• 16.09.2014 00:00

 Geçtiğimiz günlerde Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez Hoca, katıldığı bir programda Gülen Camiasına yönelik olarak "Hırsızlık elbette kötü bir şeydir, fakat maneviyatı çalmak para çalmaktan daha büyük bir günahtır." nev'inden bir açıklama yaptı.

Diyanet İşleri Başkanlığı, vaktiyle dini/İslam'ı devlet kontrolünde ve laik bir formda tutma niyetiyle kurulmuş, uzun yıllar bu işlevi görmüş, çoğu kriz durumunda suya sabuna dokunmamış bir kurumdu. Ancak son yıllarda ülkedeki birçok alanda ve kurumda da olduğu üzere Diyanet'te de birçok iyileştirme yapıldı. Özellikle Görmez dönemi, Türkiye tarihinde Diyanet'in en hayırlı dönemidir diye düşünüyorum.

Diyanet'i o günlerden bugünlere getiren Mehmet Görmez Hoca'nın son açıklamalarını da bir hayır kabilinden okuyorum. Zira Görmez aslında görülmeyeni ortaya koyan bir açıklama yaptı: "Maneviyatı çalmak."

Hatırlayalım Ekrem Dumanlı vaktiyle ne demişti: "Bize cemaat demeyin, bir camiayız." İslami literatüre ait olan "cemaat" kavramını reddedip, "camia" gibi bir tanımlamayı kabul ettiklerine dair resmi bir açıklamaydı bu. Oysa Camia, halk arasında dini bir cemaat olarak tanınıyor öyle değil mi? Yahut kendilerine bir eleştiri yöneltildiğinde "cemaat olarak yaptıkları dini hizmetleri"(!) sayıp döküyorlar, öyle değil mi? Ve yahut kendilerine dokunanın -haşa- Allah'a dokunduğunu iddia ediyorlar öyle değil mi? İlk sorum şu: Resmi açıklaması ve fiili olarak yaptığı henüz örtüşmemiş ikircikli ve net olmayan açıklamalar manevi açıdan sorun değil mi?

17 Aralık darbe girişimi sürecinde ortaya bir takım mahrem konuşmalar sürüldü, dinlemeler ortaya atıldı, hatta birçok insana mahrem kayıtları nedeniyle şantaj yapıldı, bir kısmı davacı oldu, bu ne olduğunu bilmediğimiz olayların kesinlikle var olduğuna dair açıklamalar Camia'nın gazetecilerinden gelmedi mi? Yahut bu tip dinlemeler nedeniyle kendilerine dava açılan şahısları Camia'nın gazete ve televizyonları savunmadı mı? Bu şahıslar, bunları dinlemediyse nereden biliyordu, dinlemediyse gerçekten var olduğuna dair kanıtları olmadığı halde zan üzere nasıl hüküm verebiliyorlardı? Peki, bu manevi açıdan sorun değil mi?

Fethullah Gülen'in son dönemdeki konuşmalarını dinliyor musunuz? Ben sabr-ı sebat ederek dinliyorum. Tarifsiz bir münafıklık vurgusunda bulunuyor? Eğer ima ettiği biri varsa, Müslümana, münafık demek manevi açıdan sorun değil mi? Yok eğer bir kastı yoksa bu tip yuvarlak konuşmalar zan içermesi açısından yine manevi bir sorun değil mi?

Maneviyat hırsızlığı Ali Ünal'ın deyimiyle iftira öyle mi? Peki, dinlenme ihtimali nedeniyle telefonda konuşamamak, evlerinde kaldım acaba görüntülerim mi var telaşına düşmek, acaba bu girdiğim sınavın soruları birilerine mi verildi düşüncesi, acaba ne iftira atacaklar korkusu, verdiğim burslar acaba nereye gitti merakı, net olmayan yuvarlak konuşmalar, duruma göre fetva vermeler, sonra ağız değiştirmeler, güvenin yıkılması... Bunlar maneviyat hırsızlığı değil de nedir?

Bu devleti ele geçiremediği için bu ülkeyi yakmaya kalkmak, dini bir cemaat kisvesi altında gayr-ı ahlaki siyasi girişimlerde bulunmak, İslam tarihinin en kıymetli örneklerinden olan cemaatleşmeye olumsuz nazar edilmesine vesile olmak, bunlar maneviyat hırsızlığı değil mi?

Anayı oğuldan, babayı kızından, kadını kocasından ayıracak şekilde keskin düşmanlıklar gütmek, Allah'ın Kur'an-ı Kerim'de neredeyse kendine isyan ile yan yana tuttuğu anaya, babaya isyanı körükleyecek şekilde çocukları, "hizmet" adı altında ailelerinden ayırmak, tüm bunlar maneviyat hırsızlığı değil de nedir?

Hiçbir iddiası olmayan, kendi kapısının önünü süpürmekten gayr-ı çabası olmayan, kendi halinde bir Müslümanım, Camia'yı kendilerine dahil olmadığım halde tam 15 yıl kendilerine yönelik eleştirilere dair savundum, kendilerine yönelik her eleştiriye "iftiradır" diye baktım, her defasında ben "yalancı" çıktım. Ben bugün kendine Müslümanım diyen bir gruba, kendi fiilleri ve söylemleri nedeniyle güvenmiyorum, Allah aşkına bundan büyük maneviyat hırsızlığı mı var? Bu yıktıklarını acaba bir daha kim ve nasıl imar eder, bunu hiç düşündüler mi acaba... Ne devlet, ne siyaset, bize yaptıkları budur, bu yıkıntının altında kaldık ve ben bu yazıyı o yıkıntının altından yazıyorum!