• 29.01.2021 00:00
  • (392)

   Erken ya da zamanında seçim yaklaştıkça siyaset sahnesinde baş döndürücü bir hareketlenme yaşanıyor.

Önümüzdeki günlerde siyasetteki bu çalkalanma daha da hızlanacak.

AKP iktidarı kaybetmekten çok korkuyor. Sadece Erdoğan değil, bütün ortakları, işbirlikçileri, yandaşları, suç ortakları da hep birlikte kaybedecek.

Bu açıdan Erdoğan hiç de yalnız değil, hatta ziyadesiyle kalabalık!

İktidara yakın ya da uzak bütün kaynaklardan gelen anket sonuçları AKP-MHP cephesinin; kazanmak için mutlak şart olan yüzde 50 artı bir oyluk eşikten her geçen gün uzaklaştığını gösteriyor.

Ortaya çıkan tablo, Erdoğan’ın toplumu kutuplaştırma çabalarına paralel.

Bir yanda AKP-MHP bloğu, diğer yanda Millet İttifakı’nı oluşturan CHP ve İyi Parti ile bu ittifaka katılmaları olası DEVA ve Gelecek gibi AKP çıkışlı yapılar.

Üçüncü bir yapı olarak da HDP.

Kürt seçmenlerin büyük destek verdiği HDP, bu iki bloklaşma arasında kilit bir rol oynuyor.

Ağırlığını hangi yana koyarsa, o taraf kazanacak.

Gerek ülke içinde gerek de komşu ülkelerde uyguladığı savaşçı politikalar sonucu Erdoğan’ın arası Kürt seçmenlerle giderek açılıyor.

Hatta AKP’ye oy veren muhafazakar Kürt seçmenler de AKP’yi giderek daha da artan bir hızla terk ediyor.

Bunun için Saray, bir yandan Cumhur İttifakı’na katılacak, HDP oylarını bölecek muhafazakar bir Kürt partisi kurdurma çabasında.

Sadece bölgede değil, Irak Kürdistan’ında Osman Öcalan’a kadar ulaşarak yeni bir Kürt muhafazakar partisinin zemini yokluyorlar.

Ancak şu ana kadar istedikleri sonucu alabilmiş değiller.

Bu arada bölgede kurulu ve kurulmakta olan bazı muhafazakar Kürtlere ait partilerle de temasa geçiyorlar.

Şu ana kadar görünen o ki bir tek HÜDA PAR’dan olumlu bir sinyal aldılar; bu partinin genel başkanı Saray’a kadar çıktı.

Kuruluş dilekçesini İçişleri Bakanlığı’na veren Barzani çizgisindeki başka bir Kürt partisinin genel başkanıyla da temasa geçiyor Erdoğan ve Cumhur İttifakı’nda yer alıp almayacağını soruyor.

“Kişisel olarak” olumsuz yanıt verince birden o partinin bakanlığa verdiği kuruluş dilekçesi yok oluyor ve parti kurulmamış sayılıyor, bölgeye astığı tabelalar gazete kağıtlarıyla kapatılıyor.

Bölgede HDP’ye alternatif bir “Kürt siyasi oluşumu” yaratma çabalarından bir sonuç alamadı Erdoğan. 

Oylarını arttıramayan, aksine düşüren Saray iktidarının şimdi en temel hedefi muhalefet cephesini parçalamak.

Bu amaca ulaşmak için uzun bir süredir zaten HDP’yi kriminalize etme, şeytanlaştırma politikasını tüm gücüyle uyguluyordu.

Bu yöntemle hem HDP’yi oyunun dışına iteceklerdi hem de Millet İttifakı’nı oluşturan CHP ile İYİ Parti arasında derin bir çatlak yaratacaklardı.

Bütün gözaltılara, tutuklamalara, parti binalarına saldırılara, eylem yapamaz hale getirmeye, Saray’ın medyası üzerinden her türlü yalan haberi ürettirip kara çalmalara rağmen HDP’nin direncini kıramadılar.

AKP-MHP iktidarı bir yandan Millet İttifakı’ndan koparmak için Saadet Partisi üzerine oynuyorlar.

Sadece Erdoğan’ın Oğuzhan Asiltürk’e yaptığı ziyaretle sınırlı değil Saadet Partisi’ni karıştırma girişimi.

Saadet’te şu anda üç ana eğilim dikkat çekiyor.

Birincisi, Millet İttifakı’nda seçime girmek. İkincisi Cumhur İttifakı’na katılmak. Üçüncüsü de, her iki ittifakın dışında kalmak.

Erdoğan’ın kurmayları bir süredir üç parçalı bir görüntü veren Saadet’te Temel Karamollaoğlu iktidarını değiştirerek bu partiyi Cumhur İttifakı’na çekmeyi hedefliyorlar.

Erdoğan’ın Milli Görüş çizgisine vaadi “al İstanbul Sözleşmesi’ni, teslim et iradeni” kıvamında.

O yüzden Erdoğan çıkardığını söylediği Milli Görüş gömleğini yeniden giymiş gibi yapmaya önem gösteriyor.

Sayısal olmasa da Erdoğan buradan siyasal bir fayda sağlamayı umuyor.

Erdoğan’ın başvurduğu başka bir yöntem de, HDP’yi daha da kriminalize ederek Cumhur İttifakı’nda CHP’yi yalnız bırakmak ve İYİ Parti’yi Cumhur İttifakı’na çekmek.

Bu nedenle olsa gerek geçtiğimiz gün HDP Esenyurt İlçe Örgütü binasına tamamen yasalara aykırı bir operasyon yapıldı.

Hiçbir partilinin olmadığı “şafak baskını”nda partinin kapısı koçbaşlarıyla kırıldı, binada altı saate yakın arama yapıldı.

Partinin bir odasında asılı olan Abdullah Öcalan posterinin görüntüleri devletin sivil ve karanlık uzantılarının sosyal medya hesaplarından servis edildi.

Yandaş medya hemen kara propagandaya başladı. Sanki basılan HDP’nin Esenyurt İlçe Örgütü değil, Kandil’deki PKK mağarasıydı. Manşetlerle, başlıklarla kara çalıyorlardı:

“Parti binasını PKK’nın eğitim kampına çevirdiler”, “HDP; PKK’nın ta kendisidir”, “Kandil üssüne dönüşen şubelerinden bölücülük fışkırıyor”, “HDP binası PKK’nın şehirdeki sığınağı, teröristlerin barınağı”

Saray’ın beslemesi medya görevini yapmıştı, ardından sıra Beştepe’nin “Propaganda Bakanı”na gelmişti.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun bu operasyondaki asıl amacı attığı sosyal medya mesajında açık ediyordu birazcık:

“Bir kere daha görüyoruz ki HDP demek, PKK demektir. HDP ile ittifak kuranlar bu görüntüler karşısında ne diyecekler?”

Saray iktidarı sanki HDP’ye büyük bir suçüstü yapmış, ilçe binalarından birinde “patlamaya hazır” bir Öcalan posteri bulmuştu.

Oysa yerel mahkemelerden istinaf mahkemelerine, oradan Anayasa Mahkemesi’ne kadar verilmiş yargı kararları vardı. Bu kararlara göre Öcalan’ın posterinin asılması “düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında”ydı.

Ama niyet başka olunca gerçeklerin hiçbir değeri kalmıyor Saray iktidarında.

Elbette Saray’ın HDP’yi kriminalize etme, şeytanlaştırma propagandası Millet İttifakı’nı oluşturan partiler üzerinde etkili oluyor.

Zaten muhalefetin en büyük hatası, Erdoğan’ın koyduğu koşullarda oynamak, muhalefetini Saray’ın çizdiği sınırlar dahilinde yapmak.

CHP, “temassızmış” gibi görünerek, HDP’ye yapılan haksızlıklara, hukuksuzluklara sessiz kalarak Saray’ın estirdiği bu fırtınayı atlatmaya çalışıyor.

Ancak Erdoğan HDP’yi kriminalize etme yöntemini şimdi CHP’ye de uygulamaya hazırlanıyor. Kılıçdaroğlu’nun “militan” sözü üzerinden CHP’yi valilerin, kaymakamların ve Saray’a bağlı resmi görevlilerin dava yağmuruna tuttuğu bir parti konumuna düşürmenin peşinde.

Ancak, parti içi dengeleri İYİ Parti lideri Meral Akşener’i daha fazla zorluyor. Merkez demokrat bir parti olmak için yola çıkıp bazı kadrolarının ırkçı genetik kodları nedeniyle iki arada bir derede kalıyor Akşener.

Önceki günkü grup konuşmasında da yine iki arada bir deredeydi Akşener:

“Yana yakıla ‘HDP kapatılsın’ diyorlar ama bunun için en ufak bir adım bile atmıyorlar.”

Akşener’in bu sözlerinden AKP-MHP iktidarını mı sıkıştırmak istediğini, yoksa HDP’nin kapatılması için adım atmaları gerektiğini mi savunuyor, anlamak zor.

Ama şimdiden söylemek gerekir ki, bu ikircikli tavrını sürdürdükçe Akşener’in Millet İttifakı gibi bir yapıdan Erdoğan’ın karşısına cumhurbaşkanı adayı olarak çıkması zor, hatta neredeyse imkansız.

Bütün bunlardan ayrıca ortaya çıkan şu ki; Türkiye’de içinde bulunduğumuz süreçte hem Saray iktidarının hem de muhalefetinin ‘HDP sorunu’ var.

Daha doğrusu ben “HDP sorunu” diye yazayım, siz “Kürt sorunu” diye okuyun!