Cem SANCAR
Cem SANCAR

Gazete: Sabah GAZTESİ

Sürgündeydik geri dönüyoruz

  • 4.02.2018 00:00

 Herkes kendi şarkısını söyler. Şarkı dediğin bir edep âdap durumu. Bilgi ister, emek ister. Armoni ister, harmoni ister, cesaret ister.

Bizim problemimiz çok uzun süredir başkalarının şarkılarını söylemekti. Beyaz Adamı inatla taklit etmekti.
Zihnimiz kireçlenmişti. O kireç çözülüyor. Mesele bu...

***

Kapışma devam ediyor fakat!
Yani biz kendi şarkılarımızı söylemeye başladığımızda oluyor bütün bunlar.
Esasen ne yapacaksak kendimize bakarak yapacağız. Sürekli Batı'yı suçlamak, eksiklerimize mazeret bulmak için didinmek yorucu! Oradan mezun olmalıyız...
Bu ülke büyük bir kültürün aysbergi!
Altımızda; ırklara, dinlere, meşreplere minarelerin gölgesinde serbestiyet tanımış bir medeniyet. Herkesin kendi inancıyla mutlu yaşayacağı bir beldenin tam üstündeyiz.
Ne zaman ki rotamızı kaybetmişiz, orada çıkmış 'Çivilizadeler', bağnazlar, tefrik edici cahiller. Hatalardan, günahlardan öğrenerek gelmişiz ille velakin bugüne! Edebali ile Mevlâna bizim can suyumuzdur fikrimizce. Turgut Uyar da bizdendir, Necip Fazıl da. Sezai Karakoç dağlar yüreğimizi, içimiz yanar. 'le bir martı kanadına benzer halimiz.
Mirasımızı, Divan şiirinden de öğrenebiliriz.

***

Çok şeyi unuttuk. Aklı ve zekâyı abarttık, kadeh tutmayı medeniyet sandık. Öyle öğretti kurucu babalar bize.
Kadın-erkek ilişkisi, bir bardak suydu içilmesi gereken. Cinsellik, içindeki hayvanı serbest bırak, demişti Freud.
Onları, seküler psikologları peygamber belleyen kuşaklar, ondan oldu heder!
Tarihe, hüzne, camilerde diz kıranlara sırtımızı döndük. Merhamet, bir tür 'kezbanlıktı' Cihangir havzasında. Öyle öyle kaybolduk bu dünyada.
İşte ondan kimsesiz, koparınca ilim-irfanımızın ipini, unuttuk dilimizi. Tevhid, modası geçmiş bir isim olarak kazındı zihnimize.
Yazık oldu o kadar yıl, onca gençliğe...

***

"Yok sayılanlardan bahsetmenin zamanıdır, hata yapanlardan konuşmanın vaktidir!" diyor bir film.
Cezayir asıllı Fransız yönetmen 'e, 2004 Cannes Film Festivali'nde en iyi yönetmen ödülünü kazandıran bir film bu: Exils, Sürgündekiler. Beş parasız en dipte iki Arap genci, kendilerine "Kimiz biz?" diye sorarlar. Zano ve Naima Cezayir'e gitmek için 'i terk eder. Otostopla ilerlerler.
Gençler İspanya'dan karşıya 'ya geçeceklerken, genç kız barın birinde, gider bir kazuletle ilişkiye girer. "Niye?" der delikanlı kız pişmanlıkla onu bulduğunda, "nereden öğrendin sen bu çirkinliği?" "Senin öğrendiğin yerden" der kız. "Porno filmlerden!"
Kayıp gençler meşakkatli tecrübelerden sonra Cezayir'e ulaştıklarında, büyük umutlarla ana kucağına ayak bastıklarında kendilerini, kaçar adımlarla ülkelerini terk eden mahşeri bir yoksul kalabalığının içinde bulurlar.
Köklerinin çağrısını duyan bu iki yolcu, bir zikir ayininde kendilerinden geçerler ve sonra ziyaret ettikleri ecdatlarının mezarından uzaklaşırken, mezar taşında unuttukları kulaklıktan şu şarkı yükselir:
"Çok uzun zamandır sizlerden bihaber, yalnız kaldık. Parklarımızdaki yasemin kokusunu unuttuk, hatta annelerimizden miras kalan dilimizi de..."
"Kim bilir belki de bir şiirin söylediği gibi, unutmak için verdiğimiz onca çabadan, geçtiğimiz onca yıldan sonra, tam unutmaya alıştırmışken kendimizi, artık unutmak istemediğimizi fark ederiz bir anda!"

***

Asıl iş kendini bulmasıdır insanın, öyle diyor bizim bilgeler.
Muhiddin İbni Arabi, İslam bilgeliğinin piri, "kendini bilen rabbini bilir" hadisi üstüne şöyle yazmış:
"Kulun takdisi, kendisini bilmesidir. Öyleyse insan ancak 'kendisiyle' temizlenmiştir."
Kişi, kendini çözünce kutsanır diyor pir. Kişi ancak kendisiyle temizlenir, asıl işi kendinle...
Şunu da teyellemek isterim fakat bir de:
İnsan çok kelime sarf eder, ama hep kendini anlatır finalde...

***

(Meraklısına: Exils ile ilgili alıntılar filmhafizasi.com sitesinden, 'Dilek' adlı yazardan alındı.)

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar