• 11.11.2014 00:00

 Türkiye'de çok değil yakın bir zaman önceye kadar mütemadiyen Ermeni, Kürt, dindar bir Müslüman olmanın ne denli ağır bir şey olduğunu tecrübe ediyorduk. Bu talihsiz tecrübenin müsebbipleri ve hatta kısmen mağdurları toplumda yerleşmiş bariz kutuplaşmadan rahatsız olmak şöyle dursun, bireysel/özel hayatlarında kutuplaşmanın tarafı olmaktan kaçınmadılar. Bu kitlenin eli kalem tutan kesimi, medyası ise köşe yazılarında ve manşetlerine yukarıda saydığım resmi ideolojinin kalıpları dışında kalan her kesime yönelik nefret dili kullanmaktan, hedef göstermekten çekinmediler. Bir Ermeni gazeteci öldürüldü, 28 Şubat darbesi Müslüman dindarlara yönelik bir şekilde gerçekleştirildi, bir Kürt sanatçı linç edilmek istendi… Ve daha birçok olumsuz örnek…

Ak Parti hükümeti dönemiyle birlikte toplumda yerleşmiş olan kutuplaşma ile mücadele döneminin de startı verilmiş oldu. Türk olmayan çocuklar her sabah okul kapısında 'Ne mutlu Türk'üm' diye bağırmaktan kurtuldu, başörtülüler okullarına ve çalışma hayatlarına olması gerektiği devam etmeye başladı, yerleşke isimleri zorunlu değişiklikle Türkçeleştirilmişti, Kürtçe isimleri iade edildi, her şeyden önemlisi Kürt Meselesi'ne dair 'Çözüm Süreci' içine girildi, olası darbe girişimleri bertaraf edildi, bunlar gibi birçok olumlu örneğin şahidi olduk. Bu sırada aslında toplumda mevcut olan kutuplaşmanın, vaktiyle dillendirilmemiş olsa da ne denli problemli bir şey olduğu doğal olarak ortaya kondu. Ancak bu süreçte kutuplaşmanın müsebbipleri işsiz kalmışlardı, yeni bir meşguliyete ihtiyaç duydular ve kendi mesleklerini, maharetlerini Ak Parti'ye mâl etmeye çalıştılar zira artık onlar da kutuplaştırmanın bir bedeli olduğunu biliyordu, eski Türkiye'ye dönülemezdi, ve her şeyden önemlisi sırf dindar tabanlı olduğu için Ak Parti'ye yönelik bir kutuplaşmada 'dindarlık' sıfatını kullanamazlardı, hem kendilerindeki bu olumsuz maharetten kurtulmak hem de işsizliklerine çare bulmak amaçlı bir yansıtmayı tercih ettiler ve tüm kötü sıfatlarını, bir haksızlık örneğine daha imza atarak Ak Parti üzerinden temizlemenin yollarını aradılar.

SETA'dan İsmail Çağlar ve Mehmet Akif Memmi yukarıda bahsetmeye çalıştığım gelişmeleri sağlam, tutarlı ve kapsamlı bir analiz haline getirmişler, bugün köşemi okunması gereken bu çalışmaya ayırmayı uygun gördüm: 'Türkiye Medyası ve Kutuplaşma: TEOG Örneği'

Bu kapsamlı çalışmada Hürriyet, Haber Türk, Cumhuriyet, Zaman gazeteleri ve CNN Türk, Haber Türk gibi televizyonlar bir 'holding' kuruluş olarak ele alınmış ve incelenmiş. Yazılarında bariz kutuplaşma yapan ancak kutuplaşmadan şikayet eden Fatih Altaylı, Mümtazer Türköne, Can Dündar, Ertuğrul Özkök gibi kalemlerin yazıları somut örnekler olarak alıntılanmış, somut örnekler bir gerçeği resmetmiş.

İsmail Çağlar ve Mehmet Akif Memmi'nin analizindeki mühim nokta TEOG örneği. TEOG üzerine yapılan haberleri, sayısal veriler ve somut örnekler ile ortaya koyarak, verdikleri bu realite üzerinden Türkiye'de kutuplaşmanın müsebbibi olan bir takım medyanın, niyetlerinden ötürü haberlere bütüncül değil parçacı yaklaşımlarını ispata gidiyorlar, algı yönetimi niyetiyle hazırlanmış gazete metinlerinin eksik ve taraflı bilgilerini vurguluyorlar. Yalnızca TEOG üzerinden yapılan bu analizde, kutuplaştırıcı medyanın, siyasi/ideolojik kutuplaştırma çalışmalarına şahit oluyoruz.

İsmail Çağlar ve Mehmet Akif Memmi'nin SETA'da yayımlanan 'Türkiye Medyası ve Kutuplaşma: TEOG Örneği' başlıklı çalışmasına şu linkten ulaşabilirsiniz: http://setav.org/tr/turkiye-medyasi-ve-kutuplasma-teog-ornegi/analiz/17730

Türkiye yıllarca asker/siyasetçi/medya üçgeninin 'laiklik elden gidecek, şunlar şunlar bizi bölecek' korkutmasıyla içsel bir sömürü siyasetine sahne oldu. Uzun zamana yayılmış bu politika, toplumda kendisi gibi olmayandan korkan, nefret eden, zenofobi hastası bir kesim üretti, uzun zamana yayılmış ve içselleştirilmiş bu sosyolojik sorun beklediğimizden kısa bir zamanda Ak Parti hükümeti ve Türkiye halkı eliyle kısmen bertaraf edildi, ancak bir takım kesimlerdeki kalıcı hasarı tedavi etmek kolay değil, halen normalleşemediler, benliklerindeki kalıcı hasar, kutuplaşmadan besleniyor. Yani öteki olanı yok ederek kendini var etme geleneklerinden bir türlü kurtulamıyorlar. Artık Kürt, Ermeni, Müslüman dindar diyerek söze başlamaları mümkün değil zira kutuplaştırmanın bertaraf edildiği günlerden geçiyoruz, bu yüzden mutlak kötü olan kutuplaştırmayı, kutuplaştırdıkları toplumda Ak Parti üzerinden temizlemeye çalışıyorlar ancak anlayamadıkları zaman, devir, Türkiye, toplum artık eskiden diledikleri gibi at koşturdukları bir coğrafya değil. En azından bunu anlamaya çalışsalar toplumdan daha çok kendileri için büyük bir iyilik yapmış olurlar.