• 3.09.2014 00:00

 Mart 2011'de Suriye'de olası bir devrimin ayak seslerini işittiğimizde bölgeye dair şimdilerde hüzne dönüşmüş olan umutlarımız henüz yeni yeşermişti. Zira Suriye, 1971'deki şaibeli seçimle başa gelen, Hama Katliamı'nın mimarı olan, Baasçı Hafız Esad'ın diktatör yönetimi altında tüm kesimlerin baskı gördüğü bir coğrafyaydı, oğul Beşşar Esad babasından miras aldığı bu baskı rejimini biraz daha yumuşatarak Suriye'yi baskıya dayalı, muhaberat kontrolünde zapturapt altında tutulan bir coğrafya haline getirdi. Suriye, olası bir devrim öncesi Suriyelilerin bu baskı altında yaşadığı daha doğrusu yaşamaya çalıştığı bir coğrafyaydı.

Suriye'de 2000 yılında Beşşar Esad'ın yönetime geçmesiyle birlikte yönetimde iyileşmeye dair yeşeren umutlar, bir bildiriye imza atan muhaliflerin tutuklanması ve reform isteyen milletvekillerinin hapsedilmesiyle hüsrana dönüştü. 1960-2012 yılları arasında olağanüstü hal uygulamasının mevcut olduğu Suriye'de 2011'den evvel bulunan biri aynen şöyle aktarıyor: 'Suriye'de uzaktan akrabalarımıza misafirim, ortamda bir baba, bir oğul, bir de amca var, konu siyasete gelince, akrabam olan oğul kulağıma eğilerek: "Sakın Esad hakkında olumsuz konuşma, çok soru sorma, ya babam, ya ben, ya da amcam birimiz muhbiriz."

Orta Dünya'nın devrim hareketleri Suriye'ye uğramadan özetle Suriye böyle bir yerdi. Sosyal patlamanın en şiddetli olduğu yerlerden biri olan Suriye'de maalesef devrim hareketi Esad'ın gözü kara katliamları, Hizbullah ve İran'ın desteği, Rusya'nın çıkarı, Batılı ülkelerin işine gelmezliği sonucu uzadı, bu süreçte devrim hareketine yeni taşeron örgütler de dahil oldu, Suriye'de kan her gün akmaya devam ederken, kimin ne yaptığının seçilemeyeceği zamanlara varıldı.

2011'in ilk aylarında Suriyeli muhalifler yavaş yavaş sokağa çıkmaya başladığında evinin bahçesinde mangal yapmakta olan yıllarca baskı rejimi sonucu değişime dair inancını kaybeden bir grup Suriyeli "Buradan devrim çıkmaz" ezberiyle pikniğini tamamlarken, ertesi gün Der'a'ada 15 çocuğun duvarlara muhalif sloganlar yazdığı için işkence gördüğünü öğrenince kendilerini muhaliflerin en ön safta yürüyenleri olarak buldular.

BeşŞar Esad güçleri, eylemleri gerçek mermi kullanarak, kalabalığa ateş açarak, gazetecileri zindanlara atarak bastırmaya çalışırken o dönem dışişleri bakanı olan Ahmed Davutoğlu, ramazan ayında görüştüğü Esad'a şiddete son vermesini, Nusayrilerden oluşan orduyu devreye sokmamasını, mezhepsel problem ve iç savaşa davetiye çıkarmamasını telkin edip ricada bulunmuştu. Tüm bu akil tekliflerini reddeden Esad, her gün bir başka katliama imza attı.

Suriye'de 2011-2014 arası, ateşkesin olacağı söylenen bayram günleri de dahil olmak üzere 15 yaş üstü erkeklerin tutuklanması, işkence, sivillerin katledilmesi, tecavüzler, toplu katliamlar, kimyasal silah kullanımı gibi vahşet şekilleri dozunu hiç eksiltmeden devam etti. Öyle ki, 2014 Ocak ayında Suriye'de katledilen insanların fotoğraflarını çekmekle görevli olan bir askeri polis yalnızca iki yılda 11 bin insanın katledildiğini fotoğraflarla belgeledi. Buna ek olarak BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Pillay, 2011-2012 yılları arasında Suriye'de ölenlerin sayısının 60 binden fazla olduğunun belgelendiği açıkladı, 2013'e gelindiğinde sayı 70 bini geçti, Ocak 2014'te ise Suriye iç savaşında hayatını kaybedenlerin sayısı 130 bini geçmişti. Ve sayı her gün artıyor.

Bugünlerde düne kadar Suriye iç savaşında Beşşar Esad kontrolünde Suriyeli muhaliflere karşı da savaştığı artık bilinen çok ortaklı IŞİD/İD terör örgütünün gündeme gelmesiyle bir nebze unutulan Suriye'de katliamlar devam ediyor. Suriye İnsan Hakları Örgütü yayımladığı raporda, Suriye'de yalnızca Ağustos ayında ordu birliklerinin muhaliflere yönelik saldırılarında 251'i çocuk, 157'si kadın, 243'ü işkence altında bin 728 sivilin hayatını kaybettiğini belirtiyor. Ayrıca raporda IŞİD/İD örgütü ile muhalifler arasında yaşanan çatışmalarda ölenlerin çoğunun sivil olduğu vurgulanıyor, IŞİD/İD'in saldırılarında 123'ü sivil 362 kişinin öldürüldüğü belirtiliyor.

Acıların bile "gündem" ile dile geldiği, insanlığın kaybının her gün daha da arttığı bir dünyada, unutuyoruz hatırımızda tutmak zorunda kaldıklarımızı... Hatırlasak ne olacak, umursuzluğuna düşenler için: Birkaç yıl evvel eve gelip, bahçedeki kedilerden birini ölmek üzereyken can çekişirken buldum, dokundu işte… ben başında hüngür hüngür ağlarken babam "Bırak artık, ölecek belli, yaşatamazsın, eve gel..." dedi, gitmedim tabi, "Bırak da insanlığımı, acımı yaşayayım" dedim. Evet, Suriye'deki iç savaşı belki durdurmayız ama en azından insanlığımızı yaşayabiliriz. Unutanlar için; bir Suriye vardı, bir Suriye yine var olacak, eğer siz/biz unutmazsak.