• 22.10.2017 00:00

 Bermuda şortlar giysem, pek muhafazakâr ya da pek 'monden' neyse işte ciddi entelektüellerin toplantısına katılsam.

Yaka cebime su dolu küçük şişe koysam, içine bir gül yerleştirsem.
Mevlevi terbiyeyle dünyaya gözümü açsam, Cüneyd Bağdadi okusam, Hint bilsem.
Kimse beni anlamasa, ben kimseyi takmasam. Mizah dergilerine konu olsam, arkamdan gülseler. Onlara kızmasam, şiir yazsam.
Olmayacak nedenle bir taş bulsam, üstüne çıksam, tek başıma de aday olsam! Her sene boşluğa konuşsam.
Demokrasi ve beyefendilik anlatsam. Sekiz oy alsam.
Beylerbeyi'nde rahmetli pederin köşkünde kalsam, ahşabın gıcırtılarıyla kalksam, bahçedeki iğde ağacıyla aramda bilinmez bir bağ olsa.
"İbrahim
içimdeki putları devir
elindeki baltayla
kırılan putların yerine
yenilerini koyan kim?" diye sorsam.
Yeşil sarıklı hocalar sussa. Adım Âsaf Hâlet olsa, Çelebi deseler bu âlemde aslımıza...

***

Dâhiliye Nezareti Şifre Kalemi Müdürü Mehmet Sait Halet Bey'in oğlu olan Çelebi, İstanbul'da doğdu. Babası Mevlevi idi ve oğlunu o ilimle yetiştirdi.
Cihangir'de geçen çocukluk ve ilk gençlik çağında İstanbul kültürünü bu semtlerde hazmetti.
Galatasaray Lisesi'nde 8 yıl eğitim gören, şair babasından Arapça ve Farsçayı öğrenen Çelebi, Mevlevi Şeyhi Ahmet Remzi Dede ile Rauf Yekta Bey'den Ney, musiki ve nota derslerini aldı. Derin irfani bilgilerle, Mevlevi çevre içinde büyüyerek kendini yetiştirdi. Şiirlerinde de bu bilgilerini kullandı. Erken yaşlarda şiir yazmaya başlayan Âsaf Halet Çelebi ilk şiirlerini aruz ölçüsüyle rubai ve gazel tarzında yazdı. 19 yaşından sonra kendine özgü ve serbest bir stil edindi. Üç ay kadar Fransa'ya gitti. Sanayi-i Nefise Mektebi'nde öğrenim gördü. Adliye Meslek Mektebi'nden mezun oldu. Farsça, Arapça, Fransızca, Hintçe ve Sanskritçe öğrendi.
Çelebi, siyasete de ilgi duymuş, 1946'dan itibaren, yaşadığı sürece bütün seçimlere bağımsız aday olarak katılmış park ve meydanlarda birkaç kişiye konuşmuştu.
Ceza Mahkemesi zabıt kâtipliği göreviyle işe başladı. Osmanlı Bankası ve Deniz Yolları İşletmesi'nde memur olarak çalıştı. İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü kitaplığında görevliyken sık sık hastalanmaya başladı. Kalp krizi geçirerek 15 Ekim 1958 Çarşamba günü başka bir âleme geçti...
Asaf Hâlet Çelebi için, doğru gibi görünen eksik bir tanımla "Düşünce şiiri yazdı" denmiştir. Bize göre İslam'ın zarafetinin, Tasavvuf'un şiirini modern bir şekilde yazmıştır. Esas olay budur.
Âsaf Halet, kabul edelim ki farklı fikirlerinin tümünü baskılayan bir totalitarizmde yaşamış ve o kısıtlayıcı iklimde, gizli hakikatin bilgisini sırtında taşımıştır. İstanbul geçmişinde bir irfan ve fikirler seremonisi idi, işte Çelebi, asıl şehrin, üstü örtülmüş o medeniyetin işaretleriyle konuştu!
O dönemin de bu dönemin de bilmediği bir lisandı bu. Onun şiirleri bir dua gibiydi.
"vurma kazmayı
ferhâaad
he'nin iki gözü iki çesme
âaahhh
dağın içinde ne var ki
güm güm öter
ya senin içinde ne var
ferhâaad..."
Çağını anlayan, ama onunla ölümüne kapışmayan bir akla sahipti. Böyle yaparak söyleyeceğini de söyledi. Vakitsiz 'öten' yüksek zekâlarda görülen depresyona hiç girmedi. Delilik ile velilik arasındaki o ince, ferah çizgide neşeyle gezindi. Kısa yaşadı, güzel yaşadı. Biricik evladını kaybetti, her ne kadar kulak asmaz görünse de ortamın paradigması onu anlayabilecek durumda değildi. Bu onu sarsmış olmalı.
Mesela "He" şiirinde Allah'ı simgeleyen "ﻫ" harfinden yola çıkarak beşeri aşktan ilahi aşka kavuşmayı şiirleştirdi.
"ejderha bakışlı he'nin
iki gözü iki çeşme
ve ayaklar altında yamyassı..."
2. Yeni şiir akımını ve Sezai Karakoç'u etkileyen Âsaf Halet derin bir şairdi kısaca. Hakkı yendi.
Şehri İstanbul'un halet- i ruhiye 'si, asırların dibindeki asıl bilgelik ondaydı. Nüktenin görmüş geçirmişliğini üstüne giyinmişti.
Ne var ki Âsaf Bey hâlâ kulağımızın dibinde tennuresinin rüzgârında dönmekte. Sema'dır bu:
"yolunu kaybeden güneşlere
bakıp gülümserim
ben uçarım
gökler uçar..."