• 19.09.2014 00:00

 Bir önceki yazımda mevcut bir "maneviyat hırsızlığından" bahsetmiştim. Oldukça vahim tespitler içeren o yazıdan sonra bu vahim durum ile 'nasıl mücadele edilir?'i düşünmek gereğine inanıyorum.

Görünen kısmıyla siyasi; görünmeyen kısmıyla dini/ahlaki problem doğuran bir süreçten geçtik. Kendisine Camia diye, halk arasında/tabanda dini merkeze alan fiiller işleyen ancak bilemediğimiz kapalı kapılar ardında bir takım siyasi girişimlerde bulunan bir yapının nereden nereye geldiğini gördük. Yaklaşık kırk yıllık bir emeğin tümünün yaklaşık bir yılda nasıl heba olduğunu gördük. Sonu düşünülmeden atılan adımların toplumda yarattığı kırılmayı da...

Camia; dershaneler, yurtlar, ev gibi ortamlarda ev hanımı olsun, öğrenci olsun toplumun hemen hemen her kesimine hitap eden sohbetler organize ediyordu. Bu sohbetler özellikle son yıllarda Üstad Said Nursi öznesinden çok Fethullah Gülen'i özne yapmaya ve yahut zorlayarak himmet toplama, bastırarak gazeteye abone etmeye yönelik bir hal alsa da bu sohbetlerde insanları bu dünya içerisinde manen doyurabilecek sonuçlara da varabiliyordu. Son dönem yaşananlardan sonra Camia'ya nazar değişti ve kendilerinden ayrılan, yurtlarını boşaltan, evlerini terk eden, sohbetlerini bırakan insanlar oldu. Ayrılma ihtimaline karşı üstü kapalı bir şekilde tehdit edilme bile insanları yolundan ayırmadı ve ayrılanların sayısı arttı. Haftada bir gün bile olsa, arka planda başka niyetlerin olma ihtimali de olsa burada sohbet ile kendilerini manen doyuran insanların, buradan ayrıldıktan sonra bir şekilde boşluğa düştüğü aşikar...

Ak Parti tabanının çoğunluğunu Müslüman dindar kesim oluşturuyor, Ak Parti ve Camia tabanı içerisinde düne kadar bir iç içe giriş; bugün ise keskin bir ayrışma olduğu aşikar... Camia, kendine duruma göre cemaat, duruma göre sivil toplum kurumu adı verip her durumda gizli kapaklı siyasi hamleler yapan bir yapı, manevi gücünü bugüne dek Müslüman dindarlardan aldı, hatta zorlayarak maddi gücü de buradan aldı. Ak Parti ise toplumun her kesimine hitap eden siyasi bir parti, şeffaf ve katılımın tercihe bağlı olduğu aynı zamanda tercihe bağlı olarak seçilmiş bir parti, hatta artık bir kurum. Birbirlerinden farklı iki yapıdan Camia, Ak Parti'yi devletin tüm kurumlarını işgal etmiş olduğunu varsayarak kendine bağlamaya çalıştı, gelin görün ki sonuç "tabanın" etkisiyle arzu ettiklerinin tam aksi oldu. Şimdi burada Ak Parti'ye düşen, isimleri "Paralel Devlet Yapılanması" ile mücadeleye karışmış bu girişimi bir daha ortaya çıkmayacak şekilde bertaraf etme, tabanın görevi ise mevcut "maneviyat hırsızlığına" dikkat kesilip, toplumda doğan manevi boşluğu doldurma.

Şunu baştan belirteyim; Türkiye'de İslam'ın öğrenilmesi ve öğretilmesi Camia eliyle olmadı, tebliğ kaynağı bunlar da değildi... Hali hazırda İslami cemaat ve tarikatlar bulunmakta, bu yapılar hayırlı faaliyetlerine devam etmekte. Ancak yine de bir boşluk olduğu aşikar dahası "maneviyat hırsızlığına" bağlı olarak bir "güven yitimi" olduğu da aşikar. Peki, ne yapmalı?

Siyasi kurumlar öğrenci yetiştirebilir, insan yetiştirebilir ancak bu kurumlardan varlıkları itibariyle potansiyellerinin üzerinde ve dışında insan yetiştirmesi beklenemez. Son dönem yapılan tartışmalar da aslında bunun üzerinden yürüyor; siyasi bir kurumun yıl 2014 iken neredeyse medrese ahlakına sahip insanlar yetiştirmesi bekleniyor, bu beklenti problem... Kaldı ki, mevcut durum ve ortaya çıkan boşluk salt Ak Parti'nin değil tüm Türkiyeli Müslümanların sorunu, bu minvalde haddimi aşmayacaksam, bir miras yediliğe hiç lüzum yok, siyasi kurumlar üzerine düşeni yapıyor, kaldı ki bu çalışma devletin ödevi de değil, bu boşluğun doldurulması görevi bu ülkenin Müslüman dindar kesimine düşüyor.

Şunu da hemen belirteyim, son dönem çok haklı olarak Türkiye'nin Müslüman dindarları köşe yazılarında bu tip sorunları dillendiriyor, çok da iyi ediyor ancak bu tip uzun soluklu eylemler köşe yazılarının güdümüyle ilerlemez, köşe yazıları yalnızca bir start noktasıdır, bu tip eylemler devamlı fiili hareketlerle yürür. Bu nedenle Müslüman dindarlar lütfen göreve:

Haddimi belki aşacağım lütfen kusuruma bakmayın; İlk etapta özellikle aileler, dini temel eğitim evde verilir, çocukları kreşe, gençleri bir yurda teslim edip dizi veya maç izlemenin vakti değil. Sonrasında artık hemen hemen her ilde bulunan İlahiyat Fakültesi öğrencileri, Kur'an-ı Kerim ve hadis ilmine vakıf olan insanlar, en azından haftada bir gün, beyler haftada bir akşam bir araya gelerek Kur'an-ı Kerim ve hadis üzerine sohbetler yapmak zorunda... Hakkın, ahlakın, nezaketin, namazının ruhunun diriltilmesinin, sadakanın gereğinin vs. vs. vurgusunun yapıldığı, hasbihalin yapıldığı halkalar oluşturulmak zorunda... Her gün ama her gün manen tükendiğimiz bir noktaya varıyoruz, siyasi olarak rahatlanan bir noktada toplumsal olarak tembellik yapma lüksümüz yok, mescit ve camileri canlandırmak elzem, evvelinden toplumsal bir kurum olan camii ve mescitler bugün sadece namaz kılınan yerler, oysa bu mekanlar sohbet evleri olmaya oldukça müsait...

Büyük iddialarının altında kalmayanımız yoktur, büyük iddiaların altının nasıl boşaltıldığı bilmeyenimiz de... O nedenle büyük iddialara gerek yok, herkes kendi kapısının önünü süpürse yeter, öyleyse ne duruyorsun, ne duruyoruz?