• 26.05.2021 07:44
  • (151)

Sedat Peker açıldıkça açılıyor, her videosunda AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bir adım daha yaklaşıyor.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanı sıra yedinci videosunda AKP Genel Başkanvekili, yani Erdoğan’dan sonra partinin ikinci adamı konumundaki son başbakan Binali Yıldırım’ı da oğlu üzerinden hedefe koydu.

Peker, son videosundaki ifşaatları ve itiraflarıyla yine gündeme bomba gibi düştü.

Sadece gazeteciler Uğur Mumcu ve Kutlu Adalı’dan Kürt iş insanlarının öldürülmesine kadar 1990’lı yılların karanlığında kalmış cinayetlerle ilgili ifşaatlarda ve itiraflarda bulunmuyor Peker.

Aynı zamanda dünyanın değişen eroin trafiği üzerinden Kolombiya’nın, Panama’nın, Venezuella’nın yanına Türkiye’yi de koyuyor; hem de Erdoğan’a en yakın siyasetçi ve çocukları üzerinden.

Peker’in açıklamaları sadece ülke içersinde gündemi sarsmakla kalmıyor, aynı zamanda Türkiye’yi uluslararası planda devlet eliyle uyuşturucu kaçaklığı yapan bir ülke konumuna sokuyor.

Peker’in videoları izlenme rekorları kırıyor, YouTube verilerini altüst ediyor.

İlk videosunun izlenmesi beş milyonu bulurken, yedinci ve son videosu neredeyse bir gün içersinde 10 milyonu aşkın kişi tarafından izleniyor; toplamda reytingi 50 milyonu aşıyor.

Ancak şu tespiti de yapmadan geçmeyelim; Peker’in videolarının altındaki on binlerce mesaja bakınca görülüyor ki, izleyicilerinin büyük bölümü AKP ve MHP seçmeni. İşin ilginci Peker’in videolarının altına ciddi biçimde destek mesajları yazıyorlar.

Yani şu ana kadar Peker, muhalefetin yapamadığını gerçekleştirdi ve iktidar seçmenine ulaşarak kendisinin de bazılarına ortak olduğu bütün pisliklerin bilinmesini sağladı.

Böylece Peker tek başına AKP ve MHP tabanında büyük bir gedik açtı.

Önümüzdeki aylarda yayınlanacak anket sonuçlarında sanıyorum Peker’in açtığı bu büyük gediğin izleri de ortaya çıkacak.

Türkiye ve hatta uluslararası kamuoyu Peker’in ifşaatları ve itiraflarıyla çalkalanırken Erdoğan tam 22 gündür tek bir açıklamaya yapmıyor. Erdoğan’ın sessizliği iktidar milletvekillerini de kaçınılmaz olarak tam bir suskunluğa mahkum ediyor.

En komiği ise Saray medyası; Türkiye’de neredeyse herkesin konuştuğu Peker’in videolarındaki iddiaları görmezden geliyor, yok sayıyor, aynen kafasını kuma gömmüş deve kuşu gibi.

Zaman zaman suçlamalara verilen yanıtlara yer veriyorlar ama suçlamanın ne olduğunu ve kim tarafından yapıldığını yazamadıkları için ayakları havada kalan haberlere imza atıp gülünç duruma düşüyorlar.

Örneğin Saray medyasından bir gazetenin başlığı:

“AKP Genel Başkanvekili Binali Yıldırım’dan sosyal medyadaki iddialara net cevap”

Cevap da şu; “Kesinlikle iftiradır, şiddetle reddediyoruz.”

İddia ne, iftira atan kim, neyi reddiyorlar; hiçbiri yok haberde.

Ancak bütün bu hengame içersinde Türkiye’yi bekleyen büyük tehlikenin de gözden kaçırılmaması gerekiyor.

Artı Gerçek’te yer alan “Gayrinizami harp aparatı olarak Sedat Peker” başlıklı son yazımda aynen şu satırlara yer vermiştim:

“Sedat Peker’in ifşa ettikleri arasında yer alan bu ve benzeri birkaç olay bile sadece Soylu’nun değil, AKP’nin de iktidarda kalmak için suç örgütlerine ihtiyacı olduğunu gösterdi.

“Bu nedenle İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e dün Rize’de yapılan provokasyona çok dikkatli bakmak gerekiyor.

“Birileri tarafından bindirilmiş kıtalar Akşener ve beraberindekilere ‘Terörist Meral‘, ‘Recep Tayyip Erdoğan‘ sloganlarıyla saldırdılar.

“Akşener’in ve beraberindeki İYİ Partililerin soğukkanlı yaklaşımı ve polisin müdahalesi olmasaydı aynen Kılıçdaroğlu’na yapılan linç girişimine dönüşebilirdi.

“Ancak öyle görünüyor ki dün Rize’de yaşananlar, erken ya da zamanında seçim kararıyla birlikte Türkiye’nin pek çok yerinde muhalefetin başına gelecek.

“Muhalefet için seçim propagandası yapmakla kelleyi koltuğa almak birbirine eş değerde olacak.

“İktidar yanlısı çeteler aynen Hürriyet’in basılması gibi muhalefetin toplantıları, mitingleri, esnaf ziyaretleri için büyük bir tehdit oluşturacaklar, belki de seçim propagandası yapmanın zeminini tümüyle ortadan kaldıracaklar.

“Neredeyse bütün anketlerde oyları hızla eriyen Saray da iktidarını sürdürebilmek için daha çok çeteye, daha çok suç örgütü liderine ihtiyaç duyacak.

“İşte Türkiye’yi bekleyen büyük tehlike bu.“

Gerçekten de Rize’de yaşanan bu olayın arka planını ve gelişmelerini izleyince Türkiye’yi nasıl bir tehlikenin beklediği daha belirgin biçimde ortaya çıkıyor.

İYİ Parti Rize İl Başkanı Ayşegül Özyanık‘ın Sözcü’den İsmail Akduman’a anlattıkları bundan sonra da oynanacak oyunları net biçimde gözler önüne seriyor.

Özyanık’ın anlattıklarına göre, Rize kent merkezindeki üst geçitlere “Burası Rize, Laf Ettirmeyiz Reis’e“ yazılı, imzasız pankartlar asılıyor. Akşener’in gideceği Çayeli’nde her taraf Erdoğan’ın posterleriyle donatılıyor. AKP’nin üye kayıt standı Akşener’in esnaf ziyareti yapacağı sokağa bir gece önceden yerleştiriliyor.

Bu durum üzerine yaşanan gelişmeleri söyle anlatıyor Özyanık:

“Ben de Emniyet Müdürü’nü arayarak bunların kaldırılmasını istedim. Ama ‘128 Milyar Dolar Nerede‘ afişlerini apar topar kaldıranlar bana ‘savcılık kararı gerekiyor‘ dedi. Emniyetten olumsuz cevap alınca arkadaşlar afişleri kaldırmak için üst geçitlere gidiyor. Ancak polislerin orada afişlerin başında nöbet tuttuğunu görüyorlar. Onlara afişlerin kaldırılmasını söylüyorlar. Biz ‘Şehrimize Hoş Geldiniz‘ diye hazırladığımız pankartlara bile zorla izin alıyoruz.“

Olaydan sonra Cumhuriyet Savcılığı provokasyona ve saldırıya uğrayan İYİ Partililer hakkında soruşturma açıyor. İlçe yöneticileri, gençlik kolları başkanları ifadeye çağırılıyor.

Ancak provokasyonu hazırlayan, saldırıyı yapan AKP yöneticilerine yönelik açılan tek bir soruşturma yok şu ana kadar.

AKP Rize Milletvekili Muhammed Avcı’nın sosyal medya hesabından attığı mesaj da işin arkasındaki mantığı tümüyle ele veriyor:

“Kendi ülkenin Cumhurbaşkanına katil benzetmesi yapıp, iki gün sonra onun en çok destek gördüğü, en çok sevildiği ilde, baba ocağında böyle bir program hangi maksatla düzenlenir? Bunun adı provokasyon değil de nedir?“

İşte işin bu noktası özellikle erken ya da zamanında yapılacak bir seçiminde Türkiye’yi bekleyen büyük tehlikeyi gösteriyor.

Akşener’e karşı Rize’de asılan “Burası Rize, Laf Söyletmeyiz Reis’e“ pankartının nedenine bakınca Türkiye’nin sürüklenmek istediği nokta da ortaya çıkıyor.

Akşener, Rize’ye gitmeden birkaç gün önce parti grubunda yaptığı konuşmada Erdoğan’ı şu sözlerle eleştiriyor:

“Mart ayında, İsrail’de seçimler yapıldı ve oluşan tablo, İsrail’in en uzun süreli başbakanı Netanyahu’nun yeni hükümet kurmasına imkan vermedi. Bu gelişmeler üzerine bir anlamda Sayın Erdoğan’ın İsrail versiyonu olan Binyamin Netanyahu, siyasi rakiplerini baltalamak ve bu şekilde koltuğunu koruyabilmek için gözünü kırpmadan sivillerin ve çocukların hayatlarına kastetmekten geri durmadı.“

İşte bu cümleleri nedeniyle Akşener’e “Vay sen Reis’e ‘katil‘ dedin“ diye saldırdılar.

Oysa İsrail’in Filistin’e yaptığı son kanlı saldırı tam da bu nedenden dolayı 7 Haziran seçimlerini kaybeden Erdoğan’ın 1 Kasım seçimlerine Türkiye’yi kan revan içersinde, Suruç, Gar katliamlarıyla götürmesine benzetilmişti bağımsız analizciler ve siyasi gözlemciler tarafından.

“Reis’e laf söyleyen bu kentte siyasi faaliyet gösteremez“ anlayışı önümüzdeki seçim sürecinde tüm Türkiye’de egemen olacak belli ki.

Erdoğan’ı eleştiren partiler, liderler seçim propagandası yapamayacaklar. Ancak uyumlu bir “majestelerinin muhalefeti“ne göstermelik olarak seçim kampanyası yapma fırsatı verecekler.

Erdoğan da eleştirilmez, dokunulamaz bir kutsal noktaya oturtulacak ve Saray iktidarını her eleştiren saldırıyı haketmiş olacak.

Muhalefet pankart asacak üst geçit, miting yapacak alan bulamayacak, esnafı gezmeye kalktığında yandaşların ve iktidar güdümündeki çetelerin saldırısına uğrayacak.

İktidar yanlılarının astıkları imzasız, korsan pankartların başında sökülmesinler diye Saray’ın polisleri nöbet tutacak.

Saldırıyı yapanlar değil de, saldırıya uğrayanlar hakkında Saray’ın savcıları soruşturma açacak.

İşte “geliyorum“ diyen büyük tehlike bu.

Saray iktidarı attığı her adımla Türkiye’yi seçim yapılamaz bir ülke durumuna sokmaya çalışıyor.

Bu nedenle de daha çok çeteye ihtiyaç duyacak bir iktidar olma anlayışıyla karşı karşıya kalacak ülke.

Sedat Peker gibi bir suç örgütü liderinin ifşaatları ve itirafları bugün iktidarı sallayabilir ama seçim sathı mahalinde Saray’ı gözü kapalı destekleyecek, iktidarla içli dışlı olan başka çetelerin var olduğunu da unutmamak gerekiyor.