• 28.05.2021 06:55
  • (229)

Önümüzdeki süreçte olası bir iktidar değişimini sadece sandığa indirgemesi durumunda ya oy atacak ya da attığı oyun aynen çıktığı bir sandık bulamayacak muhalefet.

Yüzünü gevrekleştiren büyük bir memnuniyet ifadesiyle “Daha dur bakalım bunlar iyi günler” diyordu Erdoğan kürsüden.

Hedefinde birkaç gün önce Rize gezisi sırasında bazı AKP’lilerle iç içe girmiş sokak çetelerinin yaptığı provokasyonu linç edilme sınırında atlatan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener vardı. 

Rize gezisinde Akşener’in başına gelenler Erdoğan için adeta bir övünç kaynağıydı.

Sadece Erdoğan’ın söylediklerine bakarak İYİ Parti liderinin neler yaşadığını anlamak mümkündü:

“Gelin hanım beni Netanyahu’nun yanına koyuyor, onun ardından memleketim Rize’ye gidiyor. Gelin hanıma görüldüğü gibi gayet güzel bir ders veriliyor… Burası Rize, sen kalkıp da Rize’nin uşağına bu şekilde hakaret edip onu Netanyahu gibi bebek katillerinin yanına koymaya kalkarsan yapılacak budur. Yine dua et ki gelin hanıma çok ileri gitmeden bir ders verdiler… İkizdere yetmedi bir de Çayeli’ne gitti. Orada da zaten gerekeni yaptılar. Ondan sonra da Trabzon’a gitmeye kalktı. Trabzon’da da hiç meydana çıkmayıp doğrudan uçağa gidip Ankara’ya döndü.”

Başından sonuna Saray’ın güvenlik güçlerinden ve yargısından dolaylı da olsa destek gören bu tezgahın daha da ağırlaşarak süreceğini adeta müjde verir gibi söylüyordu Erdoğan:

“Bu daha bir. Daha neler olacak neler. Daha dur bakalım bunlar iyi günler.”

Burada bir noktayı işaret ederek devam edelim; Akşener’in bir övünç vesilesi olarak söylediği “Ben Rize’nin geliniyim” sözündeki “gelin” sözcüğünü Erdoğan açıkça bir kadını aşağılama fırsatı olarak kullanacak kadar eril bir kullanmıştı.

26 Mayıs 2021 Çarşamba günü partisinin grup toplantısında yaptığı bu konuşmayla sağ olsun Erdoğan bizi yanıltmadı!

Çünkü Akşener’e Rize’de yapılan provokasyona ve arka planında olanlara bakınca grup konuşmasından bir gün önce Artı Gerçek’teki köşemizin başlığı sanki Erdoğan’ın bir gün sonraki konuşmasını haber veriyordu:

''Erdoğan’ı eleştiren parti seçim kampanyası yapamayacak''

Aslında Erdoğan’ın ifşasıyla ortaya çıkan bu gerçek uzun süredir “geliyorum” diyordu ve Erdoğan’ın bu taktiğini biz zaten 2015’teki 7 Haziran-1 Kasım seçimleri arasında yaşanan kanlı süreçten çok iyi biliyorduk.

Bugün hakkındaki ifşaatları nedeniyle İçişleri Bakanı Soylu iktidarın elindeki çamuru muhalefetin üzerine sürmeye çalışarak “Kılıçdaroğlu’nu ağabeyi, Meral AKşener’i ablası, Ali Babacan’ı kardeşi, Ahmet Davutoğlu’nu hocası; Birgün, Cumhuriyet, Sözcü gazetelerini yayın organı” ilan etse de ortaya çıkan gerçek şu ki, meğer Sedat Peker yıllarca kendi “elaman”larıymış.

AKP iktidarının Kürt Özgürlük Hareketi’yle yıllarca sürdürdüğü “çözüm süreci”nde masayı devirmesinin ardından bu güne kadar Türkiye çok önemli seçim virajlarından geçti ve bugünkü Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen ucube sisteme vardı.

Şöyle bir son altı yıldaki önemli seçim ve referandum tarihlerine ve önemli sonuçlarına bir bakalım:

* 7 Haziran 2015 seçimleri: HDP parti olarak barajı aştı, AKP tek başına iktidar olma çoğunluğunu kaybetti.

* 1 Kasım 2015 erken seçimleri: Kan revan içersinde geçen seçim sürecinin sonunda AKP tek başına iktidar olma çoğunluğunu elde etti.

* 16 Nisan 2017 referandumu: Sayımın ortasında YSK kuralları değiştirdi, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne ilişkin anayasa değişikliği hileyle hurdayla kabul edildi.

* 24 Haziran 2018 seçimleri: Erdoğan yeni ucube sistemin ilk Cumhurbaşkanı seçildi.

* 31 Mart 2019 yerel seçimleri: AKP, başta İstanbul ve Ankara olmak üzere çok uzun süredir yönettiği önemli büyük kentlerde belediye başkanlıklarını kaybederek ağır bir yenilgi aldı.

İşte Türkiye’nin son altı yıldaki bu en kritik seçim süreçlerinin hepsinde Sedat Peker, gözünü karartmış bir AKP destekçisi olarak yer almış.

İktidarın siparişi üzerine eski AKP’li milletvekilini dövdüren, gazete bastıran, bütün seçim süreçlerinde il il, ilçe ilçe destek mitingleri düzenleyip muhaliflerin oluk oluk kanını akıtma tehdidinde bulunan Sedat Peker, hedefine oturttuğu İçişleri Bakanı Soylu ile aslındaki polemikte, Erdoğan’ın çözüm masasını devirdikten sonra yapılan seçimlerde nasıl bir ortam hedeflediğini de itiraf etti.

Gazetecilerin sorularını yanıtlıyormuş gibi yaptığı “Haber Türk müsameresi”nde Bakan Soylu bu süreçte Peker’in açıklamalarının AKP aleyhine olduğunu iddia etmişti:

“Ben akademisyenlerin kanında banyo yapacağım, lehine midir, aleyhine midir? Ortalama bir akıl bunun aleyhine olduğunu bilir.”

Ancak Peker canlı yayın sırasında attığı sosyal medya mesajıyla Bakan Soylu’nun ucuz demagojisini bir tokat gibi yüzüne çarptı:

“Kanla ilgili söylemiş olduğum olayların hepsi söylendiği dönemde hükümetin lehinedir. Çünkü o zaman korku iklimi oluşturmak lazımdı.”

Evet, Peker açıkça itiraf ediyor son altı yılda AKP iktidarının yaratmak istediği korku ikliminin bir aparatı olduğunu.

Şimdi son altı yılda iktidarın istediği korku iklimini yaratmak için Sedat Peker’in neler yaptığına bir göz atalım.

10 Mart 2014’te Sedat Peker tutuklu olduğu Ergenekon davasından tahliye edildi.

8 Aralık 2014’te eski AKP milletvekili Feyzi İşbaşaran’ı gözaltında olduğu karakolda bir AKP’li milletvekilinin talebi üzerine dövdürdü.

7 Haziran 2015 seçimleri öncesi “7 Haziran sadece bir seçim değil, Hilal ile Haçın mücadelesidir” diyerek AKP’ye destek verdi.

1 Kasım 2015 erken seçimlerine doğru giderken 10 Ekim Ankara Gar katliamından bir gün önce Rize’de yaptığı “Teröre Lanet” mitinginde Erdoğan’la kendi posterinin yan yana olduğu meydandan seslendi Sedat Peker: “Adeta dünyanın şah damarları kesilmişcesine oluk oluk hepsinin kanlarını akıtacağız. Nehirler dolusu kanları aktıkları zaman anlayacaklar.”

13 Ocak 2016’da “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildiri yayınlayan Barış Akademisyenlerini Sedat Peker “Oluk oluk kanlarınızı akıtacağız ve akan kanlarınızda duş alacağız” diye tehdit etti.

15 Temmuz 2017’de darbe girişiminin birinci yıldönümü nedeniyle AKP’nin “korku iklimi yaratmak” politikasına uygun olarak neredeyse katliam çağrısı yapıyordu Sedat Peker: “Cezaevleri de bir gün basılacak. Ancak onların hayal ettiği gibi değil. Dışarıda yakaladıklarımızın hepsini ağaçlara, bayrak direklerine astıktan sonra cezaevlerine de gireceğiz. Onları cezaevlerinde de asacağız. Boyunlarından asacağız. Boyunlarından asacağız bayrak direklerine.”

4 Şubat 2019’da İstanbul Ataşehir’de mitinge dönüşen bir açılış töreninde Sedat Peker 31 Mart yerel seçimlerini işaret ederek silahlanma ve iç savaş çağrısı yapıyordu AKP-MHP ittifakına destek için: “Şimdiden seçimlerde YSK’yı tanımadıklarını söylüyorlar, seçim sonucuna göre insanları, partililerini sokaklara dökecekler. Silah iyi insanların elinde bir güvencedir. Bu sebeple imkanı olanlar ruhsatlı silahlar, av tüfekleri alsınlar, mutlaka hazırlıklı olsunlar.”

Bu kadar kısa anımsatmalardan da anlaşılacağı üzere 7 Haziran seçimlerinden bu yana geçen son altı yıl içersinde Sedat Peker Saray iktidarının istediği “korku iklimi” için elinden gelen her şeyi yapmış.

Şimdi yeni bir seçim sürecine girmiş bulunuyor aslında Türkiye.

Meral Akşener’e yapılan Rize provokasyonu ve sonrasında Erdoğan’ın şiddeti takdir ve teşvik eden konuşmasından da anlaşılacağı üzere Saray iktidarı korku iklimi yaratan kanlı bir seçim sürecine hazırlık yapıyor.

Bunun zaten uzun süredir izleri vardı ve bu konuda sürekli yazıyorduk.

27 Ekim 2020’deki Artı Gerçek’teki köşe yazımız “Asla olağan şartlarda bir seçim olmayacak!” başlığını taşıyordu. Spotu da şöyleydi: “Zulmüne bir meşruiyet kazandırmak için erken ya da zamanında seçime mutlaka gidecektir Erdoğan. Ama bu hiçbir zaman eşit, adil ve serbest yapılmış bir seçim olmayacaktır.”

11 Aralık 2020’deki Artı Gerçek’te ''Önümüzde seçim yok referandum var! Türkiye tehlikeli ve kaygan bir zeminde yol alıyor. Kaotik ve karanlık bir tünelde ülke aslında erken ya da zamanında seçim görünümlü bir referandum yapacak; ya demokrasi ya diktatörlük!''

19 Ocak 2021 tarihindeki “Türkiye, kavga dövüş seçim sathı mailine girdi!” başlıklı yazımız ise aslında “görünen köy”ü anlatıyordu: “Cumhur İttifakı, seçimi kazanabilmek için aynen 7 Haziran-1 Kasım seçimleri arasında olduğu gibi gergin, çatışmalı ve giderek daha kanlı olacak bir sürecin başlama vuruşunu yapmıştır.”

16 Nisan 2021 tarihli yazımızda ise “Muhalefetin afiş bile asamadığı ülkede adil seçim olmaz” diye son bir uyarı daha yapmışız: “Daha ortada seçim falan yokken ‘128 milyar dolar nerede’ afişlerinin başına gelenler de apaçık gösteriyor ki muhalefet partileri bir an önce Seçim Güvenliği İttifakı kurmalıdır.”

Sonunda Erdoğan bizce “görünen köy”ü kendi ağzıyla itiraf ederek Akşener’e Rize’de yapılan provokasyon üzerinden “Daha neler olacak. Daha dur bakalım bunlar iyi günler” diyerek bütün muhalefeti tehdit etti.

Eğer bugünden yarına önlem alınmazsa, muhalefet için tehlikede olan sadece seçim ve sandık güvenliği değil, aynı zamanda can güvenliğidir.

Önümüzdeki süreçte olası bir iktidar değişimini sadece sandığa indirgemesi durumunda ya oy atacak ya da attığı oyun aynen çıktığı bir sandık bulamayacak muhalefet.

Çünkü Erdoğan “kariyer planı”nı ifşa etti: Seçim terörü!