• 1.04.2014 00:00

 Aslında yazının başlığını "Mekke'ye girer gibi..." diye seçerken bir gittim geldim çok mu iddialı olur endişesi taşımadım değil.

Malum olduğu üzere içeriden ve dışarıdan bir takım odakların el birliği ile her türlü gayrı adil ve gayrı hukuki hileler bulaştırdığı bir seçim süreci yaşadık, bu her açıdan yorucu oldu, en temel duygu "güven"i kaybettik, bir hırs uğruna insanların düşebileceği durumu da gördük. Sonuç olarak Türkiye halkı, hemen her "darbe" girişimine verdiği tepkiyi verdi. Türlü hile ve gayrı meşru yola başvuranlar gereken cevabı aldı. Yenik pehlivan savaşa doymaz misali seçimin ertesi günü dahi kaos peşinde koşanlar uğraşadursun ama seçim sonuçları herkes için hayırlı olsun.

Seçim için aylardır yapmadığını bırakmamış olanlardan yana inanın çok yorgunum, tehditler alıp uykusuz kaldığımız geceler olmadı değil, ağlayarak uyuduğumuz da... Abartmıyorum, öyle tezgahların ortasından geçtik ki, öyle cümleler duyduk ki hayat zehir gibi görünmeye başladı, seçim bitti, belki az susarlar diye düşündüm, birkaç gün en azından... Ama nerede? Paralel medyadan, onun zamanında celladı bugün aşığı olmuş medyaya kadar hemen hemen hepsinin yazı ve yorumlarına baktım; yorulmamışlar, utanmamışlar, sıkılmamışlar. Biri pişkince sanki aylardır kara propaganda yapmamış gibi bir gecede araftayım havalarına girmiş, öteki darbeci bir noktada ama bundan gurur duyuyor, diğeri sanki günlerce kaset siyaseti yapmamış gibi kaset siyasetçiliğini kınıyor. 'Nerede hata yaptık, yahut ne hata yaptık?" diye soran yok, şahsen ben olsam okuruma bir yazı yazar ve sorardım; "Ne yaptım ki, ne yaptık ki sonuç böyle oldu?" Sormaz tabi, okur kim ki, halk kim ki, Ak Parti'ye oy verdiği sürece o yok saydığı biri, türlü hakaretler ile yerdiği biri... Bir kibir ki sormayın, sorsak hepsi "demokrasi, özgürlük" için uğraşıyor ama kendi gibi düşünmeyeni yok sayacak kadar faşist ve kibirli, oysa bu ağız her fırsatta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı kibirli olmakla suçluyor. Oysa olay Başbakan'ın kibri değil bizzat kendi kibri!

İslami terminolojiyle konuşmak bilinçli seçtiğim bir şey değil dilim hep bu yönde yoğrulduğu için bu terminolojiyi doğal olarak seçiyorum. Ki bu terminolojinin tekeli bende olmadığı için kimsenin bunu kullanıp, kullanmamasına karar veremem ancak bir zümre İslami terminolojiyle konuşuyor, mevcut durumunu ayet ve hadisler ile temellendirmek istiyor, bunu anlarım, ben de bunu yapıyorum ama o terminolojiyi durumu izah ve örnekleme yahut ibret için misal göstermek ayrı "kendi seçilmiş olduğu" düşüncesiyle servis etmek ayrı şeyler. Açıkçası bu ikinci durumdan ciddi rahatsızlık duyuyorum. Seçim sonuçları sonrası, çıkan tercihten sonra bir sataşma ifadesi olarak "Sizi Allah'a havale ediyoruz!" diyen çok yorum okudum. Madem öyle seçimden önce niye Allah'a havale etmediniz de şimdi Allah'a havale ediyorsunuz? Sizdeki sıralama yanlış, insan önce Allah'tan yardım diler, sonra kendi işe koyulur. Siz ne yaptınız, elinizden geleni, olmadı, şimdi Allah'ı hatırladınız. Öyle mi?

İnsan başkasının kibrinden evvel kendi kibrine bakacak, ben nerede duruyorum diyecek?

Rasulullah, Mekke'den türlü sıkıntılar sonrası Medine'ye hicret etmiş ve daha sonra Mekke'yi fethe geldiğinde O'na yakışacak tevazu ile o mübarek beldeye girmişti. Bu muazzam bir örnektir. Bu, bu halkı yok sayana da, ona az gelişmiş diyene de, o halkın iradesine başvurana da, seçimden yüksek oy oranıyla çıkan Ak Parti'ye de, kendini ülkenin merkezi sanan köşe yazarına da, sanatçı geçineni de, bu yazıyı yazan kıza da örnektir. Herkes kendince bir süreç yaşadı, hepimizin insanlığımızdan kaybettiğimiz anlar oldu, hayat bu olacak da ama bunu yaparken en temel insani melekeler elden bırakılmayacak.

Kazanan yahut kaybedenlerden bahsetmeyeceğim zira süreç kazananı-kaybedeni olan bir süreç değildi. Süreç gayri adil olanlara karşı verilen bir mücadeleydi, burada taraflar kazanmadı, adalet tecelli etti, hak kazandı. Ki olması gereken de buydu.

Kibir insanı helak eder, gayrı adil olanları da yaktıysa o kibir yaktı. O gayrı adillere de, adillere de kendi pozisyonlarınca kibrin panzehri tevazu düşer şimdi. O tevazu ile yürürlerse emin olun kaybetmeyecekler, kaybetseler de kazanacaklar zira erdemden bir şube olan tevazu kaybetmez, zulümden bir şube olan kibir ise kazanmaz. Öyle ise yeni süreçte; Mekke'ye girer gibi...

Ben bu yazıyı henüz yazarken birileri yine bıkmadan seçime olduğu kadar seçim sonucuna da gayrı adil bir şekilde müdahale ediyor. Yahu zaten gayrı adil olduğunuz için kaybettiniz, anlayın artık şunu; adaletle, tevazu ile Mekke'ye girer gibi…

http://yenisafak.com.tr/yazarlar/CemileBayraktar/mekkeye-girer-gibi/51097