• 19.11.2014 00:00

 Acı semtine uğramamış insanlar için silah seslerinin susması çok şey ifade etmiyor olabilir, savaştan beslenenler için silah sesleri, ölüm haberleri bir sevinç vesilesi bile olabilir ancak evladını bir çatışmada, kocasını kör bir kurşunla yol ortasında kaybetmiş, acı içinden geçmiş insanlar için bu süreç büyük anlam ifade ediyor. Evladının bir mezar taşı bile olmayan anneler için, bir daha yaşanmamasına dair sürdürülen çaba emin olun çok büyük bir anlam ifade ediyor, dahası acı ile hemhal olabilen, Kürt olsun, Türk olsun her gün bir cenaze haberi daha olmamasıın isteyen insanlar da çoğunlukta…

  Çok değil daha 5-6 yıl evvel Türkiye’de yerleşmiş olan ırkçılıktan bahsediyorduk, toplumun aşırı milliyetçi reflekslerinden ancak tahmin edemeyeceğimiz kadar kısa bir sürede o toplum, Çözüm Süreci’ne çok olumlu yaklaştı, destekledi. AK Parti hükümeti, sivil toplum kuruluşları, Akil İnsanlar Heyeti, duyarlı yazarlar, entelektüeller eliyle toplum Çözüm Süreci’ne kollarını açtı. Tüm provokatif eylemlere, tüm tahrik edici söylemlere, Gezi ve 17 Aralık darbe girişimlerine, 6-7 Ekim Kıyımı’na rağmen toplum Çözüm Süreci’ne sahip çıktı. AK Parti hükümeti çözüm sürecine sahip çıktı. Aydınlar, aktivistler çözüm sürecine sahip çıktı. Her açıdan acı ama bir o kadar umut verici bir süreçten geçtik, sabırlar zorlandı, samimiyet test edildi, acılı da olsa bu süreç kesinlikle başarıyla atlatıldı.

  Çözümün diğer tarafı süreçte arzu edilen ihtimamı göstermedi ancak biz bu serkeşlikten topluma bakarak, çözümün HDP tarafının yek aktör olmadığını da öğrendik, iyilik ve hayır yolu yürünürken alternatif seçenekler ortaya çıktı. Sekülerleri göreve çağırmanın bir karşılığı olmadığını, artık içeriye dışarıdan müdahalenin kolaylıkla bertaraf edilebileceğini, IŞİD gibi çok amaçlı gündemlerin etki alanının bir yere kadar olduğunu gördük. Savaş için değil barış için başımı veririm diyen siyasetçilerin olduğunu gördük. İmralı’nın olumlu açıklamalarını okuduk. Tüm bu saydıklarım çözüme ne denli yakın olunduğunun da ispatı.

  6-7 Ekim Kıyımı çözüm açısından hemen herkesi tedirgin ettiğinde, aktivist-yazar Cengiz Alğan öncülüğünde benim de -naçizane- içlerine dahil olduğum birçok yazar “Barışa bak!” hareketinin startını verdi, “Barışa Bak!” hareketi kısa zamanda birçok habere ve köşe yazısına konu oldu. Toplumdan destek gördü.

    “Barışa Bak!” hareketi;

“Bütün Türkiyelilere çağrımızdır:

Çözüm Süreci, kesintiye uğratılan bin yıllık kardeşliğimizin yeniden tesisine sunulmuş büyük bir imkândır. Gerçek potansiyelimizi açığa çıkaracak büyük bir fırsat, büyük bir nimettir. Yeni Türkiye’nin kuruluşunda bir sıçrama tahtasıdır. Sadece bizim değil, bugün kanlı oyunlarda perişan edilen sınır komşularımızın da aydınlığa çıkış anahtarıdır.

Gelin bu defa savaş çığırtkanlarına izin vermeyelim. Onlar bir avuç, biz milyonlarız. Yeni Türkiye’nin yeni ortak aklını, yeni ortak vicdanını hep birlikte inşa edelim. Barışın ağır yükünü bir avuç fedakâr insanın omuzlarına bırakmayalım. İstasyonda tren bekler gibi barışı bekleyip, kenardan seyretmeyelim. Kardeş soframızı el ele, omuz omuza kurup, barışın tatlı meyvelerini hep beraber yiyelim. Bu sofrada hepimize yer var” çağrısıyla yola çıktı, bundan sonrası sizlerin desteğiyle yürünecek, savaşa değil barışa bakacak milyonlar olduğundan şüphe etmiyor, onları arıyoruz.