• 7.06.2014 00:00

 Bu coğrafyanın tarihinde dünyanın her coğrafyasında olduğu gibi acılar mevcut. On yıllarca mevcut dikta sistemlerinde ürküntüden, belki işlerine gelmediğinden kimsenin aklından yaşanan acıların telafisi için uğraşmak geçmedi. Bu coğrafyanın acıyla yüzleşme tarihi Ak Parti'nin iktidar olmasıyla başladı. Kürt meselesinin çözüm süreci, Alevilerden özür dilenmesi, Ermenistan ile görüşmeler, başörtüsü yasağının kaldırılması, ülkesinden sürgün edilen; ülkesinde hapsedilen şairlerin şiirlerini kürsüden okuyup, onlara kürsüden ödül veren bir Başbakan ile başladı.

Türkiye'nin resmi eğitim ve söyleminde bu halkı "azınlık iç mihraklara! karşı bir arada tutmak isteyen" ve bunu korku yoluyla yapmak isteyenler, gerek ordu gerekse hükumetler eliyle olsun azınlıkların bu ülkeyi bölmesi ihtimalinden dem vurdu. Bizler geçmiş acılar kafamıza kazına kazına büyüdük... Onlar bizi kesti, bunlar bizi doğradı, ötekiler katil... İşe yaradı mı, elbette yaradı, bunca faşist insan yetişti bu ülkede, hatta bu "azınlık" sayılan, ötekileştirilen kitlelere de sirayet etti.

Yaşanan tüm acıların gerçek olduğundan yana bir şüphem yok, bir şekilde telafi yoluna gidilmesi de mühim ancak bu acıları bazen öyle keskin ve öyle yanlı ve öyle tekrara düşerek ısrarla ifade ediyorlar ki, bazen bu abartı tutum acının telafisine gidecek yolu tıkıyor, eski düşmanlıkları körüklüyor, merak ediyorum yoksa niyet acıyı telafi etmek başlığı altında acıyı kaşıyarak, unutulmasını engellemek, bu şekilde bir düşmanlık ruhu diriltmek mi? Acıyı diri tutmak hevesi mi?

Geçenlerde bir grup ilahiyatçı arkadaşım bir Cem Evi ziyaretinde bulunmak istemiş, o Cem Evinin canları öyle memnun olmuşlar ki, özel halı sereceğiz demişler, pek memnun oldum, ne güzel bir "tanışma" diyaloğu...

Ancak bazı olumsuz örnekler de var, geçtiğimiz günlerden hatırlayın; bir darbe sürecini Aleviler üzerinden yürütmek isteyenlerin dillerindeki nefreti hatırlayın. Dahası kendimden biliyorum, bu konuda çok incitici cümlelerin muhatabı oldum; Yezid'in torunu, bizi kestiniz, hepiniz katilsiniz... Oysa biz Sünniler de Yezid'i hiçbir zaman hayırla anmadık, kutsamadık. Oysa aynı dili kullanan canların oturduğu sandalyeler de CHP yazıyordu, CHP'ye çıkıp bunları diyenine rastlamadım; rastlamadık. Sabahat Akkiraz, Kemal Kılıçdaroğlu... Kimse çıkıp "Bizi kesenlerin yanında, çatısı altında ne işiniz var?" demedi. Korkudan olsa gerek, Cem Evlerine Mustafa Kemal'in fotoğrafı asıldı... Bunları kınamak amaçlı söylemiyorum, bunları o insanların o korku ve endişeyle cellatlarına öykünmelerini anlıyorum, gayet anlaşılır buluyorum ama neden aynı "anlayışın" Sünni dindarlara gelince acıyı kaşıyan bir dille ifade edildiğini merak ediyorum? Bu diyaloğu öldürür, bu düşmanlığı diriltir, neden bu dil seçiliyor?

İsrail'in nasıl ırkçı, nasıl vahşi, nasıl nefret dolu bir ülke olduğunu bilmeyen yok. İsrail'e karşı olan, vahşetini eleştiren Yahudiler olduğu gibi mevcut vahşetinin taşeronu olan Siyonistleri de var. Filistinli çocukları öldürmek üzere hazırlanan mermilere "Sizi öldürmek istiyoruz" yazan İsrailli çocuklar var, onları bu hale sokan anne babaları var. Peki, İsrail bu küçük canileri nasıl yetiştirdi sanıyorsunuz; acıyı kaşıyarak, acıyı diri tutarak, Masada Tepesi anlatılarıyla...

Rivayet şöyledir: Roma imparatoru, Kudüs ve çevresini ele geçirir. Bir grup Yahudi, Roma'ya karşı ayaklanırlar. Ayaklanma sırasında bir grup Yahudi, Masada Tepesi'ne sığınır. Tepe ele geçirilmek üzere kuşatılır. Masada Tepesi'ndeki Yahudiler direnemeyeceklerini anlarlar, Roma askerlerine köle olmaktansa onurlarıyla ölmeyi tercih ederler. Kendilerini öldürmeye karar verirler. Sonuçta askerler Masada'ya vardıklarında tümünün cesediyle karşılaşırlar. İşte bu efsane İsrail'in kendi çocuklarına çocukluklarından itibaren kafalarına kazıya kazıya anlattığı efsanedir. Bu acının diri tutulması, içsel nefretin ayakta kalması böylelikle var olabilme çabasının nedeni olarak asla ve asla unutturulmaz. Acı kaşınır da kaşınır. Bugün ortada ne Roma, ne de Roma askeri vardır ama Roma askerinin kendisine yaptığını, Filistinlilere yapan bir İsrail inşa edilmiştir.

Derdimin özü budur; acıyla yüzleşmek istiyorsanız buyurun, bu gönül herkese açık ama derdiniz acıyı kaşıyarak varlığın devamıysa buna yer yok. Nefret dolu çocuklar yetiştirmenize, nefreti körüklemenize hiç mi hiç lüzum yok.