• 27.08.2012 00:00

 Taraf gazetesinde yayımlanan “Pkk kötü, peki biz iyimiyiz…” başlıklı yazımda PKK’nın sonuç olduğunu, kötü bir sonuç olduğunu ancak PKK’nın kötü olmasının yanında Türkiye devletinin, Türk halkının, Ak Parti hükumetinin de çok iyi olmadığını ve hatta eksik ve yanlış tutumları nedeniyle PKK’ya güç kazandırdıklarını ifade etmeye çalışmıştım. Mesele elbet bununla sınırlı değildi. Uzun yıllara yayılmış olaylar bütününün tek doğru cevabı yoktur. Yıllar içerisinde kartopundan çığ oluşması misali büyüyerek ekler edinerek devam edeler, Türkiye’nin çok uzun yıllardır devam eden Kürt Meselesinde de durum aynen böyle ve meselenin tek bir gerçeği yok, gerçekleri var.

  Türkiye halkı uzun yıllar Kürtlerin uğradığı zulüm ve haksızlık konusunda bilgi sahibi değildi. Kürtçe bir dilmiş, bir Kürt halkı varmış, 12 Eylül zindanlarında tutuklu bulunan Kürtlere akla gelmez işkenceler yapılmış, 60′a yakın marş ezberletilmiş, her Allah’ın günü Kürt çocuğu “Türk’üm” diye bağırtılmış, köyler boşaltılmış, gözaltında binlerce Kürt kaybedilmiş, Cumartesi Anneleri de anne olarak Şehit Anneleri kadar yanarmış, Kürtçe konuştuğu için 9 yaşındaki çocuk Türk öğretmenince dövülmüş, PKK şiddete sarıldığında acısı olayla hiçbir bağlantısı olmayan Kürtlerden çıkarılmış… Bu ve bunun gibi sayamayacağım birçok acıyı bilmiyordu ancak son 10+ yıl içerisinde gerek sivil toplum kuruluşlarının, gerek aydınların, gerek yazarların, gerekse vicdan sahibi insanların sayesinde bir şekilde konu konuşulmaya başladı, gerçek acılar bir şekilde duyuruldu.

  Ben dâhil birçok yazar, konuyla ilgili olarak onlarca belki yüzlerce yazı yazdık. Bu yazılarda PKK’nın sonuç olduğunu, bu sonucun haklı olmasa dahi anlaşılabilir olduğunu, Kürtlerin gasp edilmiş haklarının iade edilmesi gerektiğini “hedef gösterileceğimizi bile bile” yazdık. Bir şekilde meselenin konuşulması sağlandı. Birçoğumuz Kürt okurlardan olduğu kadar Türk okurlardan teşekkür yorumları aldık, bir şekilde halkın yüreği yumuşadı. Türkiye’de sistem eliyle yerleştirilmiş ırkçılık-aşırı milliyetçilik damarı bu “gerçeği haykıran ortak vicdan diliyle” kırılmaya başladı. Öyle ki, Oslo’da PKK ile görüşüldüğü ortaya çıktığında buna “birkaç Kürt Meselesinin devamından beslenen illet kitle” dışında kimse eleştiri getirmedi. Zaten Türk olsun, Kürt olsun herkes devam eden çatışmalar nedeniyle bezgindi, bıkkındı ve bitsin istiyordu.

  İşler böyle ağır aksak tam yoluna girmemiş bir şekilde ilerlerken Kürt Meselesinde, Kürtlerin haklarının iade edilmesi gereğine inananlar, Kürtlerin haklarının anayasal olarak garanti altına alınması gerektiğine inananlar, Açılım’a devam edilmesi telkininde bulundu, Kürtlerin yaşadıkları acıları dillendirdi. Dünya üzerindeki örneklerle analoji kurarak meselenin net anlaşmasını sağlamaya çalıştı, insanlara bir şeyleri anlatmaya uğraştı ancak PKK ve onu destekleyenler bu açıklamaları yanlış anladı. Türkiye’de zorunlu olarak askere gitmek zorunda kalan (Türkiye’de askere gitmeyi reddedip, vicdani reddinin açıklayanların başına gelenleri öğrenmek için konuyla ilgili röportajıma bakılabilir: “Müsaade Var Mı, Vicdani Ret Hakkımı Kullanacağım?” gencecik çocukları öldürmesine meşru gerekçe sunulduğunu zannetti. Bizler bu yazıları PKK, şiddetine gerekçe bulsun, şiddetini savunsun diye yazmadık, biz bu yazıları Kürt halkının acıları bilinsin, gerçekler ortaya çıksın, haklar iade edilsin, ırkçılık ve aşırı milliyetçilik damarı nedeniyle Kürt nefreti taşıyanların vicdanı yumuşasın, tedavi olsunlar diye yazdık.

  Ortadoğu’da devam eden Arap Baharı döneminden ilham alarak, şartları Türkiye ile aynı olmayan Suriye, Mısır, Libya ve Tunus’tan ilham alan PKK, bir şekilde Kürt Baharı niyetiyle şiddetini arttırdı. Yaptığı bu eylemlerde ülke dışından destek de aldı. Sanki Türkiye bir savaşa girmiş gibi bir hava yaratmak isteyen, kandan beslenen, Kürtleri umursamayan, niyetleri farklı olan bir kitle kargaşadan sonuç elde edebileceklerini zannetti. Maalesef öyle olmadı, her gün gelen asker cenazeleri toplumdaki milliyetçi damarları kabarttı, bariz ırkçılık yapanlar ve aşırı milliyetçilik yapmayı maharet bilenler, toplumu infiale getirmek için yüksek sesle konuşmaya başladı, olayla hiç alakası olmayan Kürtler, neredeyse yer yer tümden PKK’lı ilan edildi. Aldığımız bir arpa yolu, PKK’nın da yardımıyla 1 km geri geldik, onca uğraş, PKK’nın ve onun şiddetini meşru göstermeye çalışanların da desteğiyle heba edildi. Biz “akan kan dursun” diye Kürtlerin acılarını yazdık, PKK ve destekçileri bundan “kana kan” yorumu çıkardı; neresinden bakarsanız bakın yanlıştı ve yanlış olarak kalacak. Ki zaten iki yanlışın, bir doğru etmeyeceği örnekle sabittir.

  Hıristiyanlık içerisi bir tanım olan “Evanjelizm” Kutsal kitap olan İncil’e dönmek, ona yönelmek anlamına gelir. “Evanjelist” ise kabaca İncil’i vaaz eden, onu tebliğ eden kişileri karşılar. Evanjelizm üzerine yarısı komplo teorileri ile şişirilmiş görüş; Evanjelistlerin, İsa’nın yeryüzüne inmesini hızlandırmak için ortalığı karıştırmak niyetinde olduğunu -zira ortalık ne kadar çok karışırsa İsa o denli çabuk gelecektir- iddia eder. Elbette ben Evanjelistler böyledir demiyorum ancak burada İsa’nın, “mehdi-kurtarıcı” olarak gelmesini hızlandırma yolunun “kargaşa yaratmak” olduğu düşüncesine paralel bir düşünce PKK içinde yeşeriyor. Dönem itibariyle arttırdıkları şiddetin, kargaşanın kendi kurtuluşlarını hızlandıracaklarını sanıyorlar. Ama iş öyle olmuyor, tam aksi bu tip tavırlar “nefreti” arttırıyor. Dillendirmek istemiyorum ancak o nefretin sonucunda nelerin ortaya çıkacağı da bariz biliniyor.

   Şiddetin meşruluğuna inanan ve buna gerekçe sunan PKK’nın, şiddetini eleştirmekten aciz, salt TSK şiddetini eleştirenlerin de PKK’nın bu denli pervasızlığındaki payı büyük elbette. Tabi bu tip açıklama yapanların niyetlerinden biri anti Ak Parti niyetleri ve ciddi bir şekilde dindar, muhafazakâr ve sağcılara nefret duymaları. Bir şekilde alışmış oldukları üzere kendileri dışında kalanları “katil” ilan etme hevesi, böyle olunca haliyle kendi dillerinden beslenen “katili” göremiyorlar.

  Türkiye’nin canının yandığını biliyorum, her gün gelen asker cenazelerinin acıyı körüklediğini de… Belki ağır gelebilir ancak Şu kadar terörist öldürüldü.” haberlerinden sonra “terörist” olsa dahi annesi, kardeşi, sevdiği olduğunu biliyorum, onların da canının yandığını biliyorum. Bu mevcut durumun herkesin yüreğini yaktığını ve artık bitmesini gerektiğini savunuyorum.

  Şu durumda, PKK’nın şiddetine takılmadan Açılıma’a devam edilmesi gerektiğini, oy kaygısı taşıyan her parti gibi oy kaygısı taşıyan Ak Parti’nin “haklar” konusunda topluma değil Allah’a hesap vereceğini hatırlatıyor ve toplumdan gelecek tepkiyi göze alarak ve hatta risk alarak Açılım’a devam etmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunun yanında bir Türk olarak benim ve benim gibi düşünenlerin, konuyu yazanların, TSK’nın tavrını, hükumetin tavrını eleştirdiği kadar Kürtlerin de PKK’yı ve onun şiddetini eleştirmeleri gerektiğini düşünüyorum. Kan kanı temizlemiyor, kan kanın akacağını garanti ediyor. Bu topraklar kana doydu, yeter artık siz de doyun!

  Açıkçası Başbakan’ın talihsiz açıklamasında olduğu üzere ben Kürtlerin Zerdüşt olduğunu falan düşünmüyorum (Velev ki Zerdüşt olsunlar!) Müslüman Kürtlerin de Allah inancı olduğunu ve kardeşin, kardeşin kanını akıttığı bu ortamda hesabı ırklara değil Allah’a vereceklerini bildiklerine inanıyorum. Bu inancım gölgesinde Kürtlerin, PKK’nın şiddetine tepki vermelerinin gereğine inanıyorum, başka annelerin de yüreğinin yanmasını istemediklerini ve bunun için PKK’ya “Kürtler” olarak tepki vereceklerine inanıyorum. Aynen Uludere’de evladı bombalanmış, kucağında Uludere’deki askeri araç kazasında hayatını kaybeden askere kendi evladına ağlıyormuş gibi ağlayan, hepimize insanlık dersi veren, Uludereli o anne örneğinde olduğu gibi…

  Belki bu ülke Kürt annelerin evlatlarına yeterince “anne” olamadı ama varsın büyüklük onlarda kalsın, Kürt anneleri çoğu kez olduğu üzere bu ülkenin Türk-Kürt evlatlarına anne olsun, PKK’nın önüne dikilsin, herkese insanlık dersi versin, bir ders alacaksak o ders bu şekilde verilsin, Allah rızası için.

 

 

… Bu konuda okumak için…

 

Asimilasyon ile Şiddet Kıskacında Ulusalcı Kürtler (Kitap + Tartışma)

Etnik kökenimiz benliğimizin bir parçası, rengarenk insanlığımızın gerçek bir rengi. Ancak bu renk üzerinden yapılan bir baskı, bu renk “yüzünden” çekilen büyük bir acı sonucu diğer bütün renkler silinebiliyor. Bir başka deyişle IZDIRAPLAR ÜZERİNE YAPAY BİR KİMLİK İNŞA EDİLİYOR. Bir halka yapılabilecek en büyük kötülük bu belki de. Sadece Türk ya da sadece Kürt olmaya mahkûm edilen insanlar giderek insanlıklarını perdeliyorlar. Böylesi halklar ırkçılığa, her türlü şiddet çağrısına kucak açıyorlar. Zira duydukları kin ve nefret onları bıçak gibi bilerken bir yandan da tektipleşiyor, şeyleşiyor. Kürt aydınları kadar Türk aydınlarına da büyük iş düşüyor. İnsan olmadan “Türk” ya da “Kürt” olmanın imkânsızlığını halklarına anlatmak. Okuyacağınız bu kitap aydınların dikkatini tam da bu noktaya çekmek için hazırlandı: Asimilasyon  ile şiddet kıskacı içindeki Kürt halkına… Buradan indirebilirsiniz. 

Türkiye bölünür mü?

“Bebek katili! Vatan haini!…” PKK terörünü lanetliyoruz ama devlet eliyle işlenen suçlara karşı daha bir toleranslıyız.  “Kürtler ve Türkler kardeştir” diyenlerin kaçı “sen benim kardeşimsin”  demeyi biliyor Zaza, Sorani, Kurmanci dillerinde? Ülkemizin terör sorunu ne PKK ne de Kürt kimliğiyle sınırlanamayacak kadar dallandı, budaklandı. Bazı temel soruları yeniden masaya yatırmak gerekiyor: (*) Kürtler ne istiyor? (*)  İspanya ve Kanada etnik ayrılıkçılıkla nasıl mücadele etti? (*) PKK ile mücadelede ne gibi hatalar yapıldı? (*) İslâm ne kadar birleştirici olabilir? Töre cinayetlerinden Kuzey Irak’a terörle ilgili bir çok konuyu ele aldığımız 267 sayfalık bu kitabı ilginize sunuyoruz. Buradan indirin.

 

Türk milliyetçiliği birleştirir mi yoksa parçalar mı?

 İllâ ki bir tutkal/çimento mu gerekiyor? Milliyetçilik tutkalı adil ve müreffeh bir düzene alternatif olabilir mi? Adaletin, hukukun hâkim olmadığı ortamlarda Türklerin kardeşliği ne işe yarar? Belki de Türk Milliyetçiliği diğer milliyetçilikler gibi yok olmaya mahkûm bir söylem. Çünkü var olmak için “ötekine” ihtiyacı var. Ötekileştireceği bir grup bulamazsa kendi içinden “zayıf” bir zümreyi günah keçisi olarak seçiyor. Kürtler, Hıristiyanlar, Eşcinseller, solcular…150 sayfalık bu kitapta Türk Milliyetçiliğini sorguluyoruz. Müslüman ve milliyetçi olunabilir mi? Türkiye’ye faydaları ve zararları nelerdir? Milliyetçiliğin geçmişi ve geleceği, siyasete, barışa, adalete etkisiyle. Buradan indirin.

 

 Türkiye’nin Ulus-Devlet Sorunu

Devlet gibi soğuk ve katı bir yapı bizimle olan ilişkisinihukuk yerine ırkımıza ya da inançlarımıza göre düzenleyebilir mi? GERÇEK hayatı son derecede dinamik ve renkli biz “insanların”. Birden fazla şehre, mahalleye, gruba, klübe, cemaate, etnik köke, şirkete, mesleğe, gelir grubuna ait olabiliriz ve bu aidiyet hayatımız boyunca değişebilir. Oysa devletimiz hâlâ başörtüsüyle uğraşıyor, kimi devlet memurları “ne mutlu Türk’üm”demeyenleri iç düşman ilân ediyor, Sünnî İslâm derslerini zorla herkese okutuyor… Bizim paramızla, bizim iyiliğimiz için(!) bize rağmen… Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, Hıristiyan azınlıklar sorunu… Bizleri sadece “insan” olarak göremeyen devletimizin halkıyla bir sorunu var. Türkiye’nin “sorunlarının” kaynağı sakın ulus-devlet modeli olmasın? 80 sayfalık bu kitap Kurtuluş savaşı’ndan sonra Türkiye’ye giydirilmiş olan deli gömleğine işaret ediyor.  Ne mutlu “insanım” diyene! Kitabı buradan indirin.

 

 

Kaynak:Derin Düşünce

 http://www.derindusunce.org