• 30.07.2014 00:00

 İnstagram gençliğine...

Hayatımıza yeni yeni giren birçok şeyden biri de "İnstagram" kendim kullanmadığım için hakkında bir şeyler bilmiyorum demek isterdim ama öyle popüler bir şey ki, kendim kullanmadığım halde hakkında birçok şey biliyorum.

İnstagram, Kevin Systrom ve Mike Krieger tarafından akıllı telefonlar için oluşturulmuş bir uygulama, bu uygulama dahilinde kendi çektiğiniz fotoğrafları isterseniz üzerinde oynayarak paylaşıyorsunuz, takipçileriniz oluyor, siz birilerini takip ediyorsunuz vs. vs.

Ramazan ayının başında bir yere davetliyim, bir grup genç arkadaşla sakin bir bahçede sohbet ediyoruz, bir ihtiyaç için aramızdan bir ufaklığı markete gönderdik, kısa bir süre sonra arkadaşlardan biri şöyle dedi: ".... İnstagram'da ...... olduğu fotoğrafını paylaşmış." Ama bizim ufaklık orada değil, markete gitti, gülüştük...

İnstagram'da benim gördüğüm kadarıyla gel geç kısa biz Gazze gündemi dışında paylaşılan fotoğraflar genellikle mutluluk ve estetik -ki estetik izafidir- üzerine kurgulanmış. Arkadaşlarla bir yemek masasında, falanca yerde tatilde, filanca marka çantasıyla... İnsanlarda bir "mutluyum ve eksiksizim" havası mevcut, bu mevcudiyetin önemli hususu ise bunun yaşıyor olmanın kişiye yetmemesi, yaşadığını gerçek yahut sahte bir şekilde ifşa etme merakı, demek artık insan kendine yetmiyor!

Sevdiğim bir öğrenci arkadaşım, kendisi de İnstagram kullanıcısı, ancak kendine bir ölçü koymuş, bol yemekli, şık masaların fotoğraflarını paylaşmıyor, çok tutkun bir kullanıcı da değil ama onun da tutkunu olduğu bir şey var; dekorasyon. Kendisinden telefonunu aldım ve inceledim, özellikle İsveçli katılımcıların İnstagram hesabında bolca dekorasyon fotoğrafı var. Dekorasyon derken çoğunluğu IKEA gibi İsveç menşeili bir markanın ürünlerinin olduğu fotoğraflar, ama ne fotoğraflar, ne evler... Çiçekler, çimler, havuzlar, sarışın güzeller güzeli çocuklar ve onların çocuk odaları, birkaç katlı; en az 300 metrekare evler, kelimeler kifayetsiz; huzurun fotoğrafı! Acaba?

Özellikle soft renklerin seçildiği, insana dinginlik veren, baktıkça sizi rahatlatan, çocukların hep gülümsediği, şık ve temiz evler... Ev mahremdir insana, ev sığınaktır, koltuğu da mühimdir huzuru da... Bu fotoğraflarda da paylaşılan her ne kadar ideal yaşam ve huzur gibi görünse de paylaşılan bir şey yok pazarlanan çok şey var, bu fotoğraflar aynı zamanda tüketime yönelişi arttıran fotoğraflar. İnceleme amaçlı baktıktan sonra kendi bahçem ve evim bana inanın kötü ve eksik görünmeye başladı, çok daha safiyane bir gözle her gün bakanların halini siz düşünün!

"The Joneses" [2009], Türkçe'ye "Örnek Aile" olarak çevrilmiş, klasik bir ABD yapımı film. Filmin başında bir şey anlamıyoruz, ideal bir Amerikan ailesi portresi sunuluyor, büyük ve şık bir ev, yakışıklı baba, çekici bir anne, pırıl pırıl çocuklar... İlerleyen dakikalarda ise şunu öğreniyoruz: Aslında ortada bir aile yok, dört kişilik bu aile bir şirketin elemanları, aile rolü yapıyorlar, her dönem ayrı bir muhite taşınıyorlar, taşındıkları muhitteki aileler ile dost oluyorlar, onları pahalı mobilyalar, lüks arabalar, mücevherler almaları konusunda etkiliyorlar. Bu sayede çalıştıkları yerden alacakları maaş yükseliyor. Kim tüketimi en çok arttırırsa onun da şirketteki puanı artıyor.

Hayatın içerisinde dikkat etmedikçe fark etmiyoruz ama bir takım şeyler bize alenen dikte edilmese de farklı yöntemler ile sunuluyor, farkında olmaksızın onları ediniyoruz. Öyle sessizler ki fark etmiyoruz, ayak sesleri duyulmuyor ama farkında olmadan o hale bürünüyoruz.

Yanlış anlaşılmasın burada bir klişe kapitalizm eleştirisi yapmıyorum yahut İlluminati göndermeleri de, derdim tükettiren ve tüketenler değil derdim tükettirenlere rağmen tüketemeyenler... Paylaşılan fotoğraflardaki kadar mutlu olmayabilirsiniz, o kadar çok arkadaşınız olmayabilir, öyle şık bir eviniz olmayabilir, çocuğunuz olmayabilir, sizi çok seven bir eşe sahip olmayabilirsiniz, statünüz çok yüksek olmayabilir… gördükleriniz sizi üzebilir, onlara sahip olmadığınız için üzülebilir yahut sahte bir fotoğraf dünyası ile kendinizi kandırma pahasına orada mış gibi yapabilirsiniz, son tahlilde eksik olduğunuzu hissedebilirsiniz. Hissetmeyin, lüzumuz yok, niye mi?

Hz. Ömer bir gün, Efendimiz yanında ağlar, Rasulullah (SAV) niçin ağladığını sorunca: "Ya Rasulullah! Dünya kralları, Kisralar servet içinde yüzüyorlar. Senin ise altına sereceğin bir sergin bile yok.. yatağın hasır.. ve teninde yattığın zeminin izleri.. Allah Rasulü, şu cevabı verir:'İstemez misin ya Ömer, dünya onların, ahiret de bizim olsun!

İstemez misiniz dünya onların olsun, ahiret sizin? Dünyalık üzülmeye değecek şey değil, bunaldığın an olursa şifa başlıktaki o cümlede...

Vesile ile; 'üç hurma ile iftar eden' Rasulullah (SAV)'in ümmetinin bayramı mübarek olsun.