• 27.04.2014 00:00

 Ben aktivist kökenliyim, Türkiye'nin geçmiş acıları geleceğe taşınmasın diye kendi çapımda faaliyetler yürütmüş biriyim. Bu konularla ilgili çok yazı yazdım, eylemlere katıldım, taziye ziyaretlerinde bulundum. Tüm bu küçük çabam içerisinde 6-7 yıl gibi bir sürede sol gelenekten yahut liberal gelenekten gelen, laik, seküler kesimlerden insanlarla tanıştım, konuştum, birçok faaliyetlerine katıldım. Bu dönem içerisinde yanlarında hiç yadırganmadığım çokça zaman olduğu gibi sürekli itham edilip, samimiyet testine de tabi tutulduğum da oldu. Mesela Madımak'ın yıldönümünde, Hrant Dink'in öldürülüşünün yıldönümünde, Dersim Katliamı'nın yıldönümünde yazdım, birçok bildiriye imza attım. Çabam ortak acılarımızı bir şekilde dindirmek üzerineydi. Ancak bunları yaparken bahsettiğim samimiyet testine tabi tutuluyor olmaktan yana oldukça rahatsız oldum. Dindar biri olduğum için sürekli samimi olmamakla itham edildim, yahut geçenlerde katıldığım Enver Aysever'in programında olduğu üzere "vicdan" üzerinden sorgulandım. Elbet herkes böyle değildi ama bir kesim cidden böyleydi. Bazen içimi acıtan şu cümleyi de duyduğum oldu: "Demek sizin gibi vicdanlı Müslümanlar da var..." bu aslında tüm Müslümanlar vicdansız, sen vicdanlısın demekti. Her açıdan yanlış ve toptancı bir söylem. Sürekli olarak kendimi, kendimizi ispata zorlanmak bir nevi baskı; samimi olmamakla itham edilmek bir çeşit zulüm.

Karşımızda Türkiye'nin anılmamış bir asırlık acıları ve sık sık "samimiyet testlerine tabi tutulan' Müslüman dindar kesimin bağrından çıkardığı bir başbakan ve bir parti var. Önümüzde Kürt Meselesinde kanın durmasının nedenlerinden biri olan, "kefeni elinde" 7 Şubat MİT krizinde Hakan Fidan'a "süreç sekteye uğramasın diye" sahip çıkan; Dersim Katliamı adına özür dileyen; 24 Nisan acısı üzerine üzüntülerini ve taziyesini ileten Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Ak Parti örneği var. Bir de bir asırlık acılar sümen altı edilirken susup, bugün acılarımıza karşı "sözde" eğilenler var. Özetle bugüne kadar yaşadığımız acılar da ortada, o acıların giderilmesi için uğraşanlar da ortada, o acılar üzerinden dindar kesime, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a eleştiri getirip, bugüne kadar hiçbir şey yapmamış olanlar da ortada.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın açıklamalarından sonra birçok olumlu yorum okudum, bir kesimden -her zaman olduğu üzere- eleştiri de geldi. Ayrıca çok beklendik bir şey de oldu; samimiyet testi. Konuyla ilgili olarak Ruşen Çakır'ın yazısı dikkatimi çekti, yazı "samimiyet sorunu" başlığıyla bitiyordu. Ama samimiyet testleri maalesef bitmiyordu.

Bazıları, özellikle laik, seküler kesimler kendilerini bu ülkenin merkezi, ideal örnekleri sanma gafletinde kendilerini merkeze alıp, bu ülkenin dindar Müslümanlarını sorgulama cüretinde bulunabiliyor, bunu kendilerini peşinen vicdanlı kabul ederek yapıyor. Dahası, yapılan olumlu ve hayırlı şeylerin, kendilerini memnun etmek için yapıldığı gafletiyle ve bir çeşit hasetle Müslüman dindar kesime yükleniyor. Herkes kendi vicdanı üzerinden meseleye baksa ve bir takım olumlu gelişmelerin kendilerini memnun etmek için yapıldığını düşünmese iyi olur kanaatindeyim.

Samimiyet testi meraklılarının, samimiyet testinde ne kadar samimi oldukları da ayrıca bir merak konusu… Zannımca dertleri samimiyet beklentisi değil yapılan olumlu şeyleri örtme çabası. Bu her açıdan malumunuz.

Bu ülkenin sorunlarına samimiyetle yaklaşıp, bu ülkenin insanlarına hizmet etmeyi amaç edinmiş, bunu her şekilde ispatlamış olan Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Ak Parti'ye teşekkür ederim. Tüm yerli-yabancı, çetelerin, paralel organizmaların birleşip karşısında duramayıp, arkasından işler çevirdiği şu günlerde acımızı hafifletme çabasına düştükleri için tebrik ederim.

Ortak acılarımızdan bir acı olan 24 Nisan acımız adına, ben de Türk ve Ermeni tüm kardeşlerime derin kederlerimi sunarım. Allah bir daha yaşatmasın.