Bu ülkede hep bir şeyler kayboluyor, insanlar araya araya bulamıyor.

Kasım ayından bu yana istifa edip bir anda ortadan yok olan ‘damat-bakan’ı arıyorduk.

“Damat nerede?”

2021’e bu kez damat-bakan zamanında buhar olan Merkez Bankası’nın döviz rezervini arayarak başladık, hala arıyoruz.

“128 milyar dolar nerede?”

Daha ‘damat-bakan’ı ve 128 milyar doları bulamadan başka kayıplar olduğu ortaya çıktı.

Covid-19 salgını arttıkça bir türlü vaat edildiği kadar gelmeyeni arar olduk.

“Corona aşısı nerede?“

Ardından AKP’li belediye üzerinden İçişleri Bakanlığı’nın verdiği gri pasaportla yapılan insan kaçakçılığıyla Almanya’ya gidenleri aramaya başladık.

“43 kişi nerede?”

Onlar Almanya’nın çeşitli kentlerinde tek tük ortaya çıkarken öğrendik ki sadece tek bir AKP’li belediye üzerinden yapılmamış bu insan kaçakçılığı.

Türkiye’nin dört bir yanındaki AKP’li belediyeler valilikler üzerinden gri hizmet pasaportu alınmasına aracılık etmiş.

Hiç tanımadıkları insanları kaçakçı şebekelerinin organizasyonuyla ellerine de devletin gri pasaportunu tutuşturup Almanya’ya göndermişler.

İçişleri Bakanlığı da bu işin pisliği sırf AKP’li belediyelere kalmasın diye açtığı soruşturmaya CHP’li, İYİ Partili, hatta HDP’li bazı belediyeleri de dahil etti.

Bu arada gri hizmet pasaportu alınmasına vesile olarak insan kaçakçılığına bilerek ya da bilmeyerek aracılık yapan AKP’li belediye başkanları birer birer incilerini dökmeye başladı.

48 kişi göndermeyi planlayan ancak yarısında pürüz çıktığı için 20 kişi gönderebildiğini söyleyen Akçakiraz’ın AKP’li Belediye Başkanı Sabahattin Kaya, Sözcü Yazarı İsmail Saymaz’a yapılan insan kaçakçılığını açıkça savunabiliyordu:

“Vatandaş işsiz güçsüz… Dedik buradan giderler, iş güç sahibi olurlar. Bana makul geldi. Burada Türkiye Cumhuriyeti’ne yük olacak insanlar gidiyor.“

Ortaya çıkan isim listeleri de aslında Belediye Başkanı Kaya’yı doğrular nitelikte.

Yani insanlar işsizlikten, yokluktan, yoksulluktan Türkiye’den kaçıyorlar. Geleceklerini, karınlarını doyuracabilecekleri bir ülkede arıyorlar.

Yani aslında Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşamak çok ağır bir yük olmuş, Avrupa’da gideceği herhangi bir ülkenin en ağır koşulları bile kendi ülkesinde yaşadıklarından daha katlanılabilir geliyor insanlara.

Gri pasaport organizasyonuyla kendini Almanya’ya atmış bir kişiye ulaşmış Haber Türk  Yazarı Sevilay Yılman. Kaçak H.B. de bu durumu doğruluyor anlattıklarıyla:

“Bir bekar evinde kalıyorum arkadaşlarla. İnşaatlarda çalışıyorum… Ben ekmeğimin derdinde bir insanım. Buraya da ekmeğimi kazanmak için geldim. Allah’a çok şükür memnunum da. İyi kötü kazanıyorum. Bir oğlum var Bingöl’de. Ona rahat rahat bakıyorum… Burada her şey var. Orada iş yoktu, güç yoktu. Açtım yav. Bak düşün burada her gün et yiyorum. Ben orada et yiyemiyordum. Eşim vefat etti. Bir tane oğlum var. Onu mutlu edecek kadar para kazandıktan sonra gerisi önemli değil… Ben bana böyle bir olanak sunulmuş bunu kullanmışım. Kime deseler seni bu yolla Avrupa’ya götüreceğiz. Kim yok der? Haftada üç ya da dört otobüs geliyor. Düşünün…“

Türkiye’de yaşanan gerçeklik buyken Saray iktidarı ülkeden kopmuş kendine ayrı bir dünya kurmuş sanki. Saray’ın dünyasındaki insanların da belli ki bir eli yağda bir eli balda.Daha birkaç ay önce Erdoğan “2023 sonunda kendi milli ve özgün hibrit roketimizle Ay'a ulaşarak sert iniş gerçekleştireceğiz" dedi.

Gri pasaportla insan kaçakçılığı yapıldığına ilişkin haberler patlamış, devletin alet olduğu iltica organizasyonu ortaya yeni çıkmıştı.

Erdoğan önceki gün bu haberlerin yoğun biçimde tartışıldığı sırada şunu söyleyebildi:

“İnsanlarımız çoğu zaman tedavi, üniversite eğitimi, iş, aş bulmak için Amerika’ya, Avrupa’ya gitmek zorunda kalırdı. Allah’a hamdolsun bugün bu tablo büyük oranda tersine döndü.“

Siyasal İslamcıların uyguladığı politikanın şifresi işte tam da buydu; ne söylerlerse tam tersini yapıyorlar ya da ne yapıyorlarsa tam tersini söyleyebiliyorlardı.

İnsanların karınlarını doyurabilmek için Avrupa yollarına düştüğünün ortaya çıktığı günlerde yaşanılan gerçekliği tümüyle ters yüz edebiliyordu Erdoğan.

Sadece iş ve aş bulmak isteyen insanlar değil,  gençler de daha iyi bir eğitim, daha özgür bir hayat için kendilerini yurt dışına atmak istiyordu yapılan araştırmalara göre.

Yeditepe Üniversitesi ve MAK Danışmanlık iş birliğiyle 18-29 yaş grubu gençlerle yapılan araştırmanın bu konudaki sonuçları hiç de Erdoğan’ı doğrular nitelikte değil.

“Eğitim veya iş amaçlı bir başka ülkede geçici süreli yaşama fırsatı tanınsa yurt dışına gitmek ister misiniz“ sorusuna gençlerin yüzde 76,2’si “Evet, kesinlikle giderim“ yanıtını verirken, yüzde 14’ü ise “Evet ama ülkemde aynı şartları bulursam gitmem“ diyor.

Sadece iş, aş, eğitim, özgürlük alanında değil, pandemi konusunda da yaşanılan gerçekliğin tam tersinin propagandasını yapabiliyor Saray iktidarı.

İnsanlar salgından kırılıyor, hastaneler dolu, aşı yeteri kadar yok, ölümler 300’lerin üzerine çıkmış.

Son günlerde pandemide geldiğimiz nokta Türkiye’nin vaka sayısı açısından dünyada bir numara olduğudur.

Küresel veri yayınlayan kuruluşlara göre bir milyon kişi başına düşen vaka sayısı AB’de 306.48, Kuzey ve Güney Amerika toplamında 443.12, dünya genelinde ise 98.20.

Türkiye’de ise bir milyon kişi başına düşen vaka sayısı ise tamı tamına 710.46.

İşte bu ülkenin Saray’daki İletişim  Başkanlığı bütün olumsuz verilere karşın “Türkiye’nin Koronavirüsle Başarılı Mücadelesi“ diye propaganda kitabı bastırıp gerçekleri tersyüz edecek kadar ultura yüzsüzlüğe sahip.

Gelinen bu nokta 16 Nisan’da dördüncü yılını dolduran ve iki yılı aşkın süredir uygulanan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen ucube bir rejimin eseridir.

Bu ucube rejimin sunumunu yaparken söylediklerinin tam tersini yaptılar.

“Ülkeyi şaha kaldıracağız, uçuracağız“ dediler, ülkeyi uçurumdan aşağı yuvarladılar.

“Daha hızlı karar alacağız“ dediler bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile ilan ettikleri kararı başka bir kararname ile iptal ettiler.

“Darbeler sona erecek“ dediler, Meclis’inden yargısına kadar darbe yapmadık kurum bırakmadılar.

“Seçimler sonrası koalisyonlara son vereceğiz“ dediler, ülke siyasetini seçimden önce ittifak koalisyonlarına mahkum ettiler.

“TL’yi güçlendireceğiz“ dediler; doları, euro’yu uçurdular.

“Faizleri indireceğiz“ dediler, tam tersini yapıp faizleri uçurdular.

“Refah düzeyi uçacak“ dediler, yoksullara kamyon kasalarından çürük patates ve soğan uçurdular.

Bu ucube rejimden geriye kala kala insanların canhıraş dile getirdiği sorular kaldı.

Damat nerede… 128 milyar dolar nerede… Coronavirüs aşısı nerede… 43 kişi nerede…

Daha birkaç ay önce Erdoğan “2023 sonunda kendi milli ve özgün hibrit roketimizle Ay’a ulaşarak sert iniş gerçekleştireceğiz“ dedi, bugün insanlar devletin kurumlarının da dahil olduğu insan kaçıran şebekeler üzerinden  karınlarını doyurabilmek için Almanya’ya sert mülteci inişi yapıyor.

  • Abone ol