Vatandaşına “İsrail dölü” diyerek hakaret eden bir başbakan, polislerin yakalayıp yere yıktığı bir genci “kahramanca” tekmeleyen bir başbakanlık danışmanı ve bütün bunları savunmak için bin dereden su getiren bir yandaş medya...

Türkiye’nin yurt dışında çizdiği tablo bugün bu.

Fakat bu tablonun Türkiye’de pek görülmeyen bir başka yanı daha var.

Türkiye’de pek görülmüyor, çünkü olayın bu yanı daha çok yurtdışında, ağırlıkla da Almanya’da yaşanıyor.

“Olayı”, daha doğrusu bir fenomeni anlatmak için, önce Almanya’da isteyen ve istemeyen herkesin dikkate almak zorunda olduğu bir politikacıyla yapılan bir röportajdan söz etmek gerekiyor.

Bu politikacı Türkiye kökenli Cem Özdemir.

Yeşiller partisinin eş başkanı ve milletvekili.

Özdemir yıllarca AKP hükümetini desteklemekle suçlandı.

Ulusalcılar onu yerden yere vurdu.

Önceki gün Özdemir, Alman kamu televizyonlarının ortak sabah programında Soma maden kazası hakkında kendisine yöneltilen soruları yanıtladı.

Programın sunucusu Dunja Hayali’nin “bu felâketin sorumlusu kim” şeklindeki sorusuna, Cem Özdemir, “bunu Türkiye araştırmalı ve bu, orada yaşayan insanların da kabul edeceği, sendikaların, olaydan sağ kurtulanların dahil edildiği tarafsız bir araştırma olmalı, çabuk sonuçlar doğurmalı” yanıtını verdi.

Daha sonra, aslında kendi talebinin de çok gerçekçi olmadığını, çünkü Erdoğan’ın mutlak çoğunlukla, mutlak bir hakim gibi ülkeyi yönettiğine işaret etti.

Protesto gösterilerinin kimseyi yanıltmaması gerektiğini belirtti ve Erdoğan’ın özellikle Orta Anadolu’da seçmenin desteğini tamamen arkasına aldığını açıkladı.

Erdoğan’ın aslında daha önceki yıllarda kısmen kendi yaptığı iyi işleri şimdi kendisinin ortadan kaldırdığını savundu.

Ekonomik başarının bedelinin çevre için, iş güvenliği için ağır olduğunu ve herşeyin bu büyüme politikasına kurban edildiğini söyledi.

Son olarak da Özdemir, Erdoğan’ın, kendisini bugüne kadar güçlü kılan halk bağlantısını yitirmeye başladığını ve bu durumun uzun vadede seçmen desteğini de kaybetmesiyle sonuçlanacağını öne sürdü.

Bütün bunlarda bizim için yeni birşey yok.

Katılırsınız ya da katılmazsınız, ama hepsi Türkiye’de de yazılıp çizilen şeyler.

Fakat şimdi bir de Cem Özdemir’in Facebook sayfasına (kısmen bozuk bir Almanca’yla, kısmen bozuk bir Türkçe’yle) gelen tepkilerden alıntılar yapalım:

Osman Demirtaş, “Cem bir kere de Almanya’da politika yapsa iyi olurdu” diyor, “aramızda naziler dolaşıyor, Cem Türkiye’yle uğraşıyor. Sana oy veren az sayıda insan için bu bir utanç” diye ekliyor.

Abdullah Cam, sanki milletvekili ve parti başkanı seçilen Cem Özdemir’in Almanya’da daha fazla kabul edilmeye ihtiyacı varmış gibi, “Alman toplumuna yaranmak için Erdoğan’ı kötülüyor” diye yazıyor.

Mehmet Gençtürk hakaretle karışık akıl öğretiyor (Türkçe imlâ hatalarını düzeltmeden aktarıyorum):

“Cem özdemir...özündeki demir paslanmış..o pası sil, sil ve adam ol.....!!!!”

Özdemir’in sayfası editörlerin elinden geçtiği için tamamen hakaret içeren yazılar da olduğunu ancak sayfadan kaldırıldığını ancak onlara gelen yanıtlardan anlıyoruz.

Bunlardan bir anlaşılan da, Türk ırkçılarının bu seviyeli “tartışma”sında Alevilerin de kim vurduya gittiği.

Ali Koçak adlı yorumcu ise kendince taşı gediğine koyuyor, “Cem senide adam yerine koymustuk, almanyada hergün diri diri yakiliyoz sen neredesin seni alman secmeni secdi kendi isine bak. 2023 e az kaldi kurtulcaz su lozan anlasmasindan” diyerek, bu güruhun aklî ve ruhsal pozisyonunu açıkça ortaya koyuyor.

İstanbul Valiliği, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Birlik Vakfı Genel Merkezi ve MTTB Genel Merkezi’nin (resmi bir kurumun sayfasından aldığım bu bölümde de imlâ hatalarını düzeltmiyorum) “Fetih ruhunu gençliğe taşımak Fatih’i ve Fetih Ruhu’nu gençlikle tanıştırmak” amacıyla alenen “Fetih Ruhu, Fatih ve Gençlik” konulu kompozisyon yarışmaları düzenlediği bir ülkede bunlar normal olabilir.

Ama ya Almanya’da?

Erdoğan hükümeti yıllarca çaba göstererek, Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli insanlar arasında hoşgörüden zerre kadar nasibini almamış, aşırı milliyetçi, küstah ve saldırgan bir kitle yarattı.

Bunu yaparken Alman hükümetlerinin hatalarını ona karşı kullandı, ama Almanya’ya haklı eleştiriler yapılarak elde edilen sonuç, amacın hiç de iyi niyetli olmadığını gösteriyor.

Ankara’nın son yıllarda giderek Alman ve Almanya düşmanlığını körüklemesi ve bunu yaparken, Almanya’da yaşayan göçmenleri kışkırtarak Alman hükümetine aba altından sopa göstermesi de bu kötü niyetin bir başka kanıtı.

Şimdi, tam da Avrupa Parlamentosu seçimlerinden bir gün önce, önümüzdeki Cumartesi günü, Erdoğan Köln’de büyük bir miting hazırlığında.

Bu mitingde de AKP’nin yarattığı milliyetçi-islamcı, Alman düşmanı güruh toplanacak.

Erdoğan onları pompalayacak.

Açık ifade edilen amaç, Ağustos ayındaki cumhurbaşkanlığı seçimine hazırlık, çünkü ilk kez yurtdışındaki Türk vatandaşları da yerinde oy kullanacak.

Ancak sicili, Erdoğan’ın oy avcılığını bir kez daha Alman düşmanlığını körükleyerek yapacağına işaret ediyor.

Öfkeli başbakanın, geçtiğimiz haftalarda Almanya Cumhurbaşkanı’nın eleştirilerine nasıl kızdığı ve yanıtlar verdiğinin de hatırlanmasında yarar var.

Bunu Alman politikacılar da bildiğinden, şimdiden onu bu mitingden vazgeçmeye çağırıyorlar.

Hükümetin Uyum Sorumlusu Aydan Özoğuz, Türkiye’den yansıyan görüntülerin “sarsıcı ve kabul edilemez” olduğunu vurgulayarak, Erdoğan’ın miting yapmak istemesini hiç de uygun bulmadığını söylüyor.

Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) partisinin başkan yardımcısı Julia Klöckner, Almanya’da yaşayan Türkleri mitingden uzak durmaya çağırıyor.

Erdoğan’ın birkaç yıl önceki Erdoğan’dan çok farklı olduğunu belirten Klöckner, “Erdoğan ne maden kazası, ne de Türk halkının insan hakları ve düşünce özgürlüğü yolundaki genel beklentileri karşısında empati göstermiyor” diyor.

Yeşillerin ünlü temsilcilerinden Jürgen Trittin de Erdoğan’ın “gerçeklerden tamamen koptuğunu” söylüyor ve Almanya Cumhurbaşkanı Joachim Gauck’un eleştirilerinin haklı çıktığını savunuyor.

Tabii öfkeli Erdoğan ve yalakaları, işi yumuşatmak ne kelime, bu lafları duyunca ateşe körükle gidecek.

Bu miting yapılacak ve Almanya’daki Türkler bir kez daha kışkırtılacak.

Sonuç, Türkiye’nin dış itibarının daha da sarsılması olmayacak sadece.

Almanya’da Erdoğan’ın oyununa gelenler sayesinde Almanya’daki yabancı düşmanlarının eli biraz daha güçlenecek, orada yaşayan Türkiyelilerin yaşamı biraz daha zorlaşacak.

Lozan Anlaşması ise olduğu yerde duracak.

İyi ki de öyle.

  • Abone ol