• 3.10.2014 00:00

 1990'lardayız, dağılan SSCB'nin ve yıkılan Berlin Duvarı'nın etkisi altında bağımsızlık isteyen Boşnaklara yönelik soykırımın ortasında... 1992-1995 arasında Bosna Savaşı yaşandı, dünyanın gözleri önünde aynı bugün Suriye'de olduğu gibi kadın, çocuk, yaşlı demeden binlerce Boşnak katledildi. BM barış gücü askeri, bölgeye sevk edildiğinde Boşnakların silahlarına el koydu, Hollandalı komutan Thom Karremans, kendilerine sığınan 25 bin mülteciyi katledilmek üzere Sırplara teslim etti.

İHH, Bosna Savaşı'ndan sonra yaşananlara kayıtsız kalamayan bir grup duyarlı insanın bir araya gelip vakıf kurmasıyla oluşmuş bir yardım kurumu. İHH, 5 kıtada 135 ülke ve bölgeye ulaşan Türkiye merkezli ilk sivil toplum kuruluşu. Türkiye'de uluslararası kurban organizasyonu düzenleyen ilk sivil toplum kuruluşu. Mısır-Gazze sınırında inşa edilen duvar, Mart 2008'de yıkıldığında Gazze'ye ilk giren yardım kuruluşu. Bosna Savaşı sırasında, Saraybosna ablukasını kırarak Bosna'ya yardım ulaştıran ve Bosnalıların mazlumiyetini ve mağduriyetini dünya kamuoyuna duyuran ilk sivil toplum kuruluşu. Dünyadan Çeçen halkına yardım ulaştıran ilk yardım kuruluşu.

İki yılı aşkın süredir Suriye'de tarifsiz bir acı yaşanıyor. Esed rejimi; kimyasal silahtan, varil bombasına, keskin nişancıya kadar kullanmadık vahşet şekli bırakmadan Suriye halkını katlediyor. İHH, her ihtiyaç durumunda olduğu gibi Suriye'den de yardımını esirgemiyor. Ancak Suriye'deki laik/seküler bir diktatör olan Esed'in yaptığı katliam, yerini olası bir İslamcı rejime bırakır endişesiyle seyrediliyor. Suriye'deki vahşete tepki veren ülkelerden biri Türkiye, bu tepkinin izleyenlerce elbet bir bedeli olacaktır. Bu süreçte hem Türkiye hem de İHH, birbirleri lehine çalışan yapılarca terör örgütleri ile ilişkilendirilmek isteniyor.

2014'ün başı, Türkiye'de paralel bir devlet yapılanması kendi ülkesinin tırlarına, MİT tırlarına operasyon çekiyor, daha haber netleşmeden Today's Zaman, haberi dolaşıma sokuyor. İHH Başkanı Bülent Yıldırım ise katıldığı televizyon programında şu ifadeleri kullanıyor:

"İsrail Dışişleri Bakanı Lieberman bir açıklama yaptı: "İHH bizim için büyük bir tehdittir." dedi. İki gün sonra tır olayı patladı. Biz olaya müdahale ettik. Tırın bizimle hiçbir ilgisi olmadığını tespit ettik.

Haberi yapan şahsın cemaate yakın bir isim olduğunu öğrendik. Cemaate sorduk bizden değil dediler. Fakat Today's Zaman bu haberi hemen İngilizce sayfasından bütün dünyaya servis etti."

Sen misin sınırsız iyilik, karşılıksız yardım yapan kurum? Bağış adı altında nereye ne yatırım yaptığını bilmediğimiz yapıların çöreklendiği coğrafyalarda, BM gözetiminde organ kaçakçılığının dahi yapıldığı Afrika'da sen misin binlerce katarakt ameliyatı yapan, sen misin Mavi Marmara ile Gazze'ye insani yardım ulaştıran... Sen misin karşılık beklemeden Afrika'da su kuyusu, yetimhane açan, sen misin yardım adı altında kartelleşen kurumlara alternatif bir iyilik hareketi başlatan, elbet bunun bir bedeli olur.

İHH'ya yönelik saldırılar bunlarla ve bugünlerle sınırlı değil tabi... Yıl 1998, Türkiye, 28 Şubat rüzgârının estiği günlerden geçiyor, bir cadı avı ki... Refah Partisi kapatılmış, gözler daha sonra kapatılacak olan Fazilet Partisi'nde, Kanal 7'den başka merkez medyaya alternatif olabilecek kanal; Yeni Şafak'tan başka yayın nedeyse yok... Abdullah Gül, Fazilet Partisi milletvekili, Ahmet Hakan Kanal 7 çalışanı, bakın o yıllarda Hürriyet nasıl bir haber yapmış:

"İHH'nın yerine kurulan vakfın Genel Sekreteri Murat Yaşa, Türkiye'ye kaçak olarak soktuğu radyo vericisiyle yakalandı. Vericinin silahlı Müslüman gruplara götürüldüğü belirlendi.

Süleyman Mercümek skandalı ile adını duyuran ve kapatılan Refah Partisi'nin yurtdışındaki uzantısı olarak çalışan İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Teşkilatı'nın (İHH) yeni bir oyunu daha çıktı. Bu teşkilata bağlı bazı kişiler, yurda kaçak olarak radyo vericisi sokmak isterken yakalandı. Yakalananların üzerinden Abdullah Gül, Kanal-7 spikeri Ahmet Hakan'ın, adres ve telefonları çıktı.

Cihazın, Çin sınırındaki Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan bölgesinde faaliyet gösteren silahlı Müslüman gruplara propaganda yapmak için getirildiği anlaşıldı.

Murat Yaşa'nın, İHH yerine kurulan İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı'nın genel sekreteri olduğu belirlendi. Yaşa'nın üzerinden çıkan isimler üzerinde yapılan araştırmada, bu kişilerin kapatılan Refah Partisi, Milli Gençlik Vakfı, Hizbullah, İBDA-C ile ilişkileri olduğu ve Çeçenistan, Afganistan, Sudan, Pakistan, Bosna gibi ülkelerde savaşlara katılanlar olduğu anlaşıldı." [16.06.1998-Hürriyet]

İçinde bugün Hürriyet yazarı olan Ahmet Hakan'ın da geçtiği haber böyle ama meselenin aslı farklı; mevzu Doğu Türkistanlılara hediye edilmek üzere yurt dışından getirilen bir radyo... Güler misin, ağlar mısın? Zaman sonra bu gerçek olmayan hesaplı haber sonrası Murat Yaşa, mahkemeye çıkar, ceza almaz, aklanır.

"Mercümek Davası", kayıp trilyon... 17-25 Aralık darbe girişimlerindeki "yolsuzluk" iddiaları, "ayakkabı kutusu" muhabbeti... Ne kadar tanıdık geldi değil mi? "Bir İHH çalışanı, silahlı Müslüman gruplara yardım ediyor... İBDA-C ilişkisi... İHH, tırlarla silah taşıyor..." Ne kadar da tanıdık değil mi?

Şimdi kim, kimdir, hangi amaçla ve kimlerle nasıl çalışıyor daha net anlaşılıyor öyle değil mi?