan 6-8 Ekim 2014 tarihinden sonra da Türkiye’ye geldi Salih Müslim, hem de bunca suçu işlediği iddia edilen tarihten yaklaşık sekiz buçuk ay sonra…

Hem de Dışişleri Bakanlığı’nın davetlisi olarak gelmiş ve daha önce kullandığı Erbil ya da Süleymaniye üzerinden değil.

Müslim’in bunca suçu (!) işledikten sekiz buçuk ay sonra Ankara’ya gelebilmesi için özel izinle bir sınır kapısı bile açılmış.

Bunu biz söylemiyoruz, daha önce Yeni Şafak’ta köşe sahibi olan bugünün Hürriyet Yazarı Abdülkadir Selvi söylüyor.

7 Temmuz 2015’te Yeni Şafak’taki köşesine “Salih Müslim’in Türkiye trafiği ve İncirlik Üssü” başlıklı bir yazı yazmış Selvi.

Yazısında önce bazı kulis bilgileri veriyor:

“Ancak PYD konusunda bir tavır değişikliği gözleniyor.

“Bunu geçen hafta bir grup gazeteci ile bir araya gelen devlet yetkilisinin, ‘PYD, rasyonel bir aktör olabilir’ şeklindeki sözlerinden öğrenmiştik.

“Devlet yetkilisi ‘PYD ile uzlaşmak mümkün. IŞİD ile PYD arasında çok büyük fark var. PYD’nin rasyonel ve muhatap alınabilecek bir aktör olduğunu düşünüyoruz. Rasyonel davranırsa uzlaşma mümkün’ demişti.”

Selvi, yazısının ilerleyen bölümlerinde Müslim’in 6-8 Ekim 2014 Kobane olaylarından sekiz buçuk ay sonra resmi görüşme yapmak için 20 Haziran 2015’te Türkiye’ye geldiğini aktarıyor:

“Salih Müslim’e ikinci bir kredi daha açıldı. Salih Müslim geçen hafta 24 saatliğine Ankara’daydı. Yurtdışına giderken Erbil ya da Süleymaniye’yi kullanan PYD lideri 20 Haziran Cumartesi günü kendisine özel izinle açılan bir sınır kapısından girip Mardin üzerinden Türkiye’ye geldi. Müslim’in Mardin üzerinden Ankara’ya geldiği yönünde bir kulis bilgisine ulaştım.”

Bir kulis notu daha aktarıyor Yeni Şafak’taki yazısında Selvi:

“PYD konusunda duyarlılığı yüksek kesimlerde PYD ile IŞİD birbirinden ayırıyor. PYD ile irtibat kurulabileceğini söylüyor. ‘Güneyde bir topluluk var. Bunları yok saymak ya da muhatap almamak söz konusu değil. Geçmişte Talabani ve Barzani’ye uygulanan bir sistem var. Salih Müslim’le de irtibat kurulabilir. Bunun için Salih Müslim’in açıklamalarının bir düzene girmesi lazım. Salih Müslim Türkiye’nin hassasiyetlerine saygı gösterir, açıklamalarında özenli davranırsa o zaman irtibat kurulabilir’ diyorlar.”

Yani 2015’te özel izinle sınır kapısı açıp Ankara’da resmi görüşme yapan ve “irtibat kurulabilir” bulan AKP anlayışı bugün kalkmış bu davetten sekiz buçuk ay önce Ekim 2014’te yaşanan Kobane olaylarından dolayı Salih Müslim hakkında bugün 38 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 19 bin 680 yıl hapis cezası istiyor.

Şimdi iddianamenin ciddiyetine uygun bir dille sormanın tam zamanı; n’etti la bu Salih Müslim size!