• 22.11.2014 00:00

 Dersim 38! Cumhuriyet’in bize bıraktığı acı miraslardan yalnız bir tanesi…

“Dersim Olayları veya Dersim Katliamı; Tunceli ilinde 1937-38 yıllarında merkezi hükumetle Dersim aşiretleri arasındaki anlaşmazlıklar sonucu yaşanan olaylara verilen isimdir. Dersim'de mutlak devlet hakimiyetini sağlamak için Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından harekât düzenlendi. Harekât neticesinde bölgede yaşayan 13.000'den fazla sivil ile 110 asker öldü ve 12.000'e yakın insan zorunlu göçe tabi tutuldu.”

Wikipedia, Dersim Katliamı’nı bu naif cümleler ile anlatmaya çalışmış, acaba böyle mi? Yaşayanlardan dinleyelim…

Kendisi de Dersimli bir Alevi olan Cafer Solgun “Dersim… Dersim…” isimli kitabında Dersim Katliamı’nı her yönüyle işliyor. Solgun diyor ki: “Mustafa Kemal, Dersim mevzusu için henüz 1936’da hazırdı ve Dersim’i içimizdeki yara, çıban olarak tanımlıyordu. Henüz Dersim’de bir eylem, isyan olmadan devlet zaten bölgeye girmeye hazırdı. 1937 Mart ayı içerisinde tamamen “lokal” cereyan eden Pah Köprüsü’nün yakılması ve karakol saldırısı olayı çarpıtmaya yönelik hamlelerdir… 1937 yılında Seyit Rıza ve 6 arkadaşı asıldıktan sonra aşiretlerin gücü kırılmıştır ama devlet harekatını bitirmemiş, 1938 yılı boyunca Dersim’i kan gölüne çevirmiştir.”

İhsan Sabri Çağlayangil ise Dersim Katliamı gibi bir acıyı “… Mağaralara iltica etmişlerdi, ordu zehirli gaz kullandı, bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler… Hükümet otoritesi o köye ve o Dersim’e gitti.” vahim sözleriyle ifade ediyor.

Meselenin bir diğer boyutu ise resmi ideolojinin bu ülke halkına zorunlu olarak biçim verme siyasetinin boyutlarını gösteriyor. Dersim’i bombalayan Sabiha Gökçen, neden bombaladınız sorusuna “Atatürk onların insan gibi yaşamasını istiyordu.” diye cevap veriyor, mağaralarda zehirleyerek mi insan gibi bir yaşam sağlanacak yahut nedir Dersimlileri “insan gibi olmayan” özellikleri; mezhepleri mi, ırkları mı?

İsmet İnönü’nün torunu Gülsün Bilgehan ise olayla ilgili “Sonuca bakmak gerek, bugün Tunceli halkı en görgülü, en eğitimli insanlardan oluşuyor.” diyebiliyor.

Dilimizin lâl olmasına sebebiyet veren bu vahim cümleler dün Dersim’de katliam yapan CHP zihniyetinin öncülleri. Bugün durum ne?

2008’de Kemal Kılıçdaroğlu katliama yönelik olarak “O coğrafyada isyan olmasın diye çalışmalar yapıldı, orada isyan çıktı, özür dilemek yahut dilememek gibi bir durum değil, meseleye o günün şartlarından bakmalı, bu olaya cumhuriyet tarihinin karanlık bir olayı gibi bakmamalı” diyor.

Yine bugün Dersimli bir Alevi olan ama aynı zamanda Dersim Katliamı’nın mimarı ve Türkiye’deki tüm Alevi katliamları zamanında iktidar olan CHP’nin başındaki isim Kemal Kılıçdaroğlu, Dersim konusunda özür dileyemiyor, kendisinin mağdur olduğunu söylüyor, Allah aşkına celladının ceketini giymiş kaç mağdur tanıyorsunuz? Madem mağdurdunuz, CHP ile ne işiniz vardı?

Bu soruların cevabı daha önce de bahsettiğim isim olan Cafer Solgun’da var; “Alevilerin Kemalizm’le imtihanı” kitabında Solgun, Alevilerin CHP’ye eğilim gösteren tavırlarını “Stockholm Sendromu” ile açıklıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2011 yılında Dersim Katliamı için devlet adına özür diledi. Son dönemde Alevi Açılımı’na yönelik adımlar yine AK Parti hükümetince atılıyor. Zannediyorum mevzu CHP’de kilitleniyor ve kilitlenmeye de devam edecek. Zira Sezgin Tanrıkulu Dersim için özür dilediğinde CHP’de kıyamet koptu. Tanrıkulu’na ilk tepkiler ve hatta tek tepki yine CHP içinden geldi. Bu durumda Dersim mevzusunda problemin hem faili, hem de mağduru olan CHP’nin Alevi meselesinin önce kendi içinde çözmesi gerekiyor. Zira bir asırdır, bu ülkedeki her katliamda ya doğrudan ya da kısmen parmağı olan, darbeleri destekleyen CHP, aynı zamanda  cumhuriyetin sahibi olduğu iddiasında, cumhuriyetin yarısı kanlı tarihine yönelik tek açıklaması ise “Şartlar öyle gerektiriyordu.” demek, şartları hazırlayan CHP ve CHP’liler, artık bu klişe savunma ile geçiştiremeyecekleri bir noktadalar. Kendilerine en kısa zamanda bu klişe ve kuru savunma yerine içsel bir hesaplaşmaya gitmelerini öneririm, CHP’nin sırtımıza yüklediği bu kamburla yaşamak zorunda değiliz, kirlettiğinizi temizleyin artık!

Son olarak; Türkiye geçmişindeki acılar ile parça parça yüzleşerek geçmişte kalan bu acıların gölgesinde yaşamaktan kurtulmalı, keza böyle de oluyor. Geçmişe bakarak, geçmişin acılarını taze tutarak geleceğe yürüyemeyiz, dolayısı ile hakkaniyetli ve samimi adımlar ile geçmişin acılarına sünger çekip gelecek için yola koyulmanın vakti geldi de geçiyor bile, Yeni Türkiye aynı zamanda geçmişin acılarından kurtulmuş bir Türkiye olmalı, acılarımızın taziyesini güdelim ama bu acıları da çok daha fazla canlı tutup altlarında ezilmeyelim kanaatindeyim.

Varsa sözümün bir hükmü; Dersim adına, Maraş adına, Çorum adına can-ı gönülden, bin hüzünle özür dilerim, dileğim, duam, eylemim bir daha yaşanmasın yönündedir.