• 17.10.2014 00:00

 Sivil İtaatsizlik, yönetim siyasetinin yahut yasaların değişmesini isteyen, aleni, şiddetsiz, vicdani, üçüncü kişilerin hakkını çiğnemeyen "barışçıl" fakat aynı zamanda yasa dışı olan bir eylemdir.

Sivil İtaatsizliğin, öncül ismi baldıran zehrini içmekte tereddüt etmeyen Sokrates olarak anılır ancak tanım daha çok kölelik yanlısı yönetimi protesto etmek için vergi vermeyi reddeden, bu nedenle hapse atılan Henry David Thoreau ile anılır. Yine siyahilere yönelik ayrımcılıkla mücadele eden Martin Luther King, bu eylemden etkilenmiştir.

Baskıcı yönetimlere yönelik protestoların "Sivil İtaatsizlik" yahut Gandhi örneğinde olduğu gibi "Pasif Direniş" şeklinde olması ideal olandır ancak insan gerçeği, baskının dozunun yoğunluğu, haklı olmayan ama anlaşılır olan bir sonuç doğurur; maalesef şiddet bir başka şiddeti doğurur, yine de bu doğan/sonuç olan şiddeti haklı kılmaz zira hak talebi, haksızlık yapılarak sağlanamaz. Örneğin; PKK'nin sonuç olduğuna inanan kesimlerin, PKK şiddetini savunup, IŞİD'in de bir sonuç olduğunu kabul etmeyip, IŞİD'i yok etmenin gereğine inanan kesimler gibi. Dahası vaktiyle şurada yazdığım gibi: http://www.taraf.com.tr/haber-yazdir-100721.html

Ve hemen ardından yazdığım şu diğer yazımda olduğu gibi: http://duzceyerelhaber.com/kose-yazi.asp?id=10085&cemile_bayraktar-biz_ne_dedik_pkk_ne_anladi%85

Ben bu yazıları yazdığımda yıl 2012 idi, iki yıl içerisinde Çözüm Süreci'ne yönelik olarak, Ak Parti iktidarı olumlu yönde çok adım attı, bu adımları atarken dışarıda bölgeyi laikleştirme çabasında olanlarla; içeride de dışarıya yardım edenlerin tezgahı Gezi ve 17 Aralık darbe teşebbüsleri, ve paralel bir örgütle uğraştı. Tarih 2014 Ekim'i olduğunda, PKK ve HDP elbirliği ile Çözüm Süreci'ne savaş açtı. Allah kendilerinden razı olsun ki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, canları pahasına Çözüm Süreci'ne sahip çıkacaklarını defalarca ifade ettiler. Ancak, dünün şartlarının değiştiğini göremeyen HDP, sokak çağrısıyla 90'larda kendisini katleden bir anlayışın aynısı olan bir tavır sergiledi. Bakın 2012'de ne yazmışım: "Ben geçmişte yazdığım yazıları PKK, şiddetine gerekçe bulsun, şiddetini savunsun diye yazmadım, bu yazıları Kürt halkının acıları bilinsin, gerçekler ortaya çıksın, haklar iade edilsin, ırkçılık ve aşırı milliyetçilik damarı nedeniyle Kürt nefreti taşıyanların vicdanı yumuşasın diye yazdım." Ancak, o döneme oranla iyileştirilmiş şartlar içerisinde HDP şiddete zemin sağladı, mevcut vahşete karşı da vicdanını susturmayı seçti.

Kurban Bayramı'nın 4. günü Yasin Börü (16), Hasan Gökgöz (26) , Yusuf Er (18) ve Hüseyin Dakak (19) ihtiyaç sahiplerine kurban eti dağıtırken, IŞİD saldırıları bahanesiyle düzenlenen gösterilerde bir grubun saldırısına uğradı, 4 gençten 3'ü silahlı ve bıçaklı saldırı ardından sığındıkları binanın 3. katından atıldı. IŞİD üyesi oldukları iddiasıyla binadan atılan 3 gencin cesedine işkence yapıldı, 16 yaşındaki Börü'nün üzerinden arabayla geçildi, Hüseyin Dakak'ın başı taşla ezildi. Cesetleri tanınmayacak hale gelen Börü, Gökgöz ve Dakak aileleri tarafından güçlükle teşhis edilebildi. Bunun yanı sıra zihinsel engelli biri sakallı olduğu için bıçaklandı. HDP'nin sokak çağrısı sonrası doğan şiddet olaylarında 40'a yakın insan hayatını kaybetti. HDP'nin sokak çağrısına uyanlar, Hüda-Par'ı hedef aldı, IŞİD tarafından tekfir edilen Hüda-Par'lılar Işid'ci ilan edildi.

Bu vahşetten sonra varlığı boyunca "vicdan" siyaseti yapan sol kesim, muhatabını "katil" sıfatıyla anmaktan kaçınmayan bu kesim, 7/24 mesai yaparak kendi şiddetine meşru, diğerlerinin savunmasına şiddet diyerek hiç susmayan bu kesim, lâl oldu. Zaten Suriye'de katledilen insanlara karşı da lâl olmuşlardı. Oysa biz bu kesimi, Ali İsmail ve Berkin cinayetleri sonrasından gayet iyi tanıyorduk... Berkin'in cinayeti üzerinden hak talep edip, Yasin'in cinayetine sebebiyet verip, üstüne bir de kayıtsız kalanların, vicdan istismarı maalesef büyük bir acıyla ispatlanmış oldu.

Kürt Hareketi yıllarca ırkçı ve şiddetperest unsurların mağduru olduğunu ifade etti, tüm çabasının bu ırkçı ve şiddetperest sistemi iyileştirme olduğunu iddia etti ancak aynı hareket bugün ırkçı ve şiddetperest bir harekete dönüştü. Bu hareketler içerisinde akl-ı selim olduğunu düşündüklerimiz bile nefretin kurbanı oldu.

Nefret dilinden yakınan, kör vicdanlara seslenen bir hareket, 16 yaşındaki bir çocuğu defalarca bıçaklayan, üzerinden araçla geçen, üç gencin cesedine işkence eden bir nefretin sahibi oldu. 16 yaşındaki çocuğu katlettiren nefret de sizindir, bu vahşete susan vicdan da sizindir. Şimdi sen, o nefreti nasıl ıslah edebilirim diye düşün. Şimdi sen, bir diğer cinayete "sessiz" olduğunu düşündüğün için itham ettiğin kitlenin karşısında bu sustuğun cinayetlere bakarak nasıl bir vicdan istismarcısına döndüm, diye düşün.

Zekeryaköy'de çok acı bir şekilde kaybettiğimiz çocuğu Gezi'ye bağlamaya kalkan akıl tutulmasının sahibi muhalif, Yasin'in yerde yatan bedeninin üzerinden atlayarak geçmek konusunda ne kadar da mahirsin. Şimdi sen; bu adaletin, bu nefretin, bu vicdanın sahibisin, bir kez dön ve kendine bak da ondan sonra adalet, barış, vicdan, hak üzerinden siyaset yap, eğer niyetin adalet, barış, vicdan ve haksa tabi…

Mühim bir not: HDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan'a HDP'nin sokak çağrısına yönelik eleştirilerinden dolayı teşekkür ederim.