• 27.05.2014 00:00

 Hemen hemen son on yıldır yeni bir olguyla karşı karşıyayız; tesettürsüz örtü...

28 Şubat süreci içerisinde bir şekilde tutunmaya çalışan, örtüyü istemeyerek de olsa hayatının bir kesitinden "zorla" çıkartmak zorunda kalan, okul, iş dışında örtülü olduğu halde okurken ve çalışırken başına gelecekleri tahmin ettiğinden ve bundan kendini korumak isteyen kadınlar, başörtülü oldukları anlaşılmasın diye pratik bir çözüm buldu: Tunik. Pardesülerin yerini bu tunikler aldı. Kırılma buradan başladı. Sonrasında Türkiye'de başörtülü okuyamadığı için ülke dışına çıkan kızlar yurt dışındaki Müslüman kadınların tesettür örtüsüzlüklerine şahit oldular, ilk başta garipsenen bu durum zaman sonra "normalleşti" hatta uygulandı.

Bir sonucu ve kısmi nedenini paylaştım. Bu sonuca başka şeyler de etki elbet...

Bu arzu edilmeyen sonuca dair içeriden oldukça eleştiri geldi, çoğunlukla dindar erkekler bu konudan yana rahatsızlıklarını dillendirdiler. Hatta yakın zamanda bir üniversite öğrencisi okurum, bu konuda bir konuşma yapmam için beni okullarına davet etti.

Açıkçası kimsenin giyim yahut tercihine yorum yapacak konumda olmadığımı düşünüyorum, bunu düşünürken bir yandan "Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir" ayetini hatırlıyorum. Bu dünyada, dünya ve ahiret arasına sıkışmış her Müslüman gibi ben de, iliğime kadar modernleştiğimi bu araf halimden çıkarıyorum. Oysa çıkıp tereddütsüz bir biçimde "birbirimize kaybettiğimiz noktalarda sahip çıkmalıyız" demeli değil miydim? Böyle olunca bedenen olmasa da, zihnen kendimi tesettürsüz hissediyorum, sizce de öyle değil mi, bedenimizdeki tasarrufumuz noktasındaki serkeşliğimiz zihnimizden kaynaklanmıyor mu? O halde demiş olayım; hiç kimseyi isim verip, direk kişi rencide etmeden, sözü maksadını aşacak şekilde kırıcı halde getirmeden, Allah'ın emrettiği şekliyle örtünmek zorundayız, bunu bize Allah emrettiği için... En kısa zamanda bu kayıp geri kazanılmalı...

Bahsettiklerim işin bizdeki yönü ama bugünkü yazımın konusu tam olarak bu değil, birkaç gün evvel bir köşe yazarı başörtülü kadınları diline dolayıp iktidara bir eleştiri yöneltti, şöyle yazıyor arsız bakışlı kalem köşesinde: "... başı örtülü kıçları dar elbiseleri içinde kıvrak Müslüman kızlar..."

Bu satırların sahibi Cumhuriyet gazetesinden bir yazar... Biz bu fikriyatı gayet iyi biliriz ki bunlar ne başörtüsüne tahammül edebilirler, ne de başörtülüye... Aç aç diye başlarlar, türlü hakaret ile bitirirler, insanları kendi nizamlarına göre dizayn etmeye çalışırlar. Nefretleri dillerinden hakaret olarak dökülür. Oysa bu kesimin kendine biçtiği sıfat "özgürlükçülüktür" zaten zat yazısını bu bağlamda yazmış ama gelin görün bu arsız bakışlı kalem, bir tercihe hakaret ederek, gayr-ı edep bir dil ile kendiyle çelişmiş.

Bahsettiklerimin bu bölümü de "karşı" tarafın çirkinliği üzerine oysa bu da bugünkü yazımın konusu bu da değil.

Benim derdim, bu yazının konusu, benim bu hakaret ve arsız bakış ürünü yazıyı paylaştıktan sonra üzerine gelen tepkisizlik. Bu tepkisizliğe onları ciddiye almıyoruz diye cevap verilebilir ancak ben bunun böyle olduğunu düşünmüyorum, bu tepkisizliğin nedenini başörtülü kadınlara karşı yapılan hakaretlerin olağanlaşması olarak görüyorum, bu tepkisizliği böyle okuyorum. Dahası bu dile tezahür etmiş çirkinliği sözlü bir taciz ve bir sarkıntılık olarak da okuyorum buna bağlı olarak bu tepkisizliğin başörtülü olsun, başörtüsüz olsun kadınlara yapılan sözlü tacizin kimsenin umurunda olmadığı şeklinde de okuyorum; her açıdan vahim.

Allah, erkeğe gözünü haramdan sakındırmasını emretti, tesettürünü sağlamasını da emretti. Allah, kadına da tesettürü emretti, Allah'ın emrine muğayyir davranan bir sürü arsız bakışlı olduğu malumunuz, o çirkin bakışların, insanı iğrendirecek şekilde üzerinde dolaşmasını engellemek için Allah'ın bize bir lütuf ve bir kolaylık olarak emrettiği örtüye sarılmanın vaktidir.

Bizim gibi temelinde İslam, tepesinde baskın bir suni modernleşme olan, özgün toplumlarda modernleşme bir gösteren/gösterge olarak en çok "kadın" bedeni üzerinden inşa edilir, bu suni ve çarpık gelişim içerisinde kadın hem mahremin, namusun adı olarak en çok eş ve anne olarak kutsanır hem de modernleşmenin göstergesi olarak "çıplaklaştırılması" ölçüsünce bir veridir, vitrindir. Yani kullanışlıdır, kullanılır... Sanıyorum mesele de buradan teşekkül ediyor. En somut ve en yakın örneği de yakında bizzat tecrübe ettim. Türkiyeli bir erkek, yanımda peçe takmış olan Arap bir kadına yönelik olarak "Ne bu şimdi, şuna bak, hangi erkek bunu yanında gezdirmek ister, insan utanır yahu!" diyerek hakaret etti. Çünkü kadın, duruma dair bir gösterge bir veriydi!

İşte yazının konusunun vardığı nokta burası; bu mesele bir kadın-erkek meselesi değildir, bu mesele tamamen dini tercihlerle alakalı, dini tercihine hakaret edilenlerin meselesidir. Zira peçeli bir kadın, kendisine bu tercihinde müdahale etmeyen kocası da dahil edilerek hakarete uğrar. Meseleyi buradan ifşa edersem, bize yapılan hakaretlere karşı tepkisiz kalanların, işin ucu bana dokunur diyerek meseleye dahil olmasını sağlarım diye bu çabam, arka planı ise büyük bir realite. Bilmem farkında mısınız?