• 30.08.2014 00:00

 Artık 'Yeni Türkiye'den bahsediyoruz, yeniliğin lafta olmadığını 10 yıl öncesine bakıp görmemek mümkün değil, öncelikle yeni bir kuşak yetişti o 10 yılda, hayata farklı bakan, neyi hak ettiğini iyi bilen, ele avuca sığmayan... Oysa 10, 12 yıl bir ülkede köklü değişiklikler olması için çok kısa bir süre, Türkiye'de değişen hükümetle birlikte toplum da değişti, oysa toplumun değişimi demek uzunca bir süre demek... Bu değişimin iyi ve kötü yönlerini konuşmak gereğine inanarak bu değişimin hızını fazlaca yerinde saymış olmanın verdiği tepki olarak okuyorum kısmen.

Değişen topluma ayak uydurmak, toplumun talebine cevap vermek üzere yola çıkan siyasi partiler için elzem. Bu partilerden kuşkusuz en eskisi, en uzun soluklusu CHP... CHP, "Yeni Türkiye" ile tanışana kadar tüm varlığını kendini ve ilkelerini korumaya adamış bir partiydi. CHP, 9 Eylül 1923'ten bu yana bir şekilde varlık gösterdi. CHP'nin siyasi hayatı boyunca, darbeler oldu, devrimler oldu, soğuk savaş başladı sonlandı yeniden dirilmek üzere, dünyanın haritası yer yer yeniden şekillendi, aya gidildi, Newton fiziğinden Einstein fiziğine oradan Kuantum mekaniğine geçildi, CERN/Tanrı parçacığı bulundu her şey değişti ama CHP kendi isteğiyle hep aynı kaldı.

Bugün 'Yeni Türkiye'den bahsediyorsak aynı zamanda 'Yeni Türkiyeliler'den de bahsediyoruz. 'Yeni Türkiyeliler'in talepleri eskisine nazaran oldukça çeşitli ve farklı, 'Yeni Türkiyeliler'in bir kısmını CHP seçmeni oluşturuyor, oysa CHP seçmeninin hatırı sayılır bir kısmı da partileriyle paralel bir şekilde taassup sahibi ve değişimden ürküyor. Ancak bir kısım CHP'liler için artık değişim elzem, yaşadıkları çağa ayak uydurmak istiyorlar, aynı kısır iddialar, realitesi olmayan hamaset dili CHP seçmeninin bu kesimini de rahatsız ediyor. Yıllarca "çağdaşlığın, ilericiliğin" adresi olduğunu iddia eden CHP'nin tüm iddiaları 'Eski Türkiye'nin toprağında gömülü, neredeyse bir asırdır aynı iddianın altında her gün eriyor CHP.

Kemal Kılıçdaroğlu, bin bir umutla getirildi CHP'nin başına ama mesele Deniz Baykal'ın mumla aranmasıyla sonuçlandı. Maalesef CHP'de genel başkan değişikliği bile ortak akılla sağlanamadığından bir operasyon ile gerçekleşti. Ama işte o cansuyu niyetiyle yapılan operasyon bile CHP'de müspet bir gelişme sağlayamadı. Genel seçim, yerel seçim, cumhurbaşkanlığı seçimleri oldu, seçimler CHP açısından hep hezimet oldu ama CHP bundan da bir anlam çıkaramadı maalesef.

Son girişim Ekmeleddin İhsanoğlu ismi ile CHP'ye yönelik umut yeşertenler oldu, birçok yorum 'Yeni Türkiye'nin muhafazakarlaştığını, buna bağlı olarak CHP'nin de İhsanoğlu ismi ile birlikte bir değişim geçirdiğini, muhafazakarlaşmanın eşiğine geldiğini iddia etti. Oysa İhsanoğlu ismi, birçok CHP'liyi rahatsız etmişti, iş alternatif aday çıkarmaya kadar varmıştı. Seçim açısından CHP için sonuç değişmedi ama CHP kendi içinde bir takım krizler yaşamaya başladı. CHP'nin bu psikolojisini ergenlik psikolojisine benzetiyorum, CHP'nin vücudu kendinden bağımsız olarak değişim gösterirken, CHP salgılanan hormonların da etkisiyle allak bullak.

CHP'de son dönem çıkışlarıyla bizi şaşırtan Muharrem İnce gelişmesi var, Kılıçdaroğlu'na meydan okuyan bir İnce görüyoruz, henüz kafasından aşağı bir kova buzlu su dökmedi ama İnce, Kılıçdaroğlu'na yönelik ciddi eleştiriler yapıyor. Partilinin ve seçmenin kafası da ciddi karışık, henüz İnce-Kılıçdaroğlu çekişmesinin yeniliğin gerekliliğine inançtan mı, aman her şey aynı kalsın genel başkan değişikliği ile yeni soluk havası verelim, nasılsa bu süreç de böyle geçer, diye mi düşünülüyor bilemiyoruz ama parti içinde iki ayrı kutup olduğu aşikar.

Önümüzdeki günler, CHP'nin "Kadınlar Plajına, İmam Hatip Liselerine, Kürt Meselesi'nin çözümüne" karşı olduğu, bunlarla gündemi meşgul ettiği günler olacak gibi... Eğer böyle olursa, aynı şeyi sürekli deneyip farklı sonuç bekleyen CHP, aynı sonuçla yüz yüze gelecek.

Henüz ben bu yazıyı noktalamamışken CHP cephesinde iki vahim gelişme daha oldu. Önce 'muhafazakar' çizgiye kaydığı iddia edilen CHP'nin Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun, Bekaroğlu'nu partiye davet etmesi konusu üzerine CHP Milletvekili Oktay Ekşi, twitter hesabından yaptığı açıklamada, "Refah/Fazilet Partisi kökenli siyasetçi Prof.Dr.Mehmet Bekaroğlu'nun Sn. Kılıçdaroğlu tarafından CHP'ye davet edilmesi, ancak şaka olabilir." dedi.

İkinci ve çok daha vahim olan gelişme ise TBMM'de yaşandı. Recep Tayyip Erdoğan'ın yemin edeceği Meclis Genel Kurulu'ndaki oturumda huzursuz CHP milletvekilleri anayasayı ihlal tartışmasının açılması önerisinde bulundu. Cemil Çiçek, CHP Grup Başkan Vekili Altay'ın talebini reddetti. Altay, meclis tüzük kitapçığını Cemil Çiçek'e doğru fırlattı. Bunun üzerine CHP'li vekiller topluca bağıra çağıra salonu terk ettiler.

Ez cümle; milletin meclisinde tüzük fırlatan CHP, o tüzüğü aslında Türkiyelilere fırlatmıştır. İlk genel seçimde, 'Yeni Türkiye'nin 'Yeni Türkiyelileri' ise bu çirkin hakareti üslubunca cevaplayacak ve o meclise çok daha az sayıda CHP'liyi sokacaktır. CHP'nin tez zamanda tüm Türkiyelilerden özür dilemesi elzemdir. Aksi halde 'Yeni Türkiyeliler'in 'Yeni Türkiye'sinde CHP kendine bir yer bulamayacaktır.