• 15.11.2012 00:00

 Türkiye’de duyulmamaya, görülmemeye, inkâr edilmeye çalışılmasına rağmen “Açlık Grevleri” diye bir gerçek var. Görülmemeye, inkâr edilmeye çalışılan bu gerçek karşısında duyan yahut duyurmaya çalışanların yorumları ise bu gerçeğe dikkat çekmek yerine BDP taraftarı olarak olaya yorum düşmek yahut Ak Parti taraftarı olarak olaya yorum düşmek. Açıkçası bugün 64. gününü doldurmak üzere olan açlık grevlerinin bir yanında hükumet, bir yanında BDP var ama açlık grevindekiler yok! Ben Türkiye’deki temel sorununun bize vicdanlarımızı susturmamızın öğretilmiş olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Türkiye halkı aptal yahut ahmak değil oldukça politize olmuş bir halk bu durumdaki bir halk kitlesi eğer ölümden zulme her türlü vicdana aykırı kavrama karşı taraftarı olduğu görüşün gölgesinde yorum düşebiliyorsa, savunduğu ideoloji vicdanının üzerine geçmişse -ki geçmiş- bu aslında vicdanlarımızı susturmayı öğrenmiş olduğumuzun bir kanıtıdır. Açlık grevlerine düşülen yorumlar da bu iddiama ispat olacak türden.

  Açlık greviyle ilgili yazılan yazı ve yorumlara baktım. Okurdan vekile, başbakandan yazara kadar takip ettiğim geniş kitle içerisinde her şey vardı ama meselenin aslında “insani” bir mesele olduğu “neredeyse” yoktu.

  Kısaca dinleme fırsatı bulduğum BDP’li bir vekil açlık grevi yapanlarla görüştüklerini, grevi bırakmaları talebinde bulunduklarını ancak grevdekilerin çok kararlı olduğunu ve grevi bırakmalarının ancak taleplerinin yerine getirilmesiyle mümkün olacağından bahsetti.

  Açlık grevleri sürecinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise açlık grevinde sadece 1 kişinin olduğunu, açlık grevine başlayan BDP’li vekillerin zayıflamaya ihtiyacı olduğunu dile getirdi. Yani BDP’ye olan öfkesi, açlık grevine girmiş olan kendi halkını, kendi vatandaşını, bir insanlık acısını görmesini engelledi.

  Adalet Bakanı Sadullah Ergin anadilde savunma yapmanın mümkün olduğunu açıkladı.

  Türkiye’de Başbakan olsun, Ak Parti hükumetini destekleyenler olsun, BDP’yi eleştirenler olsun hemen hemen hepsi açlık grevleri noktasında konuya daha çok BDP’ye göre konum alarak baktılar. Bence bu yanlıştı zira bu konu salt BDP’nin meselesi değil, bu mesele hepimizin meselesi. Sanıyorum işimize gelmediğinden BDP’ye göre konum almak daha konforlu geliyor. Dahası bir ülkenin iktidar partisi kendi vatandaşı açlık grevine girdiğinde bir muhalefet partisine göre konum almaz ve bu açlık grevlerini bitirecek eylemlerde bulunur.

  BDP’ye, açlık grevlerine destek verenler ise Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in açıklamalarını çözüm noktasında bir adım olarak görmediler ve grevlerin bitirilmesine yönelik bir girişimde bulunmadılar.

  Ben yazımı bitirmeden Leyla Zana’nın da Meclis’te süresiz açık grevine girdiği haberini okudum. Dileseydim BDP’nin açlık grevleri konusundaki samimiyetinden şüphe edenlerin yorumlarını Zana’nın girdiği grev üzerinden de anlamsız kılabilirdim ancak bu tavrı da sorunlu buluyorum zira maalesef BDP’nin bu tavrı da salt Başbakan’a göre konum alınmış bir tavırdır diye düşünüyorum ve bende oturmuyor.

  Tüm bu karmaşık gibi görünen ama net olan durum karşısında klişeye düşmek pahasına “filler zıplıyor çimenler eziliyor” diye düşünüyorum. Herkesin haklı olduğu konular olduğu gibi herkesin haksız olduğu konular var ve bence bu meselenin haklı ve haksız diyemeyeceğimiz 65. güne giren açlık grevindeki insanları var, onların aileleri var. Ve bu insanlar siyasi inatlaşmalardan çok daha değerliler.

  Lütfen eliniz vicdanınıza koyun ve Türkiye’nin daha önceki açlık grevi ve ona müdahale sırasında yaşananları Simurg Film fragmanındanhttp://www.youtube.com/watch?v=yW7SeIHgBRc izleyin. Yarın çok geç olmadan, insanlar ölmeden -ki birçoğu organlarını kaybetmeye başlamıştır- siyasi olarak bağlı olduğunuz geleneğe omuz vermeyi bırakarak bu grevlerin bitmesi noktasında elinizden gelen her şeyi yapın, yarın çok geç olmadan.

Kaynak: http://www.derindusunce.org

 

Gelin Hayattan Yana Duralım