• 25.04.2021 07:46
  • (221)

Belediyenin kültür müdürlüğünden içeri girdiğinde, doğup büyüdüğü şehir için yapmayı düşündüğü kültür-sanat projelerinin heyecanı ile kalbi küt küttü.
Seçimi kazanan partinin başkanı açıklamıştı, kültürde ileri atılım yapacaklardı. Sekreter onu bekleyenlerin arasına oturtmuş, hatta çay bile söylemişti. Bu iyiye işaretti!
Şehrin medeniyet birikimleri üzerine yazdığı proje dosyasını önündeki sehpaya koydu. Pahalıya oturmuştu bu renkli baskı, kapak filan ama feda olsundu...
Bekleme odasındaki diğer insanları incelemeye başladı. Takım elbiseli birtakım adamlar gayet rahat tavırlarla sekreter hanıma laf atıyor, gülüp şakalaşıyorlardı. Sadece en köşede beyaz ceketli, papyonlu adam mahcup önüne bakıyordu. Kim acaba bunlar, diye düşündü. Herhalde hepsinin bir kültür şeysi vardı.
Kendi kendini eleştirdi. Demokrasiyi özümseyemedik, tahammülsüzüz, diye düşündü. En başta kendisi. Yıllarca eşitlikten söz etmiş olmasına rağmen ayrımcıydı işte abicim! Bekleme odasındaki insanları, bak küçük görüyordu! Geçmişin etkileriydi bunlar. Eşitlik duygusunu hazmetmek lazımdı. 'Demokrasiyi idrak etmeliyiz usta' diye derin bir nefes aldı.
Odadakiler, sıkıntıdan kamburu çıkmış ve kendi kendine mırıldanan bu tuhaf adama saman alevi gibi yanıp sönen bir ilgiyle bakıp sohbetlerine geri döndüler...

***


Neden sonra müdürün kapısı açıldı ve dışarıya ellerini memnuniyetle ovuşturan üç kişi çıktı. Sekreter kalktı, kapıyı tuttu. Arkadan bir ses adını duyamadığı bir abiye selam söylüyordu. Müdürün sesi duyulunca bekleme odasındakilerde ayağa fırlayacaklarmış gibi bazı kasılmalar oldu ama kendilerini tuttular.
Daha sonra sekreter diğerlerini sırayla içeriye almaya başladı...
'Kibrini yeneceksin abicim' diye oturuşunu değiştirdi adam. 'Sıranı bekleyecek, fikrini anlatacak, kültür devrimini yapacaksın. Elini taşın altına koyacaksın. Yok öyle...'
Sanat yatırımları yapan özel sermaye yıllar önceden kültürün bir sektör olduğunu bilenler tarafından parsellenmişti. Onların yaklaşımında olman yetmezdi, aralarında da olman gerekirdi... 'İdeoloji mühim değil, en iyisi ' diye düşündü. Küçük bütçeler planlamıştı. O başkaları gibi değildi. Mühim olan faydalı güzel şeyler yapmak, şehre, memlekete borcunu ödemekti. Dosyasını profesyonelce oluşturmuştu. Mamafih bu randevu için danıştığı danışman bir fikrini alıp panel yapmış, kullanmıştı ama olsundu! Adam sonunda danışmandı. Hem yazardı, hem şuydu hem buydu...
Saatler geçmiş, beklemekten ağzı kurumuştu. Çay bardağını da kaldırmışlardı. Olsaydı dibini yudumlardı. Beyaz ceketli, kaş altından onu süzüyordu. Sekreter kız şimdi telefona çocuğunun yaramazlıklarını anlatıyordu. "Affedersiniz" dedi, "benim..."
Sekreter eliyle bir dakika işareti yaptı. Demokrasi böyle bir şeydi. Öyle aristokrat havaların yeri yoktu bu toplumsal eşitlik şeyinde. Kendi sabırsızlığına kızdı. Karşı köşedeki adam bu kez "N'aber" anlamında göz mü kırpmıştı ne? Bu adamı bir yerden gözü ısırıyordu ama, neyse...
"Çok pardon" dedi sekreter. "Müdürümüz biraz önce bir toplantıya gitti. Yarına bekliyoruz artık sizi!"
Proje adamı çaresiz ayaklanırken, beyaz ceketli adam fırlayıp kapıyı açtı.
"Teşekkür ederim, bir şey sorabilir miyim size?"
"Buyrun!" dedi beyaz ceketli.
"İçerdekiler kimdi?"
"Onlar kültür müteahhidiydi."
"Peki biz kimiz?"
"Biz 'Belediye Kovalayanlar' olarak geçiyoruz literatüre!"
"Affedersiniz ama siz ne iş yaparsınız?"
"Ben yokum aslında" diye papyonunu düzeltti gülümseyerek beyaz ceketli. Gittikçe görüntüsü cızırdamaya başlamıştı. "Siz yalnız olmayasınız diye geldim. Hayali bir uyarıcıyım aslında" dedi ve birden yok oldu...
Projeci adam elindeki şık dosyaları en yakın çöp kutusuna itinayla bıraktı. Şöyle bir gerindi. Sokağın diriltici serin rüzgârı kamburunu dikleştirmişti...