Kafa kesen canilerin elinde 101 gün rehin kalan insanlar sizce kötü muamele görmüş müdür? Bu soru sorulabilir mi? Rehin kalmak, insanın kendi yaşamının bir gününü bile özgür iradesinin dışında geçirmesi başlı başına bir kötü muamele değil midir?

Türkiye'nin Musul Başkonsolosluğu'nda IŞİD'in rehin aldığı 49 kişi yaşamlarının en ağır günlerini geçirdi. Hepsine geçmiş olsun!

Bu 49 insanın nihayet serbest kalması bütün Türkiye'ye rahat bir soluk aldırdı. Böyle bir anda MİT bir operasyon yapmış mı, yapmamış mı, bunu tartışmanın da bir anlamı yok. Bu tür krizleri yakından izleyenler bilir: Gizli servisler başta olmak üzere birçok devlet kurumu ve zaman zaman sivil kurumlar da devreye girer, girmek zorundadır. Bu olayda da böyle olmuş ki, rehineler sağ salim Türkiye'ye dönmüş. Bunu sağlayan, geçelim MİT'i, El Kaide, PKK veya Dev-Sol bile olsa fark etmez. Emeği geçen herkese teşekkür etmek gerekir.

Çünkü Türkiye son yıllarda karşılaştığı en ağır krizi atlattı.

Bu krizin atlatılması şimdi Türkiye'ye, özellikle de Davutoğlu hükümetine yeni bir fırsat veriyor. O da, IŞİD'in Musul'u ele geçirdiği günden beri hemen hemen hergün dile getirilen, “Türkiye, 49 rehine nedeniyle IŞİD karşısında pasif tavır takınmak zorunda kalıyor” iddiasına artık açıklık getirecek politikalar izleme fırsatıdır.

Bu iddiada olanlar, genellikle başka iddialara yanıt verirken bu tür sözler sarf ediyor. O iddialar da kabaca özetlersek şunlar:

1.Türkiye Kürtler'in bölgede ağırlığının artmasından çekindiğinden IŞİD'e karşı mücadelede ağır davranıyor ve IŞİD'in Kürtleri de güçten düşürmesini bekliyor.

2.Ankara, İran'ın Irak ve bölgede elde ettiği konumdan rahatsız olduğu için, en aşırı uçta olsalar dahi Sünni güçleri destekliyor.

3.Türkiye'nin Irak'ta olan olaylara müdahele edebilecek gücü olmadığından birşey yapmıyor.

4.Türk hükümetinin içinde olan veya onu destekleyen bazı kesimler IŞİD'den hiç de rahatsız değil. IŞİD'in ulaşmaya çalıştığı hedeflerin Ankara'da kimilerini rahatsız etmesi şöyle dursun, onlar gizliden gizliye zaten IŞİD ve daha başka İslamcı radikal örgütlerin başarı kazanmasını istiyor.

5.Türkiye doğrudan IŞİD'in arkasında. Bunun kanıtı da, IŞİD'e katılmak için çeşitli ülkelerden yola çıkan savaşçıların İstanbul Fatih'teki bir büroda karşılanarak Suriye üzerinden IŞİD'e gönderilmesi. Son olarak Ankara'daki IŞİD örgütlenmesi konusunda yazılanlar da cabası.(Bu iddiaları sadece Batı medyası yazmıyor, aylardan beri bunları Afganistan ve Pakistan'da da bazı yetkililerin ağzından duymak mümkün oluyor. Bu yetkililerin bunu daha çok, “nihayet buradan başka bir yere gidiyorlar ya, nereye giderlerse gitsinler” ruh haliyle söylediklerini de eklemek lâzım.)

Doğrusu ben, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın şu sözlerini okuyunca umutlandım:

“Gelişmelere bağlı hükümetimizin bir planı var. Askerimiz, iç güvenlik güçlerimiz ile birlikte hazırladığımız koordineli, bir taraftan istihbaratımızı taşıyan, bir taraftan da Türkiye’ye zarar vermemek üzere her türlü planlarımız var.”

Gerçi tamamen IŞİD'in terör estirdiği bölgeden kaçan insanlara nasıl yardım edilebileceğini konuşurken söylüyor bunları, ama orada yaşanmakta olanların Türkiye'ye zararı olacağını da açıkça ifade ediyor. Hükümetten bu yönde sesler duymak, en azından yukarıda 4. maddedeki endişeleri bir ölçüde gideriyor.

Ancak Arınç da, “IŞİD’i doğuran pek çok sebep var. ABD’nin işgalinden başlayarak, Irak’ın bütünlüğünü mahveden, Sünnileri, Şiileri birbirine düşman eden pek çok uygulamalar yapıldı. Oradaki Başbakan Maliki’nin yanlış uygulamaları bir takım ayrılıklara yol açtı. ABD ordusu giderken geride bıraktığı silahlar birilerinin eline geçti. Ordusunu güçlendirmedi, kendi içinde sıkıntılar ile başedemedi. Sonunda Irak bölünme noktasına geldi” diyor. Eğer haberi bizlere aktaran meslektaşlarımız bir hata yapmıyorsa, bunu yaparken, IŞİD'in bas bas bağırarak açıkladığı ve kendi barbarlığının da tek izahı haline getirdiği İslamcılık, İslam fanatizmi, silah fetişizmi ve şiddetin kutsallaştırılmasını, IŞİD'i doğuran nedenler arasında saymamaya özen gösteriyor.

Almanya'da Hitler'in iktidara gelmesinin de, Haçlı seferlerinin de, insanlık tarihinde yaşanan soykırımların da “pek çok sebebi” var. Eğer bunlar sayılırken, bunların ideolojik boyutu es geçilirse olmaz. İşte bu ciddi bir hata ve en başta da Türkiye'de yaşayan insanları endişeye sürüklemesi gereken bir durum.

Mesele sadece uluslararası planda Türkiye'nin imajı meselesi değil. O zaten Suriye iç savaşında Türkiye'nin pek de anlaşılmaz ve çelişkili bir politika izlemeye başlamasından beri ciddi bir çizik aldı. O nedenle IŞİD konusunda Batı'da Türkiye'den beklentiler sıfır seviyesinde seyrediyor. İslamofobiden hergün şikâyet ederken, örneğin Almanya sokaklarında sırtlarına, arkasında “Şeriat Polisi” yazan ceketlerle çıkıp, Müslüman ülkelerden oralara gelen göçmenleri baskı altına almaya çalışanlara laf etmeyen bir Türkiye'nin imajını değiştirmek artık kolay da olmayacak. Üstelik Batı dışında da Türkiye'ye bakış çok farklı değil.

Fakat asıl sorun, Türkiye'nin kendi iç yapısı konusunda devam eden tartışmalar. IŞİD gibi İslam fanatizminin, Müslüman hoşgörüsüzlüğünün ve İslam adına şiddet uygulama eğiliminin zirve yaptığı bir teşkilat, kendisinin de en azından İslamî değerlere kararlılıkla sahip çıktığı bilinen bir hükümet tarafından aynı kararlılıkla ve dünyanın başka ülkelerindeki gibi yoğun şekilde mahkûm edilmezse, Türkiye'de hükümeti desteklemeyen çevrelerin -ki bunlar, dile kolay, toplumun diğer yarısını oluşturuyor- zaten büyük olan korkularını ve güvensizliğini kat kat arttırabilir.

IŞİD'in barbarlığının ve fanatizminin nedenleri arasında İslam'ın bütün bunlara elveren bazı yorumlarının yattığını söyleyememek, Ankara'daki hükümetin sırtında bir kambur. Hem kendilerinden de IŞİD'inkilere benzer barbarlıklar yapmasını bekleyen ve arzulayanların sayısı artar, hem de bu tür şeylerin Türkiye'de de yaşanabileceği korkusu içinde olanlar buna karşı kendilerince önlem almaya başlar.

“Burası Türkiye, sen Türkiye'yi tanımıyorsun” demeyin. Berlin Duvarı gümbür gümbür yıkılmadan daha bir gün önce, Almanya'nın birleşmesinin asla mümkün olmadığına inananlar da vardı. Mesela Suriye'nin birkaç ay içinde bu kanlı iç savaşa yuvarlanacağını tasavvur bile edemeyen ve Esad'ın kabinesiyle ortak toplantılar yapan bu hükümet değil miydi?

Şimdi Davutoğlu ve hükümeti, 49 rehinenin nihayet özgürlüğüne kavuşmasının yarattığı fırsatı değerlendirerek, AKP hakkında son yıllarda birike birike artık oldukça katılaşan kuşkuları eritmeye başlayacak net bir IŞİD politikası geliştirebilir, bazı Müslümanlarda maalesef tartışmasız şekilde varolan hoşgörüsüzlüğün karşısına kararlılıkla dikilebilir ve bununla her yerde mücadele edebilir.

  • Abone ol