• 18.07.2014 00:00

 Bilenler bilir, bilmeyenlere ikinci baskı olsun; yaklaşık olarak yedi yıla yakın bir süredir naçizane yazıyorum, yazılarımın çoğunluğunu Kürt meselesiyle ilgili konular teşkil eder. Kürtlerin siyaset yapma gereğini vurgulayan, Kürtlerin hakları ve hürriyetleri noktasında gereğinin yapılmasını vurgulayan, bu minvalde de sık sık eleştirilen yazılar yazdım.

Bugünün bir proje siyaseti olarak, yırtma-yapıştırma girişimiyle ortaya çıkan HDP konusunda değil ama dünün BDP'sinin siyaset yapması konusunda sık sık yazılar yazdım. Ancak öyle bir zamana geldik ki, Kürt siyaseti üzerinde BDP'nin yapması gereken siyaseti muhalefet ettiği, muhafazakar bir parti yaptı; Ak Parti.

Cumhurbaşkanlığı seçimi için Selahattin Demirtaş da aday olduğunu belirtti. Bu Türkiye siyaseti açısından, geldiğimiz noktayı görmek açısından ehemmiyetli bir sonuç. Demirtaş'ın yaptığı basın toplantısına "Yeni bir yaşam çağrısı" söylemi hakim, satır başları ise şöyle:

"Kadın hakları... Diyanet kaldırılsın... Özgürlük... Zorunlu din dersi kaldırılsın... Doğa... YÖK kaldırılsın..."

Uzun yıllar bir "azınlık" siyaseti güden bir ismin Yeni Türkiye'nin mevcut çetrefilli siyasetinde bu kadar az başlığa takılıp kalması kabul edilebilir belki ama tüm bu başlıkları "dans" kelimesi ile noktalaması, romantizm çukuruna düşüyor da realiteden nasibini alamıyor maalesef.

Bir seçim maratonunda erken konuşmak, "şampiyon belli ikinci kim" nevinden bir söylem ortaya koymak pek nezaket dışı ancak aynı zamanda yok sayamayacağımız bir görünen köy durumu mevcut... Tüm bunlar ışığında Demirtaş'ın bu seçimin kazananı olması pek mümkün görünmüyor, durum böyle olunca Demirtaş'ın rolü, olası bir seçim maratonunda Recep Tayyip Erdoğan'a gidecek Kürtlerin oylarını bölmek, bu minvalde İhsanoğlu'nun Demirtaş'ın seçim kampanyasına sembolik olarak 1000 TL yatırmasına takılıyor gözüm; Çözüm Süreci'ne karşı olan Paralel Örgüt, CHP ve MHP'nin çatı adayı İhsanoğlu…. Kürt meselesinin mimarı olan iki zihniyetin çatı adayının bağışına Demirtaş, güya espriyle karışık bir cevap veriyor, espri olmadığı muhakkak da, merak ediyorum Demirtaş, CHP ve MHP adayından gelen bu sembolik bağışa gereken cevabı seçim siyaseti nedeniyle vermezken hiç mi Kürt anneleri düşünmüyor? Çözüm Süreci'ni 7 Şubat MİT Krizi ile sabote eden Paralel Örgüt'ün adayının, Şeyh Said'in katillerinin adayının sembolik bağışına espriyle cevap verebilecek kadar seçim süreci körlüğüne düşmüş Sayın Demirtaş? Demirtaş'a Kürtlüğünü hatırlatmak da bize mi düşecek?

Mesele seçim olunca Türk tipi bir sol anlayışın romantizmine -evvelinde Sırrı Süreyya Önder'in de yaptığı gibi- kapılmış olmak bence en baştan Demirtaş'a kaybettirecek olan bir adım zira reel siyaset, Türkiye siyaseti ölçeğinde sivil toplum kuruluşu söylemi gibi bir karşılık bulmuyor. Ayrıca haksızlık etmemeli diğer adayın "yok" söylemi karşısında, Recep Tayyip Erdoğan'ın çok gerisinde kalmış olsa da Demirtaş'ın seçim söyleminin, "Yeni Yaşam" gibi intihal kokan söyleminin en azından kısmi bir karşılığı var. Ancak eksik olan şey, zeminsizlik ve zamansızlık...

Demirtaş'ın mevcut bir zemini yok, söyledikleri için bir zemin oluşturma arka planı mevcut değil, zaman BDP/HDP özel siyasetinin değil Tüm Türkiye'nin genel siyasetinin konuşulduğu bir zaman, tüm bunlara ek olarak Demirtaş ve temsil ettikleri Türkiye'deki Çözüm Süreci'nin tarafını oluşturuyorlar, çok iyi biliyoruz ki Çözüm Süreci zemini ve zamanı açısından Ak Parti'nin çabasının ürünü, mesele buraya varmışken Demirtaş'ın Çözüm Süreci'ni bir kenara itiyor olması, kendi tabanına büyük haksızlık değil mi?

Demirtaş, seçim sürecine dair açıklamasını "Birlikte dans edelim." diyerek noktalıyor. Elbet yine meraka düşüyorum; Demirtaş acaba kimi dansa davet ettiğini biliyor mu? Kürtleri yok sayanları mı, Kürtleri katledenleri mi, Kürtlerin aleyhine çalışanları mı? Diğer yandan az biraz düşünmek gerekiyor; Ak Parti ve Recep Tayyip Erdoğan olmasaydı, Selahattin Demirtaş gibi bir ismin Türkiye'de cumhurbaşkanlığı noktasında aday olabildiğini görebilecek miydik?

Bir ihtimal olarak Demirtaş, dansa davet ettikleriyle dans edemezsem savaşırım alternatif siyaseti güdüyorsa o da artık çok zor zira artık çözüme bu kadar yaklaşmış bir Türkiye'de, PKK'nin kaçırdığı çocukları için sokağa çıkmış Kürt anneler varken savaşacak Kürt gençleri de bulmak mümkün değil, özellikle Ak Parti'nin Çözüm Süreci'ne dair verdiği yasallaşan önergeden sonra... Demirtaş artık kendi söylemleri gölgesinde savaşacak Kürt gençleri bulamayacağı için ve kendi de savaşmayacağı için, seçim sürecinde bu ülkede savaşmayacağı, bugün siyaset yapmalarına zemin hazırlayan, kanın durmasının müsebbibi Ak Parti karşısında durmamalı, Kürt siyaseti açısında da en doğru olan budur. Kürtleri temsil ettiğini iddia eden bir ismin, Türkiye'nin çözümden oldukça uzak kesimlerinin arkasında siyaset yapmaya çalışması siyaseten yanlış bir hamle olmakla beraber, Kürtlere yönelik bir ihanettir.

Cihangir eşrafı olarak da bilinen kesimin ve vaktiyle bir takım ırkçı söylemleri manşete çeken yayınların çalışanlarının Demirtaş güzellemesine gelince; bu seçim rantı merkezli girişim bana ilk Meclis kurulurken mevcut olan sonradan ise yok sayılan Kürt mebusları hatırlattı, acaba Demirtaş da hatırlar mı?