• 21.04.2014 00:00

 Akşam ezanı okunmuştu, koşarak kendimi eve atayım, namaz geçmesin istedim, okuldan çıktığımda yağmur başlamıştı, kitaplarımı omuzuma örttüğüm şalımla kapattım.

 

Koşar adım ilerledim, köşedeki ekmek fırınında ne ekmek ne de ekmek kokusu kalmamıştır diye de hüzünlendim, o fırındaki tükenmiş ekmekler bana kendi yalnızlığımı hatırlatır diye ürktüm, olsun yine de Karadenizli fırıncının oradaki varlığı iyi gelir diye düşündüm, tam o köşeye varmadan gözüm manavın önündeki mandalinalara takıldı, yağmurdan topladığım hüzün ile gözüme ilişen mandalinaların kuyudaki ömrümün en güzel anısını hatırlatmasına şükrederek, Karadenizli fırıncıya bir tebessüm ederek akşam namazı kaçmasın diye koşarak yağmuru bitmesin diye dualar ederek kendimi eve attım. Yanımda günlük kederimi ve özlemimi dağıtan anılarımı anımsatan mandalinalarla…

Yıllar evvel…

Ortaokuldaydım sanırım, Melike ise henüz ilköğretimdeydi, okullarımız farklıydı, okuldan eve dönerken sanırım kış yeni başlıyor olacak çünkü mandalinalar henüz yeni yeni manavlarda yerini almıştı, o yıllar öyleydi, meyve mevsiminde çıkardı. Ben de o manavdan çocuk harçlığımla birkaç tane mandalina aldım, poşet istemedim ikisini cebime koydum birini de avucuma aldım. Melike'nin okuluna uğradım, dersteydiler, kapıyı çaldım, izin istedim, Melike yanıma geldi, mandalinaları avuçlarına bıraktım, o küçük ellerini görmeliydiniz, bana abla olduğumu hatırlatan o elleri, mandalinalardan daha güzel o elleri, yemyeşil gözlerindeki o sevgiyi, o da benim gibi meyve sevmezdi, ama biz o mandalinalarda birbirimizi sevdik.

Yıllar geçti ve ben Melike'nin unuttuğunu sandığım o en güzel anımı, Melike'nin de hafızasına sevgi diye nakşettiğini "Abla, bir gün okula gelmiştin de… " diye başlayıp tek bir anını bile unutmadan anlattıktan sonra "Abla hiç unutamıyorum." diyerek bitirdiği gün öğrendim.

Bugün Melike'den oldukça uzakta ona kargolamak üzere doğum günü hediyelerini paketlerken, yalnızlığın hatırlattığı her anıyı anımsayıp, gözyaşları arasında tebessüm ederken, tüm özlemimi o anılarla gideriyorum. Ve –gurbetten olacak- oldukça üzgün ve kederliyim.

Üzgün olduğumu sanıyordum, bunları üzüntü ve keder sanıyordum…

Biraz da hayat işte yoruyor insanı, hayattan yana kederliydim, yağmur dinmiş vakit yatsıya yaklaşmıştı, o güzel vakitte ben anılarımı hatırlayıp kederimi dindirebiliyordum. Mutlu çocukluk anıları, kırılgan yetişkinlik günlerime şifa olabiliyordu, gözlerimin önüne gelen Melike'nin çocuk avuçlarındaki mandalinalar dağıtıyordu tüm kederimi… Kabil'de muhabir olarak görev yapan arkadaşım Mustafa Bağ'ın Afgan mülteci çocuklar ile ilgili yazısını* okuyana kadar…

Söyle diyor Mustafa yazısında: "…Helmand'dan gelen Gülağa ile konuşmaya başlıyoruz. 2 yıl önce buraya geldiklerini dile getiriyor. "Köyümüzde düğün vardı, insanlar kültürümüz gereği havaya ateş açıyordu. Sonra bir anda insansız hava araçlarından düğün alanına bomba atıldı ve çok sayıda kişi ya hayatını kaybetti ya da yaralandı. Biz de kaçmak zorunda kaldık" diyor."

Melike'nin avuçlarındaki mandalinalar yere düşüyor, tüm tebessümler, tüm mutlu anılar O Afgan mülteci çocuğun çamur içindeki çıplak ayaklarının dibine düşüyor. İyilik düşüyor, insanlık düşüyor, ben düşüyorum, kalem düşüyor.

Aslında baharın adım adım geldiği şu güzel günlerde kederlerimizi, mutlu anılarımızı, kalbimize dokunan yanlarını anmayı, onunla olası kederlerimizi dağıtmayı telkin eden bir yazı yazacaktım Aktüel okurlarına ama… ama…

Ben o köy düğününde yere düşen bir tebessüm oldum, mutlu anılarımı da vurdu insansız hava araçları, yazarın kalemi de, yazısı da, kendi de o Afgan çocukların hüznünün düştüğü yere düştü. Ekran arkasından insanlık adına akan gözyaşları da okurun nasibine düştü.

"Her nereye gidersem gideyim, gökyüzü benimdir"** diyen bir şairin şiiriyle bir nefes huzur arayacağım gurbet ağırlığı halinde bir yazı ellerime düştü.

İnsansız hava araçları icat edebilen insanlık, çocukluk anılarımdan başlayarak Afganistanlı çocukların babalarını, akşam namazı kaçacak telaşlarımı, yatsı ezanını, evimdeki mutlu bir anımı, Melike'nin avuçlarındaki mandalinaları vurabildi.

O şaire iki çift lafım var: İnsan olduğum sürece insana rağmen; her nereye gidersem gideyim, acı benimdir.

*http://tr.euronews.com/2014/04/18/haberle-gercek-arasinda-bir-savas-muhabirinin-isyani/#.U1FiXvgSkk8.twitter

http://www.aktuel.com.tr/yazar/cemile-bayraktar/2014/04/21/her-nereye-gidersem-gideyim-aci-benimdir