• 7.09.2020 00:00
  • (598)

  Modernleşe modernleşe bir hâl olduk...

Bin türlü arabaya sahip olduk. Dev toplu konutlarda, minarelere tepeden bakan gökdelenlerde falan oturuyoruz.
Şehirleri yakınlaştıran otobanlar, hızlı internet, denizin içine dikilmiş dev oteller. Kocaman hastaneler, yeni makineler. TV portallarında yüzlerce kanal.
İnstagram'da herkes tatlı hayatta.
Rüyasında bile tweet atan dijital varlıklarız. Beynimize çip yerleştireceğiz de rengi nasıl olsun acaba diye düşünüyoruz.

***

Fakat...
İnsan malzemesini unuttuk dostum! Hem de nasıl unuttuk...
O yüzden hep ama hep kavgalıyız birbirimizle.
Hasta-doktor ilişkisinde robotik vaziyetlerdeyiz. Trafikte en küçük takışmada milyonluk araçlardan levyeyle iniyoruz. Teraslardan kız arkadaşlarını atan baba parasıyla hayta ve sevdiklerine cinayet kurgulayan maganda...
Hak ettiğimiz bir sivilleşmeyi, cemaatleri, tekke ve zaviyeleri de içeren yasal bir şeffaflığı üretemediğimiz için bakkal bile olamayacak bir takım sahte şeyhler masumların parasıyla holding kurmakta. Bin türlü sapkınlık yapmakta...
Ya o siyasi kutuplaşmayı şişiren boş tatava!
Çaya çorbaya hamaset, çaya çorbaya Atatürkçülük!
Kafamıza kafamıza sallanan car car sloganlar, gerim gerim bir zıtlaşma.
Bıkkınlıklardayız, açık konuşalım...

***

Türk modernleşmesi batıdaki gibi olmadı. Bir sosyal mutabakatla aşağıdan başlamadı, yukardan vazedildi. Devletin aparatlarına, vesayet dediğimiz askeraydın- bürokratlara dayandı. Bu küçük zümre kendi radikal laiklik serüvenini topluma dayattı. Sonunda da kaçınılmaz olan oldu, vesayet alaşağı edildi.
15 Temmuz bu vesayetin son günüydü...
O an büyük bir yeniden organizasyonun başladığı andı. Bu bağımsız ve yerli bir demokrasinin inşası için gerekliydi. Ne var ki böyle küresel bir darbe zincirinin altından çıkılabilmesi için bir sertleşme de kaçınılmazdı. Sistemin temizlenmesi ve kurumların yeni dizilişi için sıkı bir duruş elzemdi.
Toplumun karşıt grupları da buna gizli- açık onay verdi.
Ne zamana kadar?
Elbette yeni sömürgeci saldırı püskürtülene, iç ortamlar temizlenene kadar. Demokrasi ve yeni anayasa için toprak elverişli hale gelene kadar...
Bunu başardık, başarıyoruz. Yeni gündemlerin yeni sayfaları açılıyor...

***

Ülkenin bazen dikilerek bazen de küresel oyunu gören dengeci zekasıyla oynadığı satranç o yüzden mühim. Bu kuşatmayı yarmak öyle kolay bir iş değil. Cumhuriyetimizin denizlerdeki, karalardaki ve havalardaki haklarını talep etmesiyle asabı bozulan 'Hegemonik Kurulu Düzen' tehditlerini sürdürüyor. Ama oyun sürüyor, oyundayız...
Tam da bu noktada biz şu kamplaşmayı, içimizde derinleştirilmeye çalışılan tuzağı bozmalıyız derim.
Tarihi 1923'ten başlatmak büyük cehalet.  tecrübesini yok saymak da öyle...
Sulh yapıcı, olumlu ortak yanlarımıza sahiplenen bir yaklaşım toplumun çeşitli kesimlerinde daha da çok konuşuluyor...
Bunu duymak, sokaklara yaklaşmak ve oralarda konuşulanları küçümsememekten geçiyor. Sinirli, çığırtkan aydın elitizmini abartmamaktan geçiyor bence.
Aydınların değil halkın geniş katılımına ihtiyacımız var...

***

Başörtüsü talebinin gerçekleşmesi büyük bir kadın çoğunluğunun sosyal hayata daha etkin katılmasıyla sonuçlandı. Bu gizli bir uzlaşmadır zaten. Cumhuriyet bir mutabakat arıyor. Bunu anlamalıyız.
Çeşitli din algısı güçlü gruplarla, laikliğe vurgu yapanların kamusal alanda bir arada olması ister istemez bir yumuşamaya neden oldu, oluyor. Bu suyun akışı kesilemez. Sahip çıkılacak nokta odur...
Bu ülke parıltılı bir zihniyetle Yunusların, Hacı Bektaşların, Mevlânâların rahle-i tedrisatından geçerek 'insanına' yatırım yapacak!
Ve bu ülke kendi inşa edeceği 'Evrensel Fikri' dünyaya tanıtacak.
Bu iş böyle olacak.
'nin benzersiz modernleşmesi mutlaka kendi yolunu bulacak...