• 8.10.2014 00:00

 1864'te Marks ve Engels girişimiyle İngiltere'de 1. Enternasyonal kuruldu. Enternasyonal, milletler arası bir işçi federasyonu olarak ortaya çıktıktan sonra ilk olarak Marks ve Bakunine arasındaki fikri ayrılık 1. Enternasyonal'in sonunu da hazırladı, aşırı fikirleri nedeniyle Bakunine, Marks tarafından Enternasyonal'den atıldı. Ancak zincir bununla kopmadı, 1889'da 2. Enternasyonal kuruldu ve 1914'e kadar devam etti.

1848 Komünist Manifesto'da Marks ve Engels dünya işçilerinin birleşmesi çağrısında bulundu, Marks'a göre işçinin vatanı yoktu, zaten 1. Dünya Savaşı öncesi henüz savaş başlamadan Marks, işçilere bu savaşın kapitalistlerin savaşı olduğu telkininde bulunuyor, savaşa katılmamaları noktasında uyarıyordu. Ancak 1914'te savaş başladı, işçiler birer birer savaşa koştu, 2. Enternasyonal'in sonu geldi, sol hareket, milliyetçi akım karşısında yenildi.

Sol hareketlerin yalnızca milliyetçilik akımı ve kapitalizm ile çatışma halinde olduğunu düşünmek büyük bir hayalden ibaret... Son dönemde, Türkiye özelinde gördük ki, sol hareketler kendi içerisinde tutarsızlık pahasına yer yer milliyetçi akımlardan beslenerek, kapitalizmin ekmeğine yağ sürerek İslamî hareketlerle çatışmayı önceledi. Bunu yaparken de kullandığı nefret dili ve ilkesizlikten yana hiçbir sıkıntı duymadı. 2. Enternasyonal'den bu yana beli doğrulmayan sol düşünce, Suriye ve Mısır gündeminde kapitalist rejimlerin yanında durarak, halk düşmanı diktatörlerden yana tavır aldı, bu Suriye için de böyleydi, Mısır için de böyleydi, Türkiye için de böyleydi. Mesele Kobane olunca, bunun böyle olduğu da belgelenmiş oldu.

Suriye Savaşı patlak verdiğinde, Ahmet Davutoğlu, Beşşar Esed'i diyalog yoluyla olayların büyümeden atlatılması için uyarıyordu, maalesef Davutoğlu'nun hakkaniyetli çabaları Esed'i zulmünden geri çevirmedi ve Suriye üç yıldır devam eden bir savaşın zemini oldu. Türkiye de olması gerektiği gibi bu diktatöre karşı durdu, uluslararası toplumu defalarca göreve davet etti. Tüm bunlar olurken, antiemperyalist ve laik/seküler olduğu düşünülen, bölgedeki İslamî yapılar ile mücadele edeceğinden emin olunan Esed rejimi, Türkiye'deki sol hareketlerce desteklendi. Zira sol için mesele İslamî yapılar ile savaşmaksa kapitalist/emperyalist rejimler ile dil ve eylem birliğine girmek teferruattır. Özetle sol, İslam düşmanlığından kaynaklı olsa gerek süreçte güya düşmanı olduğu kapitalist/emperyalist rejimlerle iş tutup tüm ilkelerini hiçe saymaktan haya etmedi, bugün dahi etmiyor.

Suriye Savaşı'nın izlenmesi sonucunda bölgede radikal örgütlerin oluşabileceği endişesini taşıyan Ahmet Davutoğlu, iki yıldan fazladır bu sonucun üzerinde durdu ve uluslararası toplumu uyardı. Seyredilen bir süreç IŞİD vahşetine kadar vardı. IŞİD'in bir sonuç olduğunu kabul etmekle birlikte vahşet olduğundan da şüphe duymuyorum açıkçası... IŞİD'e karşı olmamın gerekçesi eylemlerinin sonuçları: IŞİD, ABD'nin, koalisyon güçlerinin bölgeyi işgaline zemin hazırlıyor; IŞİD, Türkiye'yi bölgede çıkmaza sokuyor; IŞİD, petrol sattığı Esed'in zulmünü gölgeliyor ve IŞİD adı altında bölgede Suriye'deki muhalif İslamî hareketler vuruluyor... Her şeyden önce Kobane'de bir insanlık dramı yaşanıyor, nazarımda Suriyeli mültecilerden farkı olmayan Kobane'den kaçmak zorunda olan Kürtlerin yaşadıklarına kayıtsız kalmak imkansız.

Peki ne yapmalı?

Ortada izlenen bir IŞİD gerçeği var, Irak ve Suriye ordusuna satılan, ABD, Rusya yapımı -şaka gibi- askeri mühimmat ile savaşan IŞİD, ele geçirdiği silahlar ile Kürtlerin toprağında Kürtlere kurşun sıkıyor. Bu sırada Kürtlerin hamisi olduğu iddiasında bulunanlar ne yapıyor? HDP, tezkereye "hayır" dedi, peki IŞİD ile kim mücadele edecek? PYD/YPG Esed rejimi ile iş tutmaya devam ettiği imasında bulunuyor. PYD, IŞİD'i besleyen Esed rejiminin yanındayken, PKK/YPG askeri mühimmat bakımdan zayıfken IŞİD ile kim savaşacak? Gelelim sol diğer hareketlere, konunun başında da belirttiğim üzere İslamî yapılara yönelik nefreti nedeniyle kapitalist/emperyalist rejimlerin yanında olmaktan haya etmemiş bir sol, Kürtlere sınır kapılarını açan, IŞİD ile mücadeleye "evet" diyen Türkiye'yi itham etmekten geri durmuyor, Türkiye'de sokağa çıkıyor. Hadi ona da evet, Kobane'de yaşananlara tepki vermek için sokağa çıkabilirsin, peki ya yakıp yıkmalar? Hiçbirisi bu ülkenin kaldırımından değersiz olmayan, binasından değersiz olmayan bu insanlar yakıp yıktığında ne değişecek bunu anlamıyorum, anlayan varsa beri gelsin?

Solun akıl bulanıklığı ilk değil, zaten çıkışı itibariyle insan fıtratına aykırı olmasından ötürü asla istediği düzeyde tutunamayacak olan bir sol düşünce, yürüdüğü meşakkatli yolda ilkesizliğinden dolayı da kayıp verdi. Dünya üzerindeki her hareketi, gayr-i adil olmakla itham edip, eşitlik ve adalet iddiasıyla yola çıkan sol hareketler, yanı başımızda yaşanan Mısır ve Suriye dramlarında, Müslüman dindar kesimi yalnızca Müslüman dindarların acılarını öncelediği için kınarken, bugün ırkçı bir dille yalnızca Kobane'yi önceleyerek, üstelik Kobanelilere Türkiye'den yapılan yardımı inkar ederek, bir algı yönetimin parçası olarak, ilkesel kayıp yaşayarak tarihe kendine dair utanılası bir not daha düşüyor. Dün milliyetçi bir akıma yenilen sol, bugün bir çeşit milliyetçi veya ırkçı söylemi maalesef besliyor.

Bahsettiklerim Kobane üzerinden tarafların tutumları üzerineydi, ancak bunun dışında Kobane ve bölgedeki gelişmeleri net bir şekilde okumak isteyen varsa kesinlikle tavsiye ederim: https://eksisozluk.com/entry/46140530