• 5.09.2014 00:00

 Geçtiğimiz günlerde gazetemiz yazarlarından şair İsmail Kılıçarslan "Çok sıkıldım" başlıklı bir yazı kaleme aldı. "Yeni Türkiye" içerisindeki genç kuşağa yönelik, hakkı ve sabrı tavsiye eden bir yazıydı. Bu yazı üzerine Ak Parti İzmir İl Gençlik Kolları Siyasi Ve Hukuki İşler Başkanı Uğur Geyik, İsmail abinin bu yazına yönelik "Biz daha çok sıkıldık" başlıklı bir yazı yazdı. Her yönüyle Kılıçarslan yazısına cevap veren bir yazıydı. Şahsen iki yazıyı da çok beğenerek okudum, bence Kılıçarslan "olması gerekeni" Uğur ise "olanı" dillendirmişti. İkisinin de çok ama çok haklı olduğuna inanıyorum, bu tip eleştirel yazılardan yana da oldukça memnunum.

Biraz irdeleyelim...

Uğur yazısında "Breaking Bad"den örnek vermiş, İsmail abi ise Farabi ve İbn Haldun'dan... Bu bile bir veri aslında, çıkarımda bulunulan kaynakların değişikliği noktasında; Breaking Bad'deki namuslu adamcağızın vurgusu "Bugüne kadar namuslu bir adam olarak yaşadım, ancak ömrümün ortasında kanser oldum, bugünden sonra uyuşturucu üreten bir adam olacağım." Oysa Muallim-i Sani Farabi'nin ülküsü -kabaca- erdemli, faziletli bir şehir üzerinedir. Buradan hareketle iki yorumcunun konuyu farklı merkezlerden dile getirdiğini görebiliriz aslında.

Ben gündelik bir tartışma gibi duran bu tartışmanın aslında kadim bir tartışma olduğunu düşünüyorum. Felsefi ve tarihsel bir serüveni olmakla birlikte belki de her şey Farabi'nin Eflatun'un" Devlet" diyaloglarını İslam inancı ile uzlaştırmaya çalışmasıyla başlamıştır, ne dersiniz?

İsmail Kılıçarslan, gündelik tartışma gibi duran ancak ehemmiyet verdiğim bu tartışmada Ak Parti gençliğine hitap ediyor, oysa mesele Müslüman gençlerin meselesi, siyasi duruşları. Hatta mesele salt siyasi bile değil, mesele Müslümanların sekülerleşmesi, rehavete kapılması üzerine dolanan bir mesele... Mesele bir "parti" içi tartışma olarak anılırsa kaybımız çok büyük olur, meseleyi o başlığa hapsedemeyiz. Sorunun temelini Müslümanların hayat içerisindeki duruşu, siyasi pratikleri, mevcut tepkileri oluşturuyor. Siyasi bir parti ve onun genç neslinden dünya pratiğinde, "particilik" başlığında bunca büyük beklenti içerisinde bulunmak doğru mu acaba? Bu tartışmayı "parti" içerisinden yürütmek o partinin bugünkü pozisyonu ve atlattığı badireler düşünülürse biraz gerçeküstü kaçmıyor mu?

Bir gökdelen fetişizmidir gidiyor üstad... İsmail abim gökdelenleri çocuklarımıza nasıl açıklarız? diye soruyor, haklı ama bilmiyor çocuklarımız gökdelenlerin nasıl yapıldığını değil, kaçıncı katında oturmak istedikleriyle ilgililer artık... Ve bu problem "Yeni Türkiye" ülküsünde bulunanların sırtına yükleyip, kenara çekilebileceğimiz kadar kolaylık barındırmayan bir problem.

Ben de sıkılıyorum elbet, hiç kimseyi eleştirecek kadar kendimden emin olmamakla birlikte Müslüman dindar üniversite öğrencilerinin "İslamcılık" başlığı altında Abduh, Kutub, Afgani dışında başka bir isim okumayıp, Farabi'yi işlediğimiz mantık dersini asıp Saraçhane eylemine gitmeyi dünyayı kurtarmak sanmasından sıkılıyorum onlardan değil onlara bunu yaptıran tiplerden sıkılıyorum mesela, öte yandan Hocasından İslam'ın modernist tercihleri konusunda aldığı bir görüşten fetva devşiren ve bununla herkese fıkıh üreten onlara bunu yaptıran Hocalarından sıkılıyorum mesela, elimde gitar var diye hakaret edenlerden; köpeğe dokundum diye ağzına geleni sayanlardan yana sıkılıyorum mesela, Cemaat'in arsızları Müslüman kadınlara olmadık hakareti ettiğinde köşesinden kafasını bile çıkartmayanlardan yana sıkkınım mesela, o çocukları takım elbise, parlak pabuç, sağlam bir diplomaları olmadıkça adam yerine koymayanlardan yana sıkılıyorum mesela, o çocukların "kanser" olmasına sebep olanlardan yana sıkılıyorum...

Ama ben en çok "hiç sıkılmayanlardan" yana sıkılıyorum. Dün bir bugün iki İslami kesimin içine yeni giren yahut Ak Parti içinde var olmak isteyenlerin Ak Parti gençliğine, Yeni Türkiye gençliğine yahut Müslüman gençliğe akıl vermelerinden sıkılıyorum. Kemalistler gibi baskıcı değil tam aksi özgürlükçü olup, yaşam tercihlerimize müdahale etmeyen ama bize aynı üslupla tepeden bakan, akıl veren, seküler hayatları içinden "cihad" konusunda ahkam kesenlerden yana sıkılıyorum mesela çünkü onlar hiç sıkılmıyor, ben sorunumuzu bu hiç sıkılmayan arsızlıkta arıyorum.

Madem ABD yapımı dizilerden girdik, İngiliz yapımı bir diziyle örnekleyeyim meseleyi: "Downton Abbey" İngiliz aristokrasisine eleştirel gibi görünen ama pek de eleştiremeyen bir bakış. Muazzam bir "nezaket" vurgusu var, o kadar nazikler ki insanların farklı sosyal statüleri nedeniyle aynı masaya oturmalarının ne denli büyük bir ayıp olduğunun gerekli bir nezaket olduğuna inandırıyorlar insanı. Bir nevi yeni ve eskinin de savaşı var... Dahası öyle ince bir vurgusu var ki, hafif muhalif damadın zengin aileye damat olmasıyla birlikte düştüğü çekişmeli durum bile yerleştiriliyor diziye... Sezon devam edecek, henüz dizinin ahvali netleşmedi ama bu ciddi "beyaz" otoritesi kaç sezondur işleniyor izleyicinin kafasına...

Ez cümle: Hepimizi sıkmış olan eski beyazlarımızdan kısmen kurtulmuşken hiç sıkılmayan yeni beyazlarımızdan yana dertliyim. Eski beyazların "kanser" ettiği çocuklarımızın yeni beyazların elinde "kemoterapi" ile sekülerleşmesinden yana rahatsızım, bu minvalde muhatabım Yeni Türkiye gençliği değil, onlara "kemoterapi" verip zehirleyenler, onlara karşı o gençliğin cirmim/hacmim kadar hamisiyim. Elbet bunu yaparken İsmail Kılıçarslan yazılarının devamını dileyerek, o yazılardan feyz alarak... Zannediyorum, İsmail abi de bu 'yeni beyazlar' mevzusuna değinecek, haklı olarak eleştirdiği gençliğe taşıyabileceklerinden daha fazla yük yüklemeyecek, onları hapsoldukları cendere içerisinden kurtarmanın yolunu arayacaktır, şuan yaptığı gibi… zira yineliyorum o yazının muhatabı Uğur gibi gençler değil Uğurların yeni idolleridir, Uğurların bu minvalde lafı üzerilerine alınıp bir sihir etkisiyle cevap vermeye değil yeni idollerini sorgulamaya ihtiyaçları var. Yeni idollerden kastımın siyasi isimler olmadığını belirtmeme gerek yok sanırım. İsmail abiler gibilerin startını verip, yükünü taşıdığı bir yolun bugünkü ışık tutanı olan siyasilerin açtığı alanda at koşturup, hiç emek vermeden o yolun kaymağını yemek isteyenlerdir kastettiklerim.