• 29.09.2012 00:00

 Takip ettiğim bir internet sitesinde bir başlığa takıldı gözlerim: “Müslüman bir ülkede kadın olmak” yazıyordu. Yazıyı okumadım, aklıma başka bir cümle düştü: “Müslüman bir ülkede başörtülü kadın olmak…”

  Nasıl bir şeydi Müslüman bir ülkede başörtülü kadın olmak?

  Daha başörtüsü kullanmaya başlamadan annenizin başörtüsü nedeniyle rahatsız edilirsiniz; “Sen de başını örtecek misin?”

  Sapkın orta yaş üstü kadınlar vardır, ne giydikleriyle ilgilenmezsiniz ama onlar size yaklaşır ve “Çok güzelsin, niye örtünüyorsun, açsana, açsana…”

  Tüm bunlar başlangıçtır tabi bir anlamda kim olduğunuzu anlarsınız, başörtülüsünüz ya düşünemezsiniz, “onlar” sizin yerinize de düşünür, ne yapacağınıza karar vermeye kalkarlar.

  Tabi bu örnekler aralarındakilerden en temizleri, az şanssızsanız daha beteri gelir bulur sizi “örümcek kafalı, gerici, yobaz…”

  Bununla bitmez tabi herhangi bir hastalık nedeniyle doktora gittiğinizde doktor hanım örtünüze, çarşafınıza hakaret edebilir, grip, öksürük ve ağrı İran’a kadar varabilir.

  Eğer İmam Hatip Lisesi mezunuysanız devletin yetkin kurumları ülkenin geleceğini çöpe atma pahasına, peşinize tüm meslek liselerini de katarak gelecek hayallerinizi yıkabilir. Önce başınızı açmanız gerekir bu yetmez tabi sonra istediğiniz bölümde okumanız engellenir. Hadi diyelim bu safhayı geçtiniz bir sonraki adımda diplomanızla birlikte hayırlı bir kısmet beklemek rolü biçilir size çünkü kamuda başörtülü çalışamazsınız.

  Diyelim ki özel bir iş yerinde iş buldunuz lütfen eşitlik ve adalet beklemeyin pek alternatifiniz olmadığından az maaş, kimse sizi başörtülü görmesin diye tıkıldığınız camsız küçük çalışma odaları, girişi-çıkışı belli olmayan çalışma süreleri…

  Bunlarla bitmiyor tabi… Mesela babanız, oğlunuz, kocanız da başörtülü yani dindar erkeklerdir ama onlar için sorun yoktur mesela onlar milletvekili olabilirler, hatta sizin vekiliniz olurlar ama siz olamazsınız. Yine düşünmenize gerek yoktur işte onlar sizin yerinize de düşünmüştür.

  Hadi diyelim bir şekilde milletvekili oldunuz. Bu halk sizi seçmiş oy vermiş kimsenin umurunda olmaz! Ülkenin en eski siyasetçilerinden biri bir emir verir: “Biri bu kadına haddini bildirsin!” Bildirirler de… Bir gece yarısı eviniz polisler basar, çocuklarınızın gözü önünde en mahreminize, yatak odanıza bile girer bu eşkıyalar!

  Varlığınız batar bir gurup “aydın kadına” başınızı açmanız için eğitim bursu verirler, açmazsanız keserler. Yanlarından başörtülü geçtiğinizdeki hislerini şöyle ifade ederler: “Öyle nasıl yanımızdan başörtüleriyle pırıl pırıl parlayarak geçiyorlar, nasıl geçiyorlar… Bunlara tahammül edemiyorum.”

  Jeep ile gezer, Roma’ya tatile gider, fakir semtleri bilmezler ama ola ki siz hasbelkader lüks bir araca binin yahut geliriniz yüksek olsun birden bunları kendilerine helal size haram görenler, en kapitalist yaşamların içlerinden sizin yaşamınıza antikapitalist yorum düşerler. Hani onlar seçilmiş ya, dünya onların ya yiyecekler, içecekler ama siz asla! Ona helal, sana haram! Hiç demez mesela “Ben de insanım, dindar olmasam dahi israf ve lüks benim için de uygun değil…” Hiç aklına gelmez böyle bir şey dünyanın tüm bedelini -neyin bedeliyse artık- başörtülülerin üzerine yıkarlar hiç ar etmeden.

  Arada sırada da Müslüman bir ülkedeki başörtülü kadınlara kendi içlerindeki bazı dindar erkeklerden gelir bu tip baskılar. Kendi taşımıyormuşçasına hönkürür başörtülü kadına “Yavaş ol bacım ayet taşıyon!” Bence de ben taşıyorum ama o dille sen taşıyamıyorsun. Çünkü aynı tipoloji başı açık kadın için “hanım, baayan, hanfendi…” gibi kelimeleri seçer ve diyaloglarında buyurgan değil oldukça insani tavırlar sergiler. Müslüman bir ülkede başörtülü kadın bu tipolojilerin de üzerine kusmadan yürümeye devam etmek zorundadır.

  Tüm bu ve bunun gibi saldırılara, yasaklanmalara, baskılara nefret suçlarına maruz kaldığı halde kimseyi tehdit etmemiş, kimseyi yasaklamamış, kimseye saldırmamış olan başörtülü kadınların oğullarını ellerinden alıp savaşa sürükleyen ordu içinden bazı isimler de boş durmaz. Kadın-erkek ayrımı yapmadan tüm dindarları yok etmek üzere darbe planları yaparlar. Ve bir gün o planları başlarına geçip yargılanmaya başladıklarında, Müslüman ülkedeki başörtülü kadınlar ve tüm dindarlar, kindarlıkla itham edilir. Bir suçlunun “adaletle” yargılanmasını talep edenlere rövanşist diyenler türer. Başörtülü kadınların henüz darbe acıları geçmemişken, onların hiçbir zaman yanında olmayanlar yine yanlarında değildir. Darbeci askerlerin eşleri ve çocukları üzerinden bir acıtasyon dili seçerler. Oysa hiçbir başörtülü için sızlamamıştır vicdanları. Vicdanları bile böyledir bunların vicdanları bile ikiyüzlüdür.

  Böyledir işte Müslüman bir ülkede başörtülü bir kadın olmak. Kadın olmak bir kere baskı görmektir, başörtülü Müslüman kadın olmak iki kere baskı görmektir hem de Müslüman bir ülke de!

  Aslında daha da ekleyeceklerim vardı ama malum başörtülü bir kadın olarak 15 yıl yasaklandım, hoca olarak girebileceğim bir üniversiteye bugün ancak bir öğrenci olarak giriyorum, derse yetişmem gerek. Dahası ikinci bir üniversiteye daha kayıt yaptırmam gerek, dahası Müslüman bir ülkeyi, Müslüman olanların ve olmayanların daha rahat yaşayabileceği bir ülke olmasını sağlamak için çalışmam gerek.

  Görüyorsunuz ya farkımız bu işte siz bir ülkeyi cehenneme çevirip yıkmaya çalışırken birileri tamire uğraşıyor, el insaf bari buna gölge etmeyin.

 

 

 Alaturka Laiklik: “Beni bir bir sen anladın, sen de yanlış anladın!”

Türkiye Cumhuriyeti’nde Alevîlere zorla Sünnî İslâm öğretilirken Sünnîlerin başörtüsü devlet dairelerinde yasak. Türk Ordusu’nun istihbaratı camileri ve namaz kılanları fişliyor. Hristiyan Ermenilerin ne kiliseleri, ne yetimhaneleri ne de cemaat lideri seçimleri özgürce yapılamıyor. Rumların ruhban okulları özgür değil. Yahudiler diğer gayrı Müslimler gibi askerde ayrımcılığa uğruyor. Ateistlerin kitapları, internet siteleri yasaklanabiliyor, kapatılabiliyor. Gayrı Müslimlerin alın teriyle biriktirdikleri vakıf malları 1970′lerde gasp edildi, hâlâ geri verilmiyor. Sahi Laiklik neye yarıyor? Bu kitap son yıllarda Türkiye’nin gündemine gelen, birbirinden ayrı gibi duran ama çekirdeğinde Yobaz Laiklik Meselesinibarındıran konuları ele alıyor.Buradan indirebilirsiniz.

 

Kadın hakları ve Kemalizm

 “Kemalizm Türk kadınına özgürlük verdi” gibi sloganlarla düşünmeye daha doğrusu ezberlemeye itildiği için sık sık  şaşırmaya mahkûm bir kuşak bizimki. Tarihi, belgeleri, siyasî söylemleri ve sloganları aklın imtihanına tabi tutan herkes hayretler içinde kalıyor. “İyi de biz bunu bunca sene nasıl yuttuk?” diye sormaktan alamıyoruz kendimizi.  Kemalist düşüncenin, çağdaşlığın ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi “çağdaş Türk kadını’nın sesi” Cumhuriyet Gazetesi’nin başyazarı olan Yunus Nadi kadınların siyasete atılmasına nasıl tepki vermiş meselâ?  “Havva’nın kızları, Meclis’e girip yılın manto modasını tartışacak”  Kadınlar Halk Fırkası kapatılınca yerine Türk Kadınlar Birliği kurulmuş. O da kapatılınca Cumhuriyet Gazetesi’nde şu başlık atılmış:  “Türk Kadınlar Birliği kapatıldı, fesat çıkaran hatun kişilere haddi bildirildi.” Derin Düşünce Fikir Platformu yakasını resmî tarihten kurtarmak isteyen okurlarına ezber bozan bir kitap öneriyor : Kadın hakları ve Kemalizm ilişkisine alternatif bir bakış

 

 

 

Kaynak: