• 23.04.2014 00:00

 Buraya kadar tefsirlerimize baktık, burada başka bir kadim tartışma karşılaştık: Fiillerimizin faili biz değil de Allah ise bir karşılık olarak 'cennet ve cehennem' neden var? Adil olan Allah'ın insanın kendi faili olmadığı bir eylemden sorumlu tutması düşünülebilir mi?

Bu sorular devreye başka kadim konuyu sokuyor: Kader.

İslam tarihinde itikadi mezhepler arasında büyük sorun teşkil etmiş olan 'kader' mevzuu yüzyıllardır bazılarına göre çözülmüş bazılarına göre ise henüz çözülmemiş bir meseledir.

Konuyla ilgili olarak yani Kelam'ın temel meselelerinden birini teşkil eden 'Kader var mıdır, kulun fiillerinin faili kul mudur yoksa Allah mıdır?' sorusuna mezheplerin verdiği cevaba bakalım:

Cebriyye der ki: İnsan fiillerinde mecburdur. İnsanın irade ve kuvveti mevcut değildir. Fail olan yalnızca Allah'tır. İnsanlara nispet edilen fiiller gerçek mana ifade etmez. Bir insan bir tohumu ekip ondan bir çiçek çıkmasını sağlamıştır ancak arka planda bunu yapan Allah'tır.

Kaderiyye konuyla ilgili der ki: İnsanın yapabileceği gücü olduğu konuda Allah'ın bir etkisi yoktur. Hayır Allah'tan, şer insandandır. İnsanın yaptığı ve yapacağı konuda Allah'ın evvelden bir bilgisi bulunmamaktadır.

Konuyla alakalı olarak Mutezile der ki: İnsan kendi fiillerinin failidir. Zira Allah adildir. Adil olması, fillerin faili olmasına engeldir. Allah, insanın fiillerinin faili değildir. Allah kula fiil işleme gücü vermiştir bu gücü ise kul fiili işlemeden evvel vermiştir. Artık kula bu güç verildiğine göre de Allah burada fail değildir.

Ehl-i Sünnetin itikadda imam kabul kabul ettiği İmam Maturi de der ki: Kulun işlediği bir fiilde, o fiili yapmak isteyen, cüz'î iradesini o fiilin işlenmesinde kullanan insandır, dolayısıyla da fâil insandır. Fiilin meydana gelmesi Allah'ın irade ve kudretiyle olduğu için fiilin yaratıcısı Allah'tır. Yani, fiillerde insan talep eden Allah ise yaratandır. İnsan, bir fiili istemedikçe Allah yaratmaz.

Konumuzun arka planını teşkil eden 'kader' mevzuu bu ve buna yakın şekillerde açıklanmaya çalışılmıştır.

Zaten tefsir kaynakları da kısmen bu konuda değinmiş, kulun imanı yahut küfrü tercih etmesinin sebebinin kendisi olduğu ancak bu eylemin Allah'ın kanunu gereği Allah'ın tasarrufu dairesinde işlendiği vurgulanmıştır. Ki bundan maksat, o fiilin failinin Allah olduğu değil tüm kâinatın Allah izni dairesinde işlediğini vurgulamaktır. Fatiha Suresinde geçen Allah'ın 'Malik' ismi dahilinde konu daha da netleşebilir. Allah'ın 'Malik' ismi onun tüm kâinatta yegâne yönetici olduğu anlamındadır. O yegâne yöneticinin bilgisi ve izni dışında kâinatta bir şeyin vuku bulması düşünülemez.

Fiillerimizin failinin Allah olduğunu iddia edenler, şüphesiz bunu art niyetle yapmamışlardır ancak onların açıklamaları art bir niyetle kullananlar için 'yanlış' eylemlerine kılıf olarak kullanılmak istenmiştir. Konuyla ilgili olarak Ömer B. El-Hattab'a getirilen bir hırsızdan bahsedilir. Hz. Ömer, hırsıza neden hırsızlık yaptığını sorar o ise cevap olarak 'Allah benim için böyle hükmetmiş' der. Hırsızın bu cevabı üzerine ise Hz. Ömer onun cezasını tatbik eder ek olarak bir ceza daha uygular. Neden böyle yaptığı sorulduğunda ise 'İlk cezası hırsızlığı için, ikinci cezası ise Allah'a yalan söylediği için' der. Yani bu konuda bir hata işlemiş olmak bir hata, o hatayı 'kusurlu kader' anlayışı içerisinde örtbas etmek vebali çok daha büyük bir hatadır. Nitekim, hilafeti hile ile ele geçiren Muaviye'nin bu siyasi hevâsına kılıf bulmak için 'Halifeniz oldum, çünkü bunu Allah istedi.' demesi de yanlış anlaşılan bir meselenin nereye varabileceği konusundaki acı örnektir.

Yakın bir zamanda ise kendi küfrü inadisine 'Ben kafirim, bunu Allah istedi, Allah'ın ayeti 'Allah dilediğine küfrü verir dilediğine imanı…' şeklindedir, işte orada bahsettiği benim' diye bir takım cahillik ve zan dolu ifadeler ile televizyon ekranlarında konuşan kişiye şahit olduk. Oysa mesele konun bahsettiği gibi olmasından değil konuyu bilmemesinden, bilgisizliğine Allah'ı dahil etmesinden ibaretti.

Gerek ayetin tefsirlerinde, gerekse bu ayeti de kısmen kapsayan 'kader' mevzuunda açıklamaya çalıştığımız konuyla ilgili ez cümle şunları söyleyebiliriz: İnsan kendi fiillerinin failidir. Allah insana hür bir irade vermiştir. İnsan bu hür irade dahilinde dilediğini seçer ve bunlardan yana sorumlu tutulur. Bu fiilin eyleme dönüşmesinde yarattığı kâinatın yek hükümdarı olan Allah, müdahil olmaksızın o eylemden ve o tercihten haberdardır.

Konu ve örnek olan ayetlerin açıklamaya çalıştığımız şekilde anlaşılmasının doğru olan olduğunu ise şu ayetler ile anlamamız mümkündür:

'Verdikleri sağlam sözü bozmalarından, Allah'ın âyetlerini inkâr etmelerinden, peygamberleri haksız yere öldürmelerinden ve

'kalplerimiz muhafazalıdır' demelerinden dolayı (başlarına türlü belâlar verdik. Onların kalpleri muhafazalı değildir), tam aksine inkârları sebebiyle Allah onların kalplerini mühürlemiştir. Artık onlar inanmazlar.' 4/Nisa-155

'Müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmiştir. Fakat onların çoğu yüz çevirmiştir. Artık onlar işitmezler. Dediler ki: '(Ey Muhammed!) Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz örtüler içerisindedir. Kulaklarımızda bir ağırlık, seninle bizim aramızda da bir perde vardır. O hâlde sen (istediğini) yap, şüphesiz biz de (istediğimizi) yapacağız.' 41/Fussilet 4-5

'Hayır, hayır! Doğrusu onların kazanmakta oldukları kalplerini paslandırmıştır.' 83/Mutaffifin-14

'Allah'a verdikleri sözü tutmadıkları ve yalan söyledikleri için O da kalplerine, kendisiyle karşılaşacakları güne kadar (sürecek) bir nifak soktu.' 9/Tevbe-77

'Her insanın amelini (veya kaderini) boynuna bağladık. İnsan için kıyamet gününde, açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız.' 17/İsra-13

Ayetlerde görüldüğü üzere kalpleri mühürlenenler, gözleri ve kulakları perdelenenler bunları kendi iradeleri ile seçtikleri için bu haldedirler. Allah kişinin çabasını kendi gayretine bağlamıştır. Son tahlilde kişi kendi seçimi sonucunda iman eder yahut kendi seçimi sonucunda küfreder. Allah onun bu fiillerinden haberdardır ancak müdahil değildir. Allah son durumda kişinin kendi seçimine sadece bir isim koymuş ve sonucu kendisine bildirmiştir. Yani Allah hidayeti-imanı dileyen ve bu uğurda çalışana hidayeti-imanı; küfrü-delaleti dileyen ve bu uğurda çalışana küfrü-delaleti yazmıştır. Bu kulun talebinin ona arz edilmesidir. Yani mümin olmak mümin olmak isteyenin; kafir olmak kafir olmak isteyenin, istemesinin sonucudur, vesselam.