• 7.04.2014 00:00

 Hüseyin Gülerce geçtiğimiz günlerde Hadi Özışık'a bir röportaj verdi ve Cemaat'in hata yaptığını ifade etti. Bu röportaja cevap Prensilvanya'dan geldi ve Gülen ile birlikte Prensilvanya'da yaşayan Osman Şimsek, Gülerce'ye "Yakıştıramadım" dedi.

Gülerce röportajında Cemaat'in yanlışlarını bir bir sıralıyordu, bu aslında Müslümanca bir özeleştiriydi. Bozulan üsluplarından, CHP'ye oy verdiklerinden, hakaretlerden, siyasileşmelerinden bahsetti. Cemaat'ten duymaya hiç mi hiç alışık olmadığımız bir erdemdi bu... Osman Şimşek ise bir Cemaat klasiği olarak tüm bu gerçekleri reddetti.

Ben de Gülerce'nin bu tavrından bahsettim, hatta bunun özlediğimiz "Abi üslubu" olduğunu belirttim. Ama bu yorumuma birçok eleştiri aldım. Yorumların hemen hepsi "takiyye"dir diyor ve artık güvenmiyoruz notu düşüyordu. Biraz bekleyelim, acaba Cemaat, Gülerce açıklamalarına ne tepki verecek dedim, belirttiğim tepkiyi verdiler. Bunu da paylaştım, hatta samimiyet testleri hiç tercihim olmamasına rağmen, demek ki Gülerce samimiymiş, dedim ama buna gelenler yorumlar da bir öncekinden farklı değildi "İyi polis, kötü polis" yorumları aldım.

İşte tüm bunlar Türkiye'deki Cemaat algısına bir örnekti, Cemaat'in yaptığı şey Ak Parti'ye siyasi olarak muhalif olma, bundan dolayı eleştirilme değil. Cemaat en temel duygu olan "güven" duygusunu yıktı, yaptıklarının tam aksini söylediler; söylediklerinin de tam aksini yaptılar. Ak Parti'ye muhalif olmakla kalsalar şimdi muhalif olduğu karşısında kaybetmiş pozisyonunda olacaktı, bu utanılacak bir şey değil ama artık kendilerine "güven" tamamen yitirilmiş bir pozisyona düştüler ve asıl sıkıntı da bence budur. İşte bunun tamiri yakın zamanda pek mümkün değil. Zaten böyle bir tamir için uğraşacaklarını da düşünmüyorum, onların uğraşları kendi kalemlerinin yazdığı gibi"Cemaat olarak görevimiz siyasal İslam'ın önünde durmaktır" şeklinde olacak, dikkat edin ben söylemiyorum, bu ara parti kuracakları iddiaları konuşulan Cemaat'in kalemleri söylüyor.

Siyasal İslam'ın önündeki engellerin Mısır Tecrübesi: 529 İdam!

Mısır'da seçilmiş bir hükumete darbe yapıldı, bu darbenin asıl hedefi İhvan-ı Müslimin gibi görünse de hedef "Siyasal İslam"dı. 2 Temmuz 2013'teki darbeden sonra olaylarda 3 bin 533 kişi hayatını kaybetti, 11 bin 520 kişi ise yaralandı. Bu rakamlar 17 Ağustos 2013'e ait.

Mısır'daki darbecilerin, darbeci mahkemeleri geçtiğimiz günlerde skandal bir karara imza attı. Mısır'daki darbenin, şiddet olaylarının, sabah namazına durmuş cemaate ateş açmanın faili Abdülfettah Sisi'nin mahkemeleri "şiddete teşvik" suçuyla 529 kişi hakkında idam cezası verilmesini ve dosyalarının müftüye sevk edilmesini kararlaştırdı. 529 sadece bir rakam değildir, 529 gözü karartılmışlığın resmidir.

Mısır'da darbe öncesi, darbeye gerekçe bulmak amacıyla Muhammed Mursi'nin Amerikan yanlısı olduğuna dair haberler servis ediliyordu. Darbe günlerinde jet hızıyla içeriden çıkartılan eski diktatör Hüsnü Mübarek, 529 idam kararı sonrası, cumhurbaşkanı olmak için tüm resmi görevlerinden istifa edip, aday olacağı söylenen Abdülfettah Sisi lehine açıklamalar yaptı. Sisi'yi seçilebilecek tek adam olarak niteledi. Konuşmasının satır aralarında İhvan'ın Amerika tarafından desteklendiğine dair imalarda bulundu öyle ya Mısır'daki zulmü örtmenin bir yoluydu "Amerikancılık" iddiası. Oysa Amerika darbeye, darbe diyememişti ve darbecilere maddi yardım yapmıştı.

Siyasal İslam karşıtlığının Türkiye tecrübesi kısa bir süreliğine bertaraf edildi, Mısır tecrübesi ise devam ediyor. Geçtiğimiz yıl İstanbul World Forum 2012'de konuşan Abdülkerim Vekil, İslamofobi ile mücadele başlığında yapılması gerekenlerin ilk sırasına "Siyaset yapmayı" koymuştu. Müslümanlar siyaset yapıyor, ama tercih edildiklerinde islamofobi taraftarlarınca bu siyaset engelleniyor daha da ilerisi bu engelleme görevi bir takım Müslümanlar eliyle yapılıyor, bunlar aslında 'imar et yıksınlar, imar et yıksınlar, sonunda bıksınlar' çalışmaları. Sanırım Siyasal İslamcıların bu noktadaki azimleri bu çetin yap-yıkılsın tecrübesini uzun soluklu kılıyor. Bu nedenle Siyasal İslamcıların ve Müslümanların verdiği mücadele 'Hz. Nuh'un denizin olmadığı yerde gemi yapmasına benziyor'; siz denizin olmadığı yerde ısrarla geminizi yapın, tufan kimi vurur o Allah'ın takdiri.

Önemli Not: AK Parti tecrübesinin Siyasal İslamcılık olduğu iddiasında bulunanlar bu tanımı seçtiği bu tanımı kullanmayı uygun gördüm.