• 10.06.2014 00:00

 Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethettikten sonra bu belde artık İslam yurdudur dercesine şehrin İslamî sembolü olarak kiliseden camiye dönüştürülen Ayasofya Camii, 1935'ten itibaren de müzeye çevrildi.

Fethedilen beldelerdeki kiliselerin, camiye dönüştürülmesi Sultan Fatih Mehmed Hân'a has değil elbet genel İslam tarihine has durum. Aynı durumu Emevî Camii'nde de görmek mümkün hatta birçok camide...

Biz bu meseleye bugünden bakıyoruz ve belki yer yer bu tutuma eleştiri yöneltiyoruz, bu çok doğru bir tavır olmasa gerek zira olayları tarihsel açıdan, tarihsel plan, dönem ruhu içerisinde okuyamamak da metodolojik bir problem.

Bir diğer husus; fetih ve işgal arasındaki fark. Tarih, coğrafyaların el değiştirmesinden ibaret... Dönem ruhu dahilinde el değiştiren coğrafyalarda ise işgal ve fetih ayrımı mevcut. İşgal bir yeri tarumar etmek, ele geçirdikten sonra kullanılmayacak hale getirmek ama fetih öyle mi, fetih de belde insanın ırzına, namusuna dokunmamak var, yakıp yıkmamak var... Adına fetih denilip, yakıp yıkmanın olduğu durumlar da olmakla birlikte bu ciddi bir fark, bu manada toptancılık yapmamak gerek. Bakın ne diyor Aliya: "Ben Avrupa'ya giderken kafam önümde eğik gitmiyorum. Çünkü çocuk, kadın ve ihtiyar öldürmedik. Çünkü hiçbir kutsal yere saldırmadık. Oysa onlar bunların tamamını yaptılar. Hem de Batı'nın gözü önünde; Batı medeniyeti adına."

Ayasofya'ya dönecek olursak, ibadet edilen bir mekan iken müzeye çevrilen, inananların mabedlerine halel gelmiş hissiyle sahip çıktığı, üzerine marşlar, şiirler yazılmış, Kadıasker Mustafa İzzet Efendi'nin sanat eseri hat levhaların altında boynumuz bükük yürüdüğümüz Ayasofya... Konu böyle inananların yüreğine dokunan bir mesele olunca uzunca zamandır bir fikrim olduğu halde üzerine yazmaktan kaçındığım bir konu haline geliyor zira mesele inanca dayanıyorsa, orada gönül kırma endişesiyle kalemim de kırılıyor.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ayasofya sloganları sonrası "Ayasofya'dan önce bir Sultanahmet'i dolduralım bakalım.. Ama öyle teravihlerde, bayram namazında değil; sabah namazında" açılımını yapınca açıkçası iki kelam edecek güç hissettim. Aslında mesele tam da buydu; ibadet mevzûnun hakkı verilsin, mekân ihtiyaca, talebe binaen temin edilecektir. İbadet ile mekân arasında ruhen bir bağ olduğu yadsınamaz, işgal edilmiş bir ibadethane elbet inananlar için acı veren bir durum ancak ibadetin özüne dönmek elzem, maksadına varmak elzem, bu merkezden bakmak lazım.

Mesele Türkiye olunca, olaylar matruşka; konu içinden konu, niyet çıkıyor. İsim vermeyeyim başımıza iş açılmasın. Geçtiğimiz günlerde Türkiye'nin her tür İslamî konuda taviz vermeleriyle tanınan bir kesimi bu Ayasofya meselesini kurcaladı, "İbadete açılsın" diyorlardı. Mesele kaşınıyordu, bayram değil, seyran değil hayrolsun? İbadete açılsın ama ne olarak, cami, kilise? Burası net değil ardından Ayasofya gündemi doğdu.

Mescid-i Dırar'ı bilirsiniz, münafıkların acizce bir tuzağı... Ayetin nüzulü ile olası bir çirkinlik bertaraf edilir. Ayasofya suni gündeminden sonra aklıma bu mescidin durumu geldi. Lütfen hemen tepkiye yönelmeyelim, Ayasofya eşittir Mescid-i Dırar demiyorum, haşa... Tam aksi, bir mabedi olası bir Mescid-i Dırar formuna sokmak isteyenlerin bu art niyetine dikkat çekiyorum, aman dikkat babında. Gerçi Başbakan bu açıklamasıyla bu fitne girişimin önünü de kesti.

Ben Ayasofya konusunda karar merci de değilim, otorite de değilim, bu konuda verilecek her sağlıklı her kararı olduğu gibi kabul ederim ancak inanan ve olası yanlış anlamadan kaynaklı gönül koyacak kıymetli okurlarıma naçizane; kutsal olanı Allah ve Rasulü belirler, Kudüs, Kabe, Allah onlara kutsal dediği için kutsal. Hz. Ömer'in değimiyle, Hacerü'l-Esved'e Peygamber (SAV) kutsal dediği için kutsal, Allah ve Rasulü dışında bizlerin bir şeye kutsallık atfetme hakkımız yok. Ancak bu demek değil ki diğerleri kutsal değil, Ayasofya, Süleymaniye, Pertevniyal... türlü ibadethaneler, türlü camiler, içlerinde Allah'a kulluğumuzu sunduğumuz, ibadet edilen yerler olması nedeniyle manevi değer taşıyan yerler ancak bunu olası bir mekâna atfetmek ciddi hata.

Başbakan Erdoğan'ın dikkat çektiği husus mühim, ibadetin dışı değil içine yönelik bir telkin, tam da olması gerektiği gibi, bence bunun üzerine tefekkür etmeli.

Mimari dedik de, Başbakan'ın sözlerinden bağımsız olmamak kaydıyla, nicedir İslamî mimari, yok olan estetik ruhumuz, bunlardan müteşekkil içe doğru bir yürüyüş üzere yazmak niyetim vardı ama yerim dolmuş hadi o da nasipse cumaya yazılsın.