• 23.09.2014 00:00

 Önce bir grup kafasına göre çıkarak Kürtçe okul açtı... Açılan bu okullar devlet tarafından mühürlendi, yüzü gözü görünmeyen bir grup ise Diyarbakır'da 7, Hakkari'de 7, Şırnak'ta 6, Muş'ta 3 okulu molotofkokteyli ile yaktı. Saldırıların faillerinin Yurtsever Demokratik Gençlik Haraketi üyeleri olduğu söyleniyor.

Ben halkların taleplerinin yerine getirilmesinden yanayım, ancak taleplerin ne olduğu da mühim... Devlet diye organizma var, yıllarca devletin eliyle zulüm görmüş kesimler için anlaşılır bir şekilde öfke duyulan bir organizma... Olumsuz bir devlet modelinin vatandaşlarındaki algı bu, haklı değil ama anlaşılabilir. Ancak bir de sorunlu bir "sol" anlayış var, devleti sivil toplum kuruluşu zannediyorlar, realiteyi kaybediyorlar, dolayısı ile talepleri bir karşılık bulmuyor.

Uzun yıllar devlet baskısı gören kesimlerin algılarında aşırılığın olması olağan, problem onlarda aşırı taleplerin makul talepler olarak kabul edilmesi yahut mevcut makul talepler ile aşırı taleplerin aynı kefeye konması... Vatandaşların hak ettikleri gibi ideal bir yaşam için talepte bulunmaları makul iken bir hak olup olmadığı tartışılan konuların ve hatta yer yer hak olmayan konuların hakmış gibi sunulması sorun teşkil ediyor.

İçinde bulunduğumuz toplumların kokusunu taşıdığımız düşünülürse; İslam toplumlarının bağrından Farabi gibi siyaset ve ahlakı bir arada yürüten bir tutum çıkardığını buna mukabil Batı'nın ise siyasetin içinden ahlakı çekip alan Machiavelli gibi isimler çıkardığını görürsünüz. Aslında mesele devletin, siyasetçinin, siyaset katılımcısının (vatandaşlar) ahlak noktasından uzaklaşmasından kaynaklı... Siyasetçiden/devletten ahlak bekleyen katılımcının gayr-i ahlaki tutumu, ahlak ölçüsüne kendini bir türlü vuramayışı.

IŞİD'in Kobani'deki vahşetinden kaçan insanlar Türkiye'ye gelmeye devam ediyor. İçlerinde HDP Milletvekili Aysel Tuğluk'un da olduğu bir grup Suriye sınırındaki Mürşitpınar Köyü yakınlarında toplanır ve Kobani'ye gitmek ister ancak kalabalığa asker ve polis izin vermeyince çatışma çıkar. Biz bir vekilin askeri taşladığını görürüz. Kobani'den kaçan insanları sınırda karşılayan askeri... Diğer yandan Suriyelilerin geçtiği Suruç'a giden Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Gültan Kışanak ile askerler arasında gerginlik yaşanır. Kışanak'ın askere kullandığı ifade mühim "senin devletin"...

Şimdi bu okul açma, okul yakmalardan, senin devletin ifadesinden, asker taşlamadan ne anlamamız gerekiyor? HDP/PKK içinden bir grubun ayrı bir devlet ülküsünün olduğunu mu yoksa henüz normalleşememiş olduklarını mı? Şahsen ben bu tepkilerin okul açma ve okul yakma kısmını provokasyon; şiddete dayalı yahut sözel tepkileri ise normalleşememiş olmaya bağlıyorum. Mesele de burada başlamıyor mu zaten?

Abdullah Öcalan'ın kendisiyle görüştükten sonra açıklama yapan avukatı şunları söyledi:

"2 yıla yakın bir süre diyalog süreci devam ediyor ama hala müzakere sürecine evrilmiş değil, bu özellikle Musul'da, Musul konsolosluğunda rehin alınan 49 rehinenin serbest bırakılması konusunda siyasi müzakere gerçekleştirildiği belirtiliyor ama Türkiye'nin temel sorunu olan Kürt sorunu konusunda 2 yıldır devam eden siyasi bir süreç hala müzakereye evrilmedi. Yani süreç başlatılmış değil. Devlet oyalama politikasını ısrarla sürdürüyor. Bunun kabul edilemez olduğunu bir an önce müzakere sürecinin başlaması gerek."

Apo'nun açıklamalarından anladığımız bir müzakere sürecinin başlatılması gereği... Ancak HDP, müzakere sürecine hazır mı açıkçası ondan emin değilim? "Senin devletin" anlayışı ile bir müzakere mümkün müdür? Bugüne kadar hep ezilmiş Kürtlerin hakkını savundum, bunu bir lütuf olarak görmüyorum, olması gerekeni yaptım. Zemin olarak Türkiye Kürt meselesinde belirli bir aşamaya vardı, yetersiz belki ama azımsanmayacak bir süreç...

Bir süreç yaşanıyor, her şekilde tıkanmaya çalışılan bir süreç yaşanıyor, içeriden ve dışarıdan türlü belaların eksik olmadığı bir dönemde bir ilerleme sağlamak için uğraşılıyor, ancak algıların da, zihinsel altyapıların da bir şekilde toparlanması gerekiyor. Bir süreç nihayete erdirilecekse bu tarafların karşılıklı çabasıyla olacak; senin devletin, benim okulum... Bu anlayış sorunlu bir anlayış, biz bu süreci hayırlı bir sonuca vardıracaksak ancak "hepimizin" anlayışıyla vardıracağız. Uzun yıllar "senin-benim" ayrımını algısı edinen bir kesimin elbet bu olumsuz algıyı yıkmak için "senin" dediğinden iyi niyetli adım görmesi gerek ancak aynı zamanda kendisinin de en azından anlayış, yorumlama bakımından kendini tedavi etmesi gerekiyor.

Unutmayalım ki Türkiye'de hala çözüm sürecine yönelik her türlü engellemeye teşne bir muhalefet, onlarla her seçimde birlikte iş tutan bir paralel örgüt var… Yeni Türkiye'nin söylemlerinden biri de eski Türkiye'nin 'bölücüler, hainler' hitabının yerini alan 'Kürt kardeşlerim' hitabıdır, Kışanak'ın 'senin devletin' çıkışı ise eski Türkiye söylemidir, ve bugünkü durumumuzda bir karşılığı yoktur, bu dili değiştirmek de elzemdir, zira bu iş 'senin devletin' yahut seçim sonrası 'benim petrolüm' gibi gereği olmayan çıkışlar ile yürümüyor.