• 19.08.2014 00:00

 Zenofobi, kısaca yabancı korkusu anlamına geliyor. Kişinin yabancılardan korkması veya nefret etmesine verilen ad. Psikolojinin bir hastalık olarak kabul ettiği zenofobi, sosyolojik olarak da ırkçılık doğurabilen bir durum.

İmparatorlukların dağılıp, ulus devletlerin inşa edildiği yıllardan bu yana bazı devletlerin toplum mühendisliğini sağlama amaçlı kullandığı ırkçılık/milliyetçilik siyaseti hafif yahut orta şiddetli bir zenofobinin yayılmasında etkin rol oynadı. ABD'de siyahilere yönelik şiddet ve nefretin tarafı Klu Klux Klanlar; Almanya'da Yahudilere yönelik şiddet ve nefretin tarafı Naziler bu hastalığın yayılmasında, bir nevi kötülüğün öğretilmesinde etkin rol oynadı.

Meselenin Türkiye boyutu… Osmanlı'dan bir kırılma ile kopuş sağlanarak inşa edilen Türkiye'de de gerek dönemin şartları, gerek zamanın ruhu gerekse toplumu bir arada tutmak, yeni devlete yön vermek amaçlı tercih edilen aşırı milliyetçi söylem bu topraklarda bir çeşit zenofobi doğurdu. Şimdilerde kısmen önüne geçilmiş olduğunu düşündüğümüz toplumsal zenofobimizin, tuzu kurular kısmında ulusalcı/milliyetçi kesim, hedefinde ise azınlık ve yabancı kabul edilen dindarlar, Kürtler, Ermeniler, Aleviler olduğunu maalesef gayet iyi biliyoruz.

Zenofobinin devlet eliyle işlendiği toplumlarda, bir iyileşmenin sağlanması mümkün olmakla birlikte yeni bir yüzleşme sırasında tekrar ortaya çıktığı da görülebiliyor. Misal, Almanya'da Nazi sorunu bugün bile çözülebilmiş değil, Almanya'daki Türk cinayetleri olarak bildiğimiz olay; Neo-Nazi terör örgütü tarafından 2000-2007 arasında çeşitli ırkçı cinayetler işlendi, bugünlerde raporu tamamlanan davalarda aslında bir takım Alman siyasetçilerin de bu olaylara karıştığını, ciddiye almadığını, önlemediğini görüyoruz. Bir başka ülke ABD… ABD'de Ferguson kasabasında polis 18 yaşındaki siyahi bir genci öldürdü. Olay henüz taze olduğu için, gazeteciler gözaltına alındığı için, detay bilgilere ulaşamamakla birlikte bölgede siyahilerin eylem yaptığı, bölge polisinin ise göstericilere yönelik şiddet uyguladığı, bir takım iddialara göre ise bölge şerifinin bölgede bir çeşit ırkçılık pompaladığı bilgisi mevcut. Ve Türkiye… Geçtiğimiz günlerde Türkiyeli bir ev sahibi, Suriyeli kiracısı tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Antep'te çeşitli yerlerde olaylar yaşandı, üzülerek belirtiyorum ki Suriyeliler, Antep'i terk etmeye başladı.

Türkiye'de bir takım zenofobi sahibi siyasi ağızların toplumdaki etkisinin halen yoğun olduğu malum, güzel ülkem yeni bir şeyle karşı karşıya: Mültecilik. Mültecilik, insanlara Allah'ın helal kıldığı coğrafyaları, haram kılan savaş tüccarlarının öldüremediği insanların süründürdüğü insan olma durumu. Suriye'deki savaştan sonra çok sayıda Suriyeli acıdan ve savaştan kaçarak Türkiye'ye geldi. Suriye'de savaş suçu işleyen diktatör Beşşar Esad'ı, Ak Parti'ye yönelik nefretinden ötürü -ki ülkedeki zenofobik kesimdir ayrıca kendileri- savunan bir kesim, mülteciler geldiği günden bu yana onlara yönelik dışlayıcı bir dil seçiyorlar, bu dil topluma da sirayet ediyor. Ve maalesef ortaya bir infial durumu çıkıyor.

Suriye'den kaçarak gelen insanlar, acıyı, vahşeti, yokluğu gören insanlar, evlerinden yurtlarından koparılmış insanlar, o acılar içinde çoğu psikolojisi bozulmuş olan insanlar, bu insanların yabancı bir toprakta kendilerini öteki hissetmesi, bir takım sorunlar çıkartması normal… Aynı şekilde, birçok Suriyeliye mülteci değil de kardeş gözüyle bakan Türkiyelilerin, birkaç olay çıkaran Suriyeliye yönelik öfke duyması da normal, bunlar anlaşılır şeyler… Kolektif bilinçaltına zenofobi sirayet etmiş ülkem, ilk kez mültecilik ile karşı karşıya kalıyor ve mesele sadece yazarak ifade edilecek kadar basit de değil. Bu süreç elbet sancılı olacak, oturduğum yerden bu sürece dair dışarıdan bir dille ahkam kesmek istemiyorum ama süreç bir takım çevrelerin elime siyasi koz geçirdim hevesiyle, ırkçılığı pompalayarak infial oluşturmasıyla geçiştirilemez. Öfkeye karşı merhamet gerek, anlayış gerek…

Tüm suçu Suriyeli mültecilere atmak kolay, ya biz? Daha ucuz çalıştığı için insan gücünü sömürerek çalıştırmak için Suriyelileri seçen, onların sırtından rant sağlayan patronlar ne olacak? Mülteciliklerinden faydalanarak üç kuruşluk evleri mültecilere, Suriyelilere beş kuruşa kiralayan fırsatçı ev sahipleri ne olacak? Fuhuş sektöründe Suriyeli kızları ağına düşüren ahlaksızlar ne olacak? Tüm Türkiyeliler bu saydığım üç grup fırsatçı gibi mi, hayır! Elbet tüm mülteciler de olay çıkaran birkaç mülteci gibi değil. Buradan yola çıkarak, öfke ve toptancılığa karşı merhamet geliştirerek, onların çoğunun savaştan kaçmış insanlar olduğunu unutmadan bu süreci atlatmak zorundayız. Zira insan olana gidecek yeri olmayana git demek yakışmaz.