Ukrayna’nın kaderi hâlâ belli değil. Ülke bölünecek mi? Rusya yanlıları Rusya’ya katılacak mı? AB ile yapılacak bir ortaklık anlaşması sorunları çözmeye yetecek mi? Yanıtı verilmeyen daha birçok soru var.

Ukrayna’daki kriz, sadece Ukrayna ile kısıtlı değil. Oraya çok uzak gibi görünen ama aslında çok yakın olan bambaşka bir ülke de krizi dikkatle izliyor: Kazakistan.

Çünkü Ukrayna’yı bölünme noktasına getiren gelişmelere neden olan Avrasya Birliği düşüncesinin kökeni Kazakistan’da yatıyor. 1994 yılında Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev Rusya, Beyaz Rusya, Ukrayna ve Kazakistan’ın yanısıra Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan’ı da kapsayacak, AB’ye benzer bir birlik yaratılmasını önerdi. Bunun ilk aşaması olan gümrük birliği gerçekleştirildi. Bugün, diyelim Çin’den ya da Kırgızistan’dan Kazakistan’a girişi yapılan bir mal, hiçbir engelle karşılaşmadan Polonya sınırına kadar, yani AB sınırına kadar geliyor.

Önümüzdeki günlerde, 2015’ten itibaren yaşama geçmesi istenen Avrasya Birliği’nin kuruluş sözleşmelerinin imzalanması bekleniyor. Ancak bunun ne kadar akıllı bir adım olduğu konusundaki kuşkular da Kazakistan’da hızla artıyor.

Haritaya bakan herkes Avrasya Birliği’nin ana sütunun Rusya olduğunu görüyor. Diğer üyeler Rusya’nın etrafında kümeleniyor. Ukrayna da bunlardan biri olacaktı. Tabii Kiev’deki göstericiler bu planlara çomak sokmasaydı...

Şu andaki koşullarda Ukrayna’nın üye olmayacağı kesin. Çünkü eski Devlet Başkanı Yanukoviç’i devirenler, Ukrayna’nın önündeki diğer seçeneği tarcih ediyor: Avrupa Birliği.

AB içinde Ukrayna’yı üye görmek isteyen hemen hemen kimse yok. Brüksel şu günlerde, Türkiye örneğinde olduğu gibi tam üyelikle sonuçlanacak bir ortaklık anlaşması değil, hiçbir şekilde üyeliğe götmeyecek bir ortaklık anlaşması öneriyor. Buna rağmen, komşu Moskova’nın hışmından korkan Kiev’deki yeni yönetim bütün bunlara razı.

Kiev’den binlerce kilometre uzakta olsa da, yine Moskova’nın komşusu olan Kazakistan, Ukrayna’nın üyeliğinin suya düşmesiyle bir Avrasya Birliği içinde Kazakistan’ın ve diğer görece küçük ülkelerin Rusya’yı ne kadar dengeleyebileceğinden artık pek emin değil.

Geçtiğimiz yıl, daha Ukrayna krizi patlak vermeden önce yapılan Avrasya Yüksek Ekonomik Konseyi toplantısında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Avrasya Birliği’nin sadece ekonomik bir birlik olmaktan öteye geçmesini ve bir siyasi birliğe evrilmesini istediğini açıkça dile getirdi. “Avrasya Ekonomik Birliği Anlaşması’nın ortak çabalarımızın uzun vadeli hedeflerini de kapsamasını önemli buluyorum” diyen Putin şöyle devam etti: “Bu anlaşma, şu ana kadar varolan Gümrük Birliği ve Ortak Ekonomik Alan’a göre, nitelik olarak daha yeni bir entegrasyonu da mutlaka yansıtmalı.”

İşte bu konuda ortaklar arasında sıkıntılar var. Gerçi Kazak hükümeti projeyi savunmaya devam ediyor. Hükümete göre, büyük ölçüde petrol ve gaz sektörüne dayanan Kazakistan’ın bundan sonraki ekonomik gelişmesi ancak bir Avrasya Birliği yaratılmasıyla sürebilir.

Devlet Başkanı Nazarbayev’in ülkesindeki itibarı da hâlâ yüksek. Özellikle, Kazakça’ya verdiği önem, ülkenin bütünlüğünün korunmasındaki çabaları ve herşeyden önemlisi de, Kazakistan’a bir Avrupa ülkesi görüntüsü veren ekonomik başarıdaki rolü halkın bu siyasi lidere bakışını belirliyor.

Ancak kuşkular da giderek artıyor. Özellikle, Kazakistan’ın eski ve yemyeşil başkenti Almati’de, ülkenin Tian Şan Dağları’nın eteklerindeki bu entellektüel ve ekonomik başkentinde yaşayan Kazak aydınları arasında, Avrasya Birliği’nin pratikte ülkenin egemenlik haklarının önemli bir kısmını Moskova’ya devretmek anlamına geleceğini düşünenlerin sayısı büyüyor. Bu muhalifler, Kazakistan nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ını oluşturan Rus azınlığın (Sovyatler Birliği dağıldığı günlerde bu oran yüzde 60 iken, Kazakistan’ın bağımsız olmasından sonra başlayan göç nedeniyle bugün Rus nüfusun sayısı üçte bir azalmış durumda) yoğun olarak yaşadığı kuzey bölgelerinde Ukrayna’dakine benzer hareketler doğmasından çekiniyor. Kırım referandumunun ardından aşırı milliyetçi Rusların bir kısmının Moskova’nın Kazakistan’ın kuzeyini, bir kısmının da ülkeyi tümüyle ilhak etmesini talep etmesi de bu endişeleri kamçıladı.

Endişeleri gidermek için Nazarbayev bir yandan Kırım referandumunun hemen ardından sonucu kabul ederken, diğer yandan da ülkelerin toprak bütünlüğünün korunmasının önemine dikkat çekti. Nazarbayev, “egemenliğimiz kutsaldır ve Kazakistan bunu kimseye devretmeyecektir” demek zorunda kaldı.

Öte yandan, Rusya’nın eski Sovyet cumhuriyetlerinde izlediği politikalar, Kazak halkının kendi kimliğini güçlendirecek yaklaşımlara ilgisini arttırıyor. Bunun başında da Müslüman kimliği geliyor. Aslında Kazakistan’da İslam her zaman, kazakların “Tengricilik” adını verdiği, animalist geleneklerle yoğrulmuş ve oldukça farklı bir İslam olmuş. Ancak İslami hareketler üzerinde çalışan Kazak gazeteci İskander Amanjol, Suudi Arabistan ya da Pakistan gibi ülkelerden ithal edilen fanatik bir İslamcılığın ülkesinde yayıldığına işaret ediyor. Bu da bu kez ülkedeki Rus azınlığı korkutuyor ve bir kısır döngü başlıyor.

Almati’deki Kazak aydınları, demokrasiye duyduğu kuşkunun, Moskova’ya duyduğu kuşkudan daha büyük olmasının Nazarbayev’i hâlâ Rusya’nın yanında tuttuğuna işaret ediyor. Bir aydın, “daha fazla demokrasiye izin verdiği için, Nazarbayev, Kırgızistan’la Kazakistan arasındaki sınırı bile daha sıkı denetlemeye başladı” diyor.

Nazarbayev, modernist bir otoriter lider. Kazakistan’ı modernleştirmeye önem veriyor. Onun yönetimindeki Kazakistan, bugün bir AB ülkesini andırıyor. Ama sadece “andırıyor”. Başkent Astana’daki mimari fanteziler, Almati’deki yeni binalar, yabancı markalar ve sokakları kaplayan kaliteli kafe ve lokantalar, sadece bir ekonomik balonun ürünü. Ülke ekonomisini çeşitlendirme konusunda bugüne kadar büyük başarı elde edilebilmiş değil. Kazakistan’ın petrol ve gaz dışında kendi ürettiği pek birşey yok.

Öte yandan, birçok Kazak uzman Nabucco Projesi gibi, Kazakistan enerji kaynaklarını Türkiye üzerinden Batı’ya aktaracak boru hatları inşa ederek veya doğudaki komşu Çin’le ekonomik ilişkileri geliştirerek yeni seçenekler yaratmak için çok geç kalınmış olduğuna inanıyorlar. Bu durumda da Kazakistan, hiç istemeden de olsa, Rusya’ya mecbur kalıyor.

  • Abone ol