• 7.05.2014 00:00

 Fundamentalizm, anlam olarak aşırı dindarlık, köktencilik demektir. Bu kavram pekala Hristiyanlık yahut Yahudilik ile birlikte bir tanımlama olarak kullanılabilir. Ancak bilinçli olarak antiislamistlerce İslam ile birlikte kullanılmaktadır. Hatta Nira Yuval-Davis, Gita Sahgal gibi yazarlar, bunu yaparken fundamentalizmin "Kadın bedenini kontrol etmek isteyen" bir proje olduğunu iddia ederler. Oysa proje Davis ve Sahgal söylemleridir.

Türkiye, bir garip modernleşme tarihi yaşamıştır. Oldukça jakoben bir modernleşme sürecimiz sonunda tutarsız ve tuhaf sonuçlar çıkması da oldukça olağan. Hem kendi köklerinden beslenen hem de modernleşmenin bir ideal olduğuna inanan, köküyle bağını kopartmadan modernleşmek isteyenlerce "din" konforlu ve kullanışlı bir argümandır, bu tipoloji dindar görünmekten itina ile kaçınır, kendini zihnine göre değil "din"e göre konumlandırır, bunun sonucunda ciddi bir tutarsızlık olarak ortaya çıkar.

Geçtiğimiz günlerde çok acı bir çocuk cinayeti yaşadık, bu acı "idam" tartışmalarını gündeme getirdi. Vaktiyle de "kürtaj" tartışmaları yaşamıştık, bir kesimin söylemi "Benim bedenim, benim kararım, kürtaja evet" şeklinde olmuştu. Başta CHP Milletvekili Aylin Nazlıaka olmak üzere, vaktiyle "kürtaja evet" diyen birçok ismin, "idama hayır" dediğine şahit oldum.

"İdama hayır" diyenler için idam çağdışı uygulamaydı, "yaşam hakkı kutsaldı" oysa "kürtaj" bir çeşit tercihti, kadın bunun kararını verebilirdi. Savunmaları ve söylemleri bu şekildeydi.

İdam olmalı mı, olmamalı mı? Kürtaj olmalı mı, olmamalı mı? Açıkçası bu tartışmalar başka bir bahsin konusu diye düşünüyorum. Zira mevzu kendimizi konumlandırdığımız nokta ve savunmalarımızdaki tutarsızlık! Bir kadın düşünün, bir anne düşünün kalbi atan, yaşam belirtisi göstermiş masum evladını henüz dünyaya gelmeden "öldürmenin" bir 'cinayetin' gereğini savunuyor, bu konuda hak talep ediyor. Aynı anne, iş cinayet işlemiş, sapık bir caniye gelince "yaşam hakkı kutsaldır" diyebiliyor. Çok merak ediyorum, bir insanı bu denli aşırı kutuplu düşünmeye kim ve ne ikna edebiliyor? Kutsal olan yaşam hakkını doğmamış evladından esirgeyen insan, bir caniden nasıl esirgemiyor? Din'e göre pozisyon almak hiç bu kadar vahim bir boyuta ulaşmamış oluyor.

Birkaç gün evvel Zaman yazarı Sahin Alpay, "idam" tartışmaları başlığında bir çocuğun katili olan bir cani ile, Mısır'da haklarında idam kararı çıkartılan binden fazla insanı aynı kefeye koymak gibi gaflette bulundu. Yani, sapık bir cani ile kendisine zulmedilen darbe karşıtlarını eşitledi. Yukarıda ifade ettiğim bir tutarsızlığı, bir düşünmezliği biz burada da gördük. Alpay'a sormak lazım, idam edilen İslamcılar olunca mı siz üç maymun tepkisi veriyorsunuz yahut sakat analojiler kuruyorsunuz?

Durumdaki tek tutarlılık ise şu; CHP ve bir Zaman yazarının mesele "din" olduğunda aynı pozisyona düşebildiği. Diğer tutarlılık ise benim değil yine Zaman'dan bir ismin, Hüseyin Gülerce'nin söylemine binaen Cemaat'in CHP'ye oy toplaması. Yani oy topladığı bir zihniyetle aynı pozisyonda, gayet tutarlı!

Bir garip Türkiye modernleşmesinde gelinen nokta bu: Dindar görünme ürküntüsüyle, hümanist olduğu iddia edilen ama tam aksi insanlık dışı olan uygulamalara dair savunmalar üretme, tutarsızlık ve vahşilik pahasına...

Yeri gelmişken; Atatürk'ün veli ahtı CHP'liler, idama karşı insanın kutsal yaşam hakkını savunurken, İstiklâl Mahkemelerince idam edilen insanların, İngiliz ajanı iftirası atılan Seyh Said'in, Dersim'de katledilenlerin yaşam hakkı için de bir şeyler söyleyebilirler mi acaba? Yoksa Sabiha Gökçen de "Benim bombam, benim kararım mı?" demişti? Yoksa o acı da her acımızda olduğu gibi dindar görünmekten, din ile ilişkilendirilmekten kaçınmayanlardan mı beklenecek, nicesi gibi...