• 27.08.2014 00:00

 Halifelik ve biat mevzusu denince bugünlerde akla ilk gelen isim IŞİD. IŞİD, -yeni ismiyle İD- denilen çok türlü belanın başı Bağdadi, yakın bir zamanda halifelik ilan etti. En son ABD'li bir gazeteciyi vahşice katleden "İngiliz aksanlı, İngiliz vatandaşı"(?) üyesiyle gündeme gelen İD hakkındaki görüşlerimi bu köşede "Orta Dünya'da bir Truva Atı olarak "IŞİD" yahut "Mezhep Savaşı" başlığında iki bölüm halinde paylaşmıştım. Özet olarak; İD'in Arap Devrimlerinin, İslamcı isimleri göreve getirmesiyle birlikte bölgede -Mısır'da çok net olarak gördüğümüz üzere- laik ve kendisiyle uyumlu rejimleri yönetime getirmek, bir nevi eski düzeni, Orta Dünya'nın neodiktatör isimleriyle yürütmek isteyen Batılı anlayış ile ortak çalıştığını düşünüyorum. İD'in bir diğer görevi ise Irak'taki Şii yönetimi altında baskı gören Sünnilerin ihlal edilmiş haklarının iadesi noktasında, bu hakların üzerini vahşet ve korkuyla örtmek. Peki neden Batılı yönetimler yahut ABD, Irak'ta Şii yöneticileri koruyor zira bölgedeki örtülü müttefikleri İran, ABD bölgeden 2011'de çekildiğinde bölgede Şii yönetimle birlikte at koşturma alanı elde etmişti. Meselenin tümü bu olmasa da, Irak meselesi bir yönüyle İran-ABD arasındaki pazarlığın zemini oluşturuyor. Bir arkadaşın tanımıyla "holding bir örgüt" olan İD'in görevlerinden birini de bu kaşınan mezhepsel gerilim oluşturuyor. Tabi burada Maliki yönetiminin haklarını ihlal edip katlettiği Sünnilerin kanı heder ediliyor. Bir diğer yandan Irak mevzusunda, Barzani yönetiminin artık Maliki yönetiminden bağımsız yürümek istemesi, Kürdistan petrolünün hakimiyetini tek başına elde tutmak istemesi ABD'yi tedirgin ediyor. Bağımsız Kürdistan ifadesi, özellikle Türkiye'nin yaptığı 50 yıllık petrol antlaşması, Türkiye'deki Kürt Meselesinin çözüme her an biraz daha yaklaşması düne kadar Türkiye'yi rahatsız ederken bugün Avrupa ve Amerika'nın uykularını kaçırıyor. Zira 'Büyük Orta Doğu Projesi' artık farklı aktörler ile yürüyebileceğinin sinyallerini veriyor, esas oğlan rolünden birkaç bölüm sonra öldürülecek olan aktör rolüne düşmek istemeyen ABD, sezon finaline kadar esaslı bir rol kapmak için öldü sanılan El-Kaide yerine filme İD'i sokuyor, İD'in varlığını kendi varlığına bağlıyor.

Diğer hilafete soyunmuş isim ise Boko Haram örgütü. Çok daha iyi anlamak için yine bu köşede yazdığım "Boko haram da ABD askeri helal mi?" başlıklı yazıya bakılmasını tavsiye ederim. Boko Haram da geçtiğimiz günlerde halifelik ilan etti.

Bu kısa özet geçişinden sonra biat ve halifeliğin tarihi kökenine bakmakta fayda var:

Rasulullah (SAV) Mekke'de İslam daveti noktasında tıkandığında, çokça zorluk yaşadığında bir Hicret şıkkı doğdu. Hicret'ten kısa bir süre evvel ise Akabe Biatları gerçekleşti. Yıl 621-622, Peygamber Efendimiz Hac zamanı, Mekke yakınlarında kurulan panayırlara gelen kabileleri İslam'a davet ediyor. Rasulullah, bir gün "Akabe" denilen bir tepede altı kişilik gruba rastlar. Bunlar Hazrec kabilesindendirler, Rasulullah kendilerini İslam'a davet eder. Gelecek yıl buluşmak üzere sözleşirler, gelecek yıl daha fazla sayıyla geldiler ve Rasulullah ile Allah'a hiçbir şeyi eş ve ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zinada bulunmamak, çocuklarını öldürmemek, kimseye iftira etmemek, hiçbir hayırlı işe karşı çıkmamak üzere biatlaşırlar. Aralarında kadınlar da vardı, kadınlar da bu anlaşmanın tarafı oldular. Biatın orijini özet olarak budur. Bugün dillerde dolandığı gibi tek tarafa teslim olmak değil karşılıklı olarak anlaşmaktır. Bugünkü tehdit ile ilan etmek demek de değildir. Yani biat karşılıklı anlaşmaya dayanan, kişinin bireysel söz hakkı olan bir sözleşmedir. Halifeliğin orijini ise Hz. Ebu Bekir örneğinde olduğu üzere ortak ve akil bir karar ile sağlanmıştır. Rasulullah'ın vefatı sonrası Hazrec'in reisi halifelik niyeti göstermişti. Rasulullah'ın vefatı sonrası bir şaşkınlık yaşayan ashab arasında endişe doğmuştu. Bu bir çeşit ayrılığı doğurabilirdi, Hz. Ömer'in girişimiyle bu bertaraf edildi. Halifeliğin orijini ise fitneyi bertaraf etmek üzeredir, fitneyi beslemek için değil.

Dönelim Evs ve Hazrec'e... Bu iki Arap kabîlesi ile "ehl-i kitâb" olan Yahûdiler arasında eskiden beri geçimsizlik vardı. Aynı zamanda Evs ve Hazrec cahiliye döneminde düşmandılar. Hz. Peygamber ile bu düşmanlık ortadan kalktı. Zaman sonra bir gün Evs ve Hazrec arasında bir husumet doğdu. Hatta silahlarını alarak Medine dışına çıkıp savaşmak istediler. Bu hadise Hz. Peygamber'in kulağına gelince vahiy indi: "Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar."(Âl-i İmran/103).

Artık peygamber gelmeyecek, yeniden bir vahiy de... Ancak Allah'ın kitabı aramızdadır. O kitap bugünkü halimize örnek teşkil edecek, bugünkü sorunumuza bu iç dinamikle çözüm bulacak nitelikte. Eğer Allah'ın emrettiği gibi birbirine düşman fırkalara ayrılırsak sonumuz hüsran yok eğer birbirimize bağlanırsak sonumuz kurtuluş.

Kur'an-ı Kerim, Ehl-i Kitap Yahudilik ile bugünkü Siyonizm tarifine yakın Yahudiliği ayırıyor. Lanetlenen bu tip bir Yahudilik. Eğer Evs ve Hazrec'in anlık olarak düştüğü hataya asırlar boyu düşmemiş olsaydık, bugün tüm Yahudiler/düşmanlar sürülmüş olacaktı. Ancak biz ortak düşmanı unutup, birbirimize düşmanlık eder olduk. Bu halden kurtulmazsak yani kendi halimizi düzeltmezsek düzeleceğimiz yok. Bir gün adımız Evs olur bir gün Şii, bir gün Bağdadi olur, bir gün Hazrec, bir gün Sünni olur, bir gün Boko Haram ama sonuç hiç değişmez, kaybeden oluruz, meselenin temeli de Müslümanlar açısından aslında budur.

Boko Haram'ın ve İD'in İslamofobiyi canlı tutmak amacıyla dünün El-Kaide'si rolünü üstlendiğini düşünüyorum. Çok değil El-Kaide ile ilgili geçmişteki haberlerin yerine Boko Haram'ın, İD'in adını koyun bakın, göreceğiniz şey haber dilinden olaylara hiçbir şeyin değişmediği olacak. Ancak 'cihad' söylemi başlığında bu örgütlere katılan Müslümanların olduğu da bir gerçek, bu dünya artık 'bilmiyordum, haberim yoktu'yu kaldırmıyor, her 'cihad' söylemi arkasına takılıp koşmamak gerekiyor, çünkü Müslüman'a cihadın hak olmasıyla birlikte savaş ahlakı da gerekiyor, hurma ağaçlarını kesmeyen bir sahabinin kafa kesen bir tabisi olamaz, 'hayat iman ve cihaddır', iman ve vahşet değil, eline silah alıp cihad ilan ettiğini düşünen önce dönüp bir kalbine baksın.

Ey Selefiler, dirayet tefsirini reddeder, rivayet tefsiri ile amel edersiniz, amenna, rivayet tefsirleri Âl-i İmran Suresi 103. Ayetin sizin hakkınızda nazil olduğunu söylüyor, buyurun kaynağınız eğer Kur'an-ı Kerim ise buradan yola çıkın.