• 24.11.2014 00:00

  “Bir kral halkı için geniş bir yol yapar. Yapımı tamamlanan yolu halka açmadan önce, bir yarışma düzenlemeye karar verir. İsteyenin bu yarışmaya katılabileceğini ilan ettiren kral, yoldan en güzel geçecek kişiyi belirleyeceğini söyler.

  Yarışma günü, insanlar akın eder, bazıları en güzel arabalarını, bazıları en güzel elbiselerini getirmiştir.
  Nihayet, tüm gün insanlar yoldan geçtiler, fakat yolu kat edip tekrar kralın yanına döndüklerine hepsi aynı şikayette bulundu: Yolun bir yerinde büyükçe bir taş ve moloz yığını var ve bu moloz yığını yolculuğu zorlaştırıyor. 
  Günün sonunda yalnız bir yolcu da bitiş çizgisine yorgun argın ulaştı. Üstü başı toz toprak içindeydi: 'Yolculuğum sırasında, yolu tıkayan taş ve moloz yığınını kaldırmak için durmuştum.”dedi. Kral da kendisini ödüllendirdi.

  Bu başkasının hikayesi, bir de bizim buna benzer bir hikayemiz var. Yeni Türkiye’nin hikayesi; anlatayım…

  Alevilik mevzusu geçmişte yaşanan acılardan kaynaklı olarak Türkiye’de bir tabu, daha doğrusu bir tabu idi, artık değil. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Dersim konusunda özür dilemesiyle açılan yol, Ak Parti’nin Alevi Açılımı’na yönelik adımlarıyla genişledi, inşallah Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Dersim ziyaretiyle yürünecek. Böylelikle Alevilik mevzusu tabu olmaktan da çıkacak.

  Başbakan Ahmet Davutoğlu Hoca, Dersim’e gitti. Tunceli Hacı Bektaş-ı Veli Kültürünü Yayma ve Yardımlaşma Derneği Cemevi'ni ziyaret etti. Dersim’de yaptığı konuşmada,  Dersim'deki eski kışlanın müzeye dönüştürüleceğinin adının da 'Dersim Müzesi' olacağının müjdesini verdi. Ayrıca “Tunceli Üniversitesi'nin adı Munzur Üniversitesi olarak değiştirilecek” dedi. Her açıdan çok olumlu gelişmelere vesile olacak ifadeler kullandı:

  "Anam rahmetli, her sabah 'dikkat et, kendini gösterme, belli etme, öne çıkma' derdi. Öne çıkma demek bir korkunun işareti. Aynen Aleviliği saklamak gibi… Aslında herkes bu topraklarda yıllarca bir şeyleri sakladı. Şimdi saklanma vakti değil şimdi herkesin onurla gururla öne çıkıp ne düşüncedeyse, ne ideolojideyse, hangi etnik veya mezhebi veya arka plandan gelmişse açıkça, gururla, onurla dile getirecek.

  Biz eğer dilden kulağa konuşuyor olsaydık, tercümana ihtiyaç vardı, gönülden gönüle konuşanların tercümeye de tercümana da ihtiyacı yoktur. Onun için bu topraklarda yüzlerce yıl konuşulmuş hakim olmuş Zazaca'yı, Kürtçe'yi yasaklamanın insani bir yönü olabilir mi?

   75 yaşında bir yaşlının idama giderken feryadına sessiz kalıp, önce onun gözü önünde oğlunu öldüren zihniyet, kimi temsil ediyorsa etsin, o zihniyet zalimce bir zihniyettir. O zihniyeti savunanlar devleti savunmuş olmazlar, o zihniyet üzerinde devlet beka bulamaz. Devlet o zihniyetle yüzleşmeden yeniden milletiyle buluşamaz. Biz yüzleşiyoruz.

   Alevi kardeşlerimize karşı hiçbir ayrımcılık yapılmasına izin vermeyiz. Aynı şekilde herhangi bir toplum kesimine karşı ayrımcılık yapılmasına, gayrimüslimlere karşı ayrımcılık yapılmasına da hiçbir şekilde izin vermeyiz.

  İskilipli Atıf Hoca ile Seyit Rıza'nın idama yürüyüşlerindeki temel ortaklık, devletin resmi ideolojisinden farklı düşünmekti. Biz şunu diyoruz, bundan sonra devletin resmi ideolojisi olmayacak. Devletin bir tek, milletle bağı ve aidiyeti olacak.”

  Ahmet Davutoğlu Hoca’nın konuşmasının pek kıymetli konuşmasındaki mühim vurgular bunlar, Türkiye tarihine not düşülecek kadar mühim açıklamalar bunlar, devletin kendisiyle yüzleştiği tarihlerden bir tarih bu Dersim ziyareti… Yeni Türkiye’nin, yeni hikayelerinden bir daha yazıldı o ziyaretle Dersim’de…

  Dönelim baştaki hikayenin bizim hikaye ile olan bağına: Elalem yol yaptırıp, yoldaki taşla halkını sınarken, bugün Dersim’de cemevini ziyaret eden Hoca, o yolu birlikte yaptığı yol arkadaşlarının ardından o yola yıllar önce bırakılmış, yolun yürünmesini engelleyen o taşı ordan alıp kaldırdı, o yol yürünsün diye. Yolu yapanlar, bu memleketin halkına “taş kaldırma” zahmeti de yüklemiyor artık, döşenmiş taşları yollardan temizliyor, o yol yürünsün diye. E bir zahmet, bu ülkenin halkı olarak hep birlikte eski acıları daha fazla canlı tutmadan, nefrete yer bırakmadan, bu hayırlı adımları görerek, en azından o yoldan yürüyelim, olmaz mı?