• 14.09.2012 00:00

 Zannediyorum normal şartlarda bir ülkenin ihtiyaçları toplum ve uzmanlarca dillendirilir ve eksiklerin bir şekilde giderilmesi yoluna gidilir. Ancak Türkiye durum bundan farklı gelişiyor ve birtakım siyasi hesaplar “ihtiyaçlar, eksikler” gereğinin üstünü örtüyor.


Türkiye’de eğitimde “dershanecilik” diye bir kavram var. Dünyanın Japonya hariç başka ülkesinde neredeyse göremeyeceğiniz bu sistem öyle yerleşmiş ki, varlığı üzerine düşünmek, sorgulamak kimsenin aklına gelmiyor. Ve bu sistem öyle yerleşmiş ki dershaneleri kaldırmak durumunda binlerce insan işsiz kalabilir.

Elbette dershanelerin iyi yönleri de var, eleştirilecek yönleri de... Misal dershaneler, temizlik elemanından, öğretmenine kadar birçok kişiye istihdam sağlayan, devlet okullarındaki öğretim eksiğini kapatan kurumlar. Ancak aynı dershanelerin bir rant merkezi olduğu durumlar ve eğitimde fırsat eşitliğini ortadan kaldıran, zenginin çocuğunun yıllık 2000 ila 6000 TL arasında bir bedelle eğitimde fırsatı yakaladığı ancak muhtaç aile çocuğunun bu fırsattan mahrum bırakıldığı durumlar da mevcut. Ayrıca benim en çok dert ettiğim konu çocukların dershane yarışında oynayacak, dinlenecek fırsat bulamaması, yarış atı muamelesi görmesi.

Türkiye’de dershanecilik mevzuunu AK Parti hükümetinin 4+4+4 eğitim reformu akabinde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Dershaneleri kaldıracağız” açıklaması sonrasında konuşmaya başladık. Malumunuz Cemaat- AK Parti arasındaki gerilim haliyle siyasete de sirayet ediyor. Başbakan’ın bu açıklaması, Türkiye’de dershanecilik konusunda en etkili isim olan Fethullah Gülen Cemaati’nin dershanelerine bağlandı. İşin içyüzü öyle midir değil midir henüz bunu bilmiyoruz ancak en azından dershanelerin kaldırılma ihtimaline en çok tepki veren kesimin Cemaat olduğunu biliyoruz.

Başta da belirttiğim gibi Türkiye’de mevzular siyasi çatışmaların kurbanı olarak ortaya çıkar dershaneler bahsinde olduğu gibi... Ben şahsen AK Parti- Cemaat arasında bu “gereksiz” gerilimden rahatsız olan biriyim, tüm bu çekişmeyi gereksiz buluyor, bu çekişmenin topluma bir şekilde olumsuzluk olarak döneceğini düşünüyorum. Dershaneler mevzuu da bunlardan bir tanesi; bu nedenle eğitim sorunumuzun dershane çekişmesi arasında çiğnenmesinden oldukça mustaribim.

Bu yazıyı gündemi naçizane yorumlayan bir yazar olarak değil üniversiteye hazırlık sürecini bu yıl yaşamış ve birkaç yıl boyunca lise ve üniversite düzeyinde öğrencilere ders vermiş biri olarak çok içeriden yazıyorum. Açıkçası İstanbul Üniversitesi’ni kazanmış olsam dahi bir dershaneye gitmedim, sadece çeşitli dershanelerin deneme sınavlarına katıldım. Çok net ifade edeyim deneme sınavları ile gerçek üniversite sınavının sözel alanda zerre alakası yoktu. Dershaneye giden birçok arkadaşımdan yüksek bir puan aldım. Bunu yapmış olmamın tek bir nedeni vardı; çok kitap okumuş olmak ve asla ezber öğrenim sürecini yaşamamış olmak.

Üniversite sınavı sonrası yazdığım “Sınavlar altında ezilirken” http://www.derindusunce.org/2012/0 4/04/sinavlar-altinda-ezilirken/ başlıklı yazımda Türkiye eğitim sistemindeki eksiklikleri ve üniversite sınavıyla, liselerde verilen eğitimin birbirini tutmadığını tüm eğitim hayatı boyunca ezber bir eğitimden geçirilen çocukların, üniversite sınavında yoruma tabi tutulunca afalladığını ve bunun adil olmadığını yazmıştım. Dershanecilik mevzuunda ise bundan daha farklı düşünmüyorum.

Maalesef ezbere dayalı Türkiye eğitim sistemi bence facia durumda, bunu öğrencilerimin yorumlarından anlıyorum. Maalesef sorunlu müfredatlar ile pırıl pırıl zihinler iğdiş ediliyor ve kimsenin umurunda olmuyor. Bir çocuğun tüm hayatı bir sınava bağlanıyor. O sınavda zengin ailelerin çocukları ile fakir ailelerin çocukları arasına dershane farkı giriyor. Çok daha acısı Milli Eğitim’e bağlı bir eğitimci sendikasının başkanı hiç çekinmeden dershaneleri savunabiliyor. Şahsen bir öğretmenin dershaneleri savunması “ben işimi iyi yapmıyorum” demekten farklı değil. Peki, bunlar neden hiç kimsenin derdi olmuyor? Ne zaman mesela zülfüyâra dokunuyor o zaman konuşuluyor, bu çocuklar hiç mi umurunuzda değil?

Türkiye’nin 4+4+4 ve dershaneler gibi kurumlara değil, bunlardan önce eğitimde reforma ihtiyacı var. Öğretmen ve öğretmen adayları alınmasınlar ama öğretmen olmak için bir eğitim fakültesi bitirip, KPSS kazanmak yetmiyor. Öğretme kabiliyetinizin olması gerekiyor; maalesef bu herkeste yok! Dahası psikolojinizin de buna uygun olması gerekiyor. Vaktiyle bir asker cenazesinde bakana kafa atıp burnunu kıran öğretmen “Çok duyguluydum, öfkeme hâkim olamadım şimdi tekrar öğretmenliğe dönmek istiyorum” demiş, böylesi göreve dönmesin, öfkesine hâkim olamayan kişinin yarın aynı tavrı öğrenciye, iş arkadaşına göstermeyeceğinin garantisi yok!

Zekâ Allah vergisi ona bir şey yapamıyoruz ama sağlıklı bir eğitim süreciyle iyileştirme yoluna gidebiliriz. Bence ilköğretimden başlayarak lise sonuna kadar tüm müfredatta ezber bir kenara bırakılıp çocukların “düşünme ve yorumlama” kabiliyetlerinin geliştirileceği bir sisteme geçilmesi, bu süreçte uzmanlarca çocukların başarılı olacakları alanlara sevk edilmesi gerekiyor. Garanti maaş var diye yahut devlete sırtımı dayayayım diye bir alana yığılma olmaması gerekiyor. Üniversite sınavlarının tamamen kaldırılması tüm ilköğretim ve lise eğitimi boyunca alınan ders notlarının, performans ödevlerinin ve kabul mektubunun sisteme geçirilmesi gerekiyor. Eğitimde fırsat eşitliği sağlamak devletin görevi, eğitimde kalite talep etmek toplumun en doğal hakkı, önce bunlar sağlanmalı.

Açıkçası peşinen 4+4+4’e yahut dershanelere karşı değilim, üstelik çok azami maaşlarla büyük fedakarlıklar yapan insanların ekmek kapısı dershanelere de karşı değilim ancak derdimiz eğitimöğretimin kalitesi olmalı, siyasi çekişmeler bu sıkıntıya gölge etmemeli. 28 Şubatçıların siyasi çekişmelerinin mağdur ettiği yüzbinlerce meslek lisesi mezunu genci hatırlayın, istedikleri alanlarla eğitim alamadılar, istemedikleri meslekleri yapmak zorunda kaldılar; bu Türkiye’ye çok şey kaybettirdi, yine aynı şeyleri yaşamayalım ve lütfen en azından bu konuda tarafgir bir tutum değil hakkaniyetli bir tutum takınalım.


[email protected]

Kaynak:Taraf Hertaraf