Cemile BAYRAKTAR
Cemile BAYRAKTAR

Gazete: Yeni Şafak Gazetesi

Orta Dünyada bir Truva Atı olarak "IŞİD" yahut "Mezhep Savaşı" [1]

  • 25.06.2014 00:00

 Yılmaz Erdoğan'ın "Organize İşler" filmini hatırlarsınız, o meşhur repliği de: "Organize işler" İyi bir organizasyonunuz varsa her durumda işler yürür.

Mezheplerin ortaya çıkışı, Sünni ve Şii ayrılığı asırlar öncesine dayandırabilir, bugün en popüler biçimde gündemi işgal etmiş IŞİD mevzusu ve Irak'taki gelişmeleri bir mezhep savaşı olarak okuyabilirsiniz, ilk etapta benim yaptığım da kısmen buydu. Ama bakalım mevzu yalnızca bu mu?

Irak Savaşı yıllarında kurulan yakın ancak yakın bir zamana kadar kimsenin gündemi olmayan örgüt, üç günde cihad söylemi, mezhepsel vurgu, kafa kesme görüntüleriyle tüm gündemi işgal etti. Hatta bazı gazeteci arkadaşlarımızın tatilini falan erteledi ki bu en vahim olanıydı!

IŞİD, Suriye'de Esad lehine savaşıyor Özgür Suriye Ordusunu geriletiyordu ama aynı zamanda Sünni bir refleks ile ilerliyordu, bölgedeki Şii İran'ın desteklediği Nusayri/Baasçı Esad rejimine Sünni refleksli bir yapı neden sahip çıkar, bir paradoks gibi geliyor değil mi? Öyleyse hafızamızı biraz tazeleyelim...

Sıffin Savaşı sonrası Müslümanlar kendi içlerinden üç ve daha fazla ayrılık çıkardı: Sünniler, Hariciler, Mutezililer ve Ehl-i Beyt... Tarih seyrinde Emevi ve Abbasi saraylarına yer yer Mutezili görüşler hakim oldu, Ahmet B. Hanbel gibi alimlere zulmedildi. Muaviye'yi eleştirdiği için Nesâi/Nesêi gibi alimler sürüldü. Tarih seyri içerisinde Ali evladı/ Ehl-i Beyt, zulüm gördü. Bunlar övünmediğimiz, acıyla hatırladığımız gerçeklerimiz. Ancak mesele bundan ibaret değil.

Tarihsel olarak biraz geriye gidersek Sünni-Şii ayrılığına bir büyük etkinin de Haçlı Seferleri eliyle olduğunu görürüz. Şankıti "Haçlı Savaşlarının etkisi altında Şii-Sünni ilişkileri" kitabında:

"Haçlı Seferleri temelde -güçlü askeri değerler sistemine dayalı ve inançları uğrunda son derece coşkulu göreceli olarak yeni ihtida etmiş iki millet olan- Franklarla Türkler arasındaki bir çatışmaydı. Türkler Sünni olduğu için Sünniliğin Şiilik üzerindeki galibiyeti İslami karşı seferlerin kaçınılmaz yan etkilerinden biriydi. Şia ne kadar çok Sünni Türk askeri gücüne bel bağladıysa, itikadi zeminden o kadar çekilmek zorunda kaldı.

İtikadi, siyasi, pratik nedenlerden ötürü Şiiliğin iki kolu muzaffer Sünnilik karşısında farklı tepkiler verdiler. Haçlı Seferlerinin baskısıyla, İmami Şia, yükselmekte olan Sünni/Türk gücüyle beraber bir vahdet hissi geliştirdi. İsmaili Şia (Fatimiler ve Nizariler) ise Sünni egemenliğe karşı daha dirençlilerdi, fakat kaçınılmaz sonu kabullendiler.

İslam, Frank saldırılarına karşı hayatta kaldı, fakat bu derin, bazı yerde ise gizli, yaralar olmadan gerçekleşmedi. Kendi içerisindeki coşkun bir siyasi vahdet ve itikadi birlik arayışı sırasında, karşı seferler İslam'ın bazı kültürel dinamiklerinin ve çeşitliliğinin kaybına yol açtı ve ayırıcı hafızalarla toplumsal çatışmalara zemin hazırladı. Fakat bugün Haçlı Seferlerine dair çatışan Sünni ve Şii hafızaları, Orta Çağ anlatılarının bir yansıması olmaktan çok İran Devrimi sonrası dönemindeki mezhepçi kültürün bir ürünüdür." diyor.

Amerikalı araştırmacı Jill Edey "Bir toplumsal grubun belli hatırları, baskıya direnmede bir güç kaynağı olabilir. Fakat ayrıcı hatıraların korunduğu ve beslendiği yerde şiddetli toplumsal çatışma tekrar patlak verebilir." diyor. Bu tezi, "Derdiniz acıyla yüzleşmek mi yoksa acıyı diri tutmak mı?" başlıklı yazımda, Masada Tepesi Efsanesi ve İsrail iç dinamiği örneğiyle somutlaştırmıştım, aynı bu durum bugün Irak'ta yaşanan gelişme ve IŞİD icraatları için de geçerli.

Bugun Irak'ta fitili yakılan, olası bir "Mezhep Savaşı" başlığıyla servis edilen vahşetin arka planını da bölgedeki Şii nüfusun kışkırtıcısı olan aynı zamanda da ABD ve İsrail'in bölgedeki en büyük tehdit olarak gördüğü söylenen ama bu "tehdit" olma durumundan beslenen İran, onun beslediği Esed Rejimi, ABD ile müttefik pozisyonunda olup Sünni/Vahhabi/Selefi çelişkisinin vestiyeri görevini gören Suud, Suud benzeri yani Batı ile ittifak halinde bir yapıya dönüştürülen Mısır'daki darbe ve zamanı gelince patlatılmak üzere Irak'ın başına bir bela, bir kolektif hafıza hatırlatıcısı mezhepçi Maliki yönetimi oluşturuyor.

İran'ın Şii nüfusu, Sünni nüfusa karşı bir arada tutma, bir korku siyaseti oluşturma amacıyla IŞİD'i desteklemesini, IŞİD'in bölgede nasıl bir 'Truva Atı' rolü üstlendiğini de bir sonraki yazıda işleyelim, nasip olursa…

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar (1)

  • Hrac Madooglu
    Hrac Madooglu
    25.06.2014 17:48

    Gecmisin ve bugunun olaylari hakkinda yanlis bilgilere sahipsiniz, Sayin yazar. Sunni - Sii dusmanliginin sebeplerinden biri olarak Hacli seferlerini gostermissiniz. Oysa ilgisi yok. Hacli Seferlerini de "Franklar ve Turkler arasinda bir catisma" olarak tanimlamak tumuyle yanlis. Ayrica ISiD denen orgutun Edadin lehine savastigini da nereden cikardiniz? Yok oyle birsey. Suriyeyi parcalayip Sunni Devleti kurmak, Esadla da basedemiyeceklerini bildikleri icin, Sam ve cevresini de ona birakmak amaci guden bir orgut. Rusya ve Iranin destegindeki Esadi yenemiyeceklerinin farkindalar cunku. 3 senedir bunun farkinda olmayan Erdogan ve Davutoglu bile uyandilar artik ama gec oldu. Sizin yazdiginiz gibi ABD ile isbirligi icinde degil ISiD. Al Kaidecilerle, Saddamin elit askerlerinin birlikte kurduklari bir cete. Hukumet bunlara yakin zamana kadar silah da dahil her turlu yardimi yapmakta idi.