• 22.11.2013 00:00

 Sunuş: Mavi Marmara olayından sonra Gülen “İsrail’den izin alınmalıydı” mealinde konuşmasıyla herkesi üzdü. Bu sözüyle “otoriteye” olan saygısını, daha doğrusu İsrail’i bir otorite olarak tanıdığını ifade etmişti. Hüsn-ü zan ettik, taktik değil stratejik oynadığına inanmak istedik. İsrail lobisi yüzünden ABD’deki Türkleri zor durumda bırakmaktan korktuğuna inandık. O dönemde Gülen Cemaati’ni yerde yere vuran bir çok makale gönderdi yazarlarımız. Biznifak çıkmasın, din kardeşlerimiz darılmasın diye bunların hiç birini yayınlamadık. Gülen ve yandaşları lehine uyguladığımız bu “sansür” esnasında yüreğimizi en çok acıtan kıymetli yazarımız Cemile Bayraktar’a “hayır” demek oldu. Aşağıdaki makalesi son derecede samimi ve hakkaniyetli olmasına rağmen Derin Düşünce’nin sansürüne takılmıştı. Kendisinden bu vesileyle bir kez daha helallik diliyoruz. İsrail’i otorite olarak tanıyan ama Tayyip Erdoğan’ı otorite olarak tanımayan, ona “firavun” diyen, Ergenkoncu paşalar için “ciğeri yanan” Gülen’i de ALLAH’a havale ediyoruz. Zaman Gazetesi’ndeki tetikçileri, Gazze yanarken “dershanem, paracıklarım” diye dört dönenleri de imanlarını gözden geçirmeye davet ediyoruz. (MY)

Benim bu yazımdaki üzüntümü, kırgınlığımı ve meramımı cemaatli olabilenler anlayacaktır. Cemaatçi ve fırsatçılar elbet anlam ile oynayacaktır. Yazmamış olmayı dilerdim ancak susmanın zulme çanak tutmak olduğu zamanlar vardır, yapıcı bir dil ile konuşmanın gerekli olduğu zamanlar; sanırım o zaman işte bu zaman. Yazmam; antipati duyduğum değil, yakın bulduğum bir guruba kendilerine çeki düzen verebilirler düşük ihtimalindendir.

Aslında Gazze, Filistin ve Gemi Gönüllüleri dışında bir şeye konsantre olmak istemiyorum. Hiçbir şekilde şiddet içermeyen, samimi niyetler ile din, dil, ırk ayrımı yapmaksızın yola çıkmış bir gurup insana saldıran İsrail askerlerinden ve bu çirkefe sahip çıkan İsrail devletinden vahşet sahibi olarak bahsedileceğini, kınanacağını, bu tür insanlık dışı yaptırımlarından uzaklaştırmak için çalışılacağını beklerken, bir gurup insanın İHH aleyhinde, Gemi Gönüllüleri aleyhinde, Türkiye’nin verdiği destek aleyhinde, ideolojik olarak taraf belirleme niyetiyle, çirkin siyasi yorumlar getirmelerine şahit oldukça gündemimden İsrail düşüyor ve yerini bu vicdan-insan gibi kavramların anlam ayrımına düşmüş yorum sahipleri alıyor.

İsrail zaten buydu, elbet bu olması bu olaya tepkisiz kalalım anlamına gelmiyor. Ancak diğerlerine ne oluyor? Bir konuşma telaşıdır almış yürümüş. Ne anlatıyorsun? Konuştuğunun neye faydası var? Kime anlatıyorsun? Hangi niyetle kusuyorsun?

Bir başka açıdan bakarsak, gerekli gereksiz elimize silah alıp bir savaş mı çıkartalım? Hayır. Sorun zaten savaşları bitirmek neden bir başka savaşa mahal verelim? Dileğimiz İsrail eliyle gerçekleştirilen Filistin zulmünün son bulmasıdır. Bunu dile getirmek çok normal değil mi? Böyle olması gerekmez mi?

Birini tanımak, onun zor zamanlara getirdiği yorumlar ile mümkündür. Maalesef Gemi Gönüllüleri ve Filistin trajedisi bu zor zamanlardan biridir. Şimdi biz birilerini bu olaya getirdiği yorumlar üzerinden okuyoruz.

Birden aklıma Hudeybiye düşüyor, neden acaba? Boykot yıllarından sonra canı gırtlağına dayanmış Müslümanların, Hicret etmelerinden sonra ana yurtlarına girme niyetiyle yola çıkmaları durumuydu, Hudeybiye. Yanlarına savaş niyeti taşımadıklarını göstermek için sadece yolcu kılıcı denilen kılıçlardan başkası bulunmuyordu. Yanlarında Allah rızası için getirdikleri kurbanlıklar vardı. Yola çıkıldı. Ancak Mekkeli müşrikler Kabe’ye girişlerine izin vermeyecekleri haberini yolladılar. Sahabe Peygamber’den yola devam için izin istedi. Fetih suresinin bazı ayetleri nazil oldu. Elçiler ile Mekke’ye sürekli barış için geldikleri haberini yollanıyordu, Mekke girmelerine izin vermiyordu. Derken Rasul Medine’ye geri dönme kararı aldı. Hudeybiye bir antlaşma olmasına rağmen, sonuçları itibariyle Hudeybiye Zaferi olarak anıldı!

İşte gemidekilerde böyleydi, dini, dili, milleti önemli değil. Onlar insanlığı özlediği için insanlığın unutulduğu bir yere yola çıktılar. Onlar insanlıklarını özledikleri için insanlığın ambargoya uğradığı bir yerde, insanlığı yeniden var etmek üzere yola çıktılar. Bugün bir girişim olarak görülen Gemi Gönüllülerin bu sivil eylemleri, umuyorum bir sonraki dönem bir zafer olarak yerini bulacaktır. Aynı Hudeybiye Zaferinde olduğu gibi.

Benim bu benzetmeler ile o insanları yüceltmeye çalışmamın hiçbir önemi yok. Onlar zaten çok yüce insanlar. Ancak düşünüyorum da durumun böyle olduğunu göremeyenler, bu körlüğe ne kılıf buluyorlar?

Kemalist-Ulusalcı medya ve onların taşeronu bazı gazeteciler yaşadıkları islamofobi haleti ruhiyesi içinde elbet vicdanlarını öldürdüler, elbet İHH’dan başlayıp, AKP’den bitirecekleri bol kötü niyetli yorumları var.

Peki benim Fetullah Gülen hocam ve onun öğrencileri bu sessizliğe ne gerekçe gösteriyorlar?

Susma gerekçeleri din ise, Allah şahit din bu eyleme en yüce makamı şehitliği, cenneti vaat ediyor. Niyet iyi, eylem iyi, silah yok, insanlar sivil! Sessizlik gerekçesi dinden kaynaklanmıyorsa neden kaynaklanıyor?

Bugün Radikal gazetesinde Gülen’in yabancı bir kaynağa yaptığı açıklamalar vardı. Onları okurken ayağımın altından yerin kaydığını hissettim. Biri bana bu haberin yalan olduğunu söylesin istedim!

Kahroldum!

Nasıl olurdu, nasıl söyleyebilirdi? İHH başkanı Bülent Yıldırım ‘ Bu zulüm İsrail’e yapılsaydı, yine bu eylemi yapar, onlara desteğe giderdik ‘ derken. Gülen nasıl olur da ‘ İHH hakkında siyasi bir amaç güdüp, gütmediklerini söylemek için erkendir ‘ diyebiliyordu?

İnanamıyorum!

Nasıl olurdu, nasıl söyleyebilirdi? İHH ve dünya çapında birçok gönüllü iyi niyetle ve silahsız yola çıkmışken, Gülen ‘ İsrail’den izin alınmalıydı ‘ derdi, diyebilirdi?

28 Şubat sonrası Paşalara ödül verip, bugünün Türkiye’sinde neredeyse Ergenekon dışında haber yapmayan STV nasıl olurda Gemi Gönüllüleri haberini bu denli ağır aksak ve geriden yapabiliyordu?

Nasıl? Nasıl oluyordu da insanlar tek bir yürek olmuş, Filistin için intikam niyeti gütmeyen sivil destek eylemleri için sokağa dökülmüşken, Nur talebeleri bu eylemlere katılmıyordu?

Biri yalan desin, lütfen. Ancak hepimiz biliyoruz ki maalesef durum bu!

Bugün sabah Gülen’in bu açıklamalarını okuduktan sonra içimden cemaate karşı büyük soğukluk hissettim. Elbet bir savaş gerekir, demesini beklemiyordum ancak neredeyse tüm dünya İsrail’in bu hareketini lanetlerken bir kınama notu dahi düşmeye gerek görmemişti. Yarım ağız şehitlere bir başsağlığı, İsrail’e hafif çok hafif bir eleştiri. Yoksa Gülen, Hudeybiye Zaferini bilmiyor muydu?

Akşama doğru Gülen’in bu açıklamalarına gelen eleştirileri görünce Zaman hafif bir toparlama kıvamına girişmiş ancak toparlayabilir mi sanmam!

Şimdi ben öyle dememiştim, aslında işin niyeti şuydu denilecek ama ben yine çok iyi biliyorum ki, Fetullah Gülen sözlerini çarpıtacak bir yayın organına bu şekilde bir açıklama yapmaz. Kılı kırk yaran, her türlü siyaseti güden bu kardeşlerim aleyhlerine olan bir ortama gidip bu denli açılmaz.

Peki ne olmuştu da, mesela -olması gerektiği gibi- uzaktan bir destek mesajı Deniz Baykal’dan esirgenmediği halde Gemi Gönüllüleri ve Filistin’den esirgenmişti?

Peki ne olmuştu da, Filistin gündemi haberleri, Türkçe Olimpiyatlarının gölgesinde kalmıştı? Bir çocuğa da bir Filistin şiiri okutulamaz mıydı? Bir sivil iyi niyet mesajı, o Olimpiyatlarda geçemez miydi?

Gülen Cemaatinin kurgusal siyasetinin, art niyetli ol(ma)dığını düşünüyorum. Ancak aynı zamanda Müslümanın kesinlikle doğal bir seyri olması gerekirken, bu tebliğ işinde kurgusal bir siyaset güdenler, bu zemini kayganlaştırmıştır diye düşünüyorum. İşte bu nedenle Müslüman her daim barış yanlısı, iyi niyetli, bir zulüm gördüğünde müdahale eden olması gerekirken, bu vasıflarını siyasete kurban etmiş bu kardeşlerim bu kaygan zeminde bazı endişeler içerisinde az konuşmayı ve taraf olmayı seçmek zorunda kalmışlardır. Bu benim nazarımda Gülen Cemaatinin İslami zeminde ruhen iflas ettiğinin garantisidir. Bu benimle ve benim gibi düşünen birçok Müslüman ile yollarını ayıracaktır.

Bu bir yol ayrımı olacaktır. Kesinlikle birbirine düşme olmayacaktır. Şimdi cemaat içinden birileri çıkıp ‘ bizi birbirimize düşürüyorlar ‘ diyerek çığıracak ancak bu çığlığı kimse duymayacak. Yineliyorum, çünkü bu bir haklı yol ayrımıdır. Bu birbirine düşme hali değildir. Bu gelişen olumsuz tabloda üçüncü şahıslar yoktur. Gülen Cemaati yanlış ve eksik yorumlarının karşılığı olarak bir takım insanların uzağına düşecektir. Çünkü olaylara yapılan yorumlar, herkesin rengini belli eden eylemlerdir. Bu renk belli edişten sonra Cemaat bu ayrımı kendi hak etmiştir.

Said Nursi-Kürdi sivil direniş isminin arkasından bugün Üstad’ın kemiklerini sızlatan bu kardeşlerime hidayet diliyorum. Ümmeti bölen tavırlarından dolayı Allah’a havale ediyorum. Tüm kendine yontan tavırlarına rağmen her haksızlığa uğramalarında olması gerektiği gibi yanlarında olacağıma söz veriyorum. Hak etmeseler dahi hakkımı helal ediyorum. Bu yazının en azından bazılarının aklını başına getirmesini diliyorum. Eylemlerinin karşılığı olarak yollarımı ayırıyorum!

Gemi Gönüllülerinin bu eylemi elbet hem bireysel, hem çoğulcu olarak bir zafer olacak, oldu! Ancak Gülen Cemaati ağız değiştirmezse bu zaferden payını alamayacak!

http://www.derindusunce.org/2013/11/21/hudeybiye-gazze-gulen-cemaati/