• 9.04.2014 00:00

 Yakup Köse ilk olarak 1996 yılında 14 yaşında iken Çeçenistan ile ilgili bir eyleme katılmak suçundan gözaltına alındı, sorgulandı, akabinde idam cezası aldı, idam cezası müebbete çevrildi, 10 yıl hapis yattı ve çıktı. Masum bir çocuk dönemin 28 Şubat ruhuyla her türlü hukuk skandalına imza atanlar tarafından gerçekleştirilen bu zulmün mağduru oldu ama adaletsizlik bununla da son bulmadı. Yakup büyüdü, baba oldu ama dönemin gayrı hukuki devlet icraatları yakasını bırakmadı zira davalar bir türlü bitmedi. Yakup Köse hapishanedeyken devlet, adına "Hayata Dönüş Operasyonu" dediği bir operasyonla tutuklulara yönelik bir operasyon başlattı, bu operasyonda Yakup Köse yaralandı, bir arkadaşı hayatını kaybetti. Aradan yıllar geçti, bugün Yargıtay 8. Dairesi Yakup ve 32 arkadaşının 6 yıl 8 aylık hapis cezasını onayladı. Haklarında tutuklama kararı çıkartıldı.

Yakup Köse çocukluğundan bu yana yaklaşık 18 yıldır masum olduğu halde mağdur ediliyor. Devleti ve hukuku kendi keyfiyetine göre kullanan bir takım derin ve paralel ellerce normal bir hayat yaşamasına izin verilmiyor. Kendi çocukluğunu yaşayamamış olan Yakup, kendi çocuklarının çocukluğunu da kaçırmakla karşı karşıya kalıyor. Ve çok etkileyici bir şekilde olası bir mağduriyet doğurur diye Yakup, evlatlarını zikretmiyor. Gelin görün ki, Yakup bu cendereden bir türlü kurtulamıyor.

Yakup Köse ile ilgili üçüncü köşe yazım, yazıyoruz, çiziyoruz, eylem yapıyoruz ama ne hikmetse sesimizi bir türlü duyuramıyoruz! Türkiye'deki Müslüman dindarlar, dönem dönem büyük zulümlerin mağduru oldular ancak hiçbir zaman bu zulümlere şiddetperest bir dil yahut eylem ile değil gayet insani ve vicdani eylemlerle tepki verdiler; karşılığı bu mu olacaktı?

Yakup Köse ve 32 arkadaşı ve Salih Mirzabeyoğlu ve belki daha niceleri... 28 Şubatçıların ve halen 28 Şubat ruhuyla hareket edenlerin mağduru olmaya devam ediyor. Biz izlersek bu mağduriyet hiçbir zaman bitmeyecek.

Lütfen son 18 yılda ne yaptığınızı gözünüzün önünden geçirin; yetiştirdiğiniz evladınızın boyuna, okuduğunuz okullara, çalıştığınız işlere, eşiniz ve ailenizle geçirdiğiniz zamanlara, biriktirdiğiniz anılara bakın, ne çok şey var değil mi? Ama Yakup Köse, 32 arkadaşı, Salih Mirzabeyoğlu işte onların çok fazla anısı yok, onların anılarına hep gerekçesiz bir giriş var: hukuk mağduriyeti! Onlar için tarih hep 1996, hiç ilerlemiyor, zaman orada durmuş, onlar hayata oradan bakıyorlar! Bu haksızlık değil mi?

Elmalılı Hamdi Yazır, Fatiha Suresi tefsirinde Fatiha'nın Allah ile kulu arasında bir sözleşme olduğundan bahsediyor. "... Allah'ım yalnız sana kulluk ederim, yalnız sana ibadet ederim, senden doğru yolu talep ederim..." Adaleti tesis etme yolunda çabalamak kulluk değil mi, zulme tepki vermek ibadet değil mi, ey Müslüman ibadeti noksan kılmak sana zul değil mi?

Klişedir, radyolarda geçen bir anons vardır: Sıradaki parça tüm kader mağdurlarına gelsin... Kader kimseyi mağdur etmez, insan zalim olma sıfatından azlolmak için suçu "kadere" atar. Burada mağdur eden hukuk birimleri, lütfen sıradaki tepkimiz tüm hukuk birimi mağdurları için gelsin!

Yakup Köse, Salih Mirzabeyoğlu ve arkadaşları ile ilgili yazdığım yazılardan birinde Yakup ile Hz. Yakup arasında bağlantı kurmuştum, Yakup'a da "delil diye elleriyle kana buladıkları bir gömlek" getirmemişler miydi? Yusuf'a iftira için arkadan yırtılmış bir gömlek sunulmamış mıydı? Her seferinde delil olan o "gömlek" aslında suçlunun kim olduğunu göstermiyor muydu? Yakup, gömleği görür görmez suçluların kim olduğunu anlamamış mıydı? Masumiyet ortada değil miydi, bunca masuma bunca zulüm varken Allah'a verdiğimiz ahdin yükümlülüğünü hatırlamamız gerekmez miydi?